Kuran
ﮑ
ﰾ
ﭜ ﭝ ﭞ ﭟ ﭠ ﭡ ﭢ ﭣ ﭤ ٧١ ٧١
ﭦ ﭧ ﭨ ﭩ ﭪ ﭫ ﭬ ﭭ ﭮ ﭯ ﭰ ﭱ ﭲ
ﭳ ﭴ ﭵ ﭶ ﭷ ﭸ ﭹ ﭺ ﭻ ﭼ
ﭽ ﭾ ﭿ ﮀ ﮁ ﮂ ﮃ ﮄ ﮅ ﮆ
ﮇ ﮈ ﮉ ٧٢ ٧٢ ﮋ ﮌ ﮍ ﮎ ﮏ ﮐ
ﮑ ﮒ ﮓ ﮔ ﮕ ﮖ ﮗ ﮘ ﮙ ﮚ ﮛ ﮜ ﮝ
ﮞ ﮟ ﮠ ﮡ ﮢ ﮣ ﮤ ﮥ ٧٣ ٧٣
ﮧ ﮨ ﮩ ﮪ ﮫ ﮬ ﮭ ﮮ ﮯ ٧٤ ٧٤
ﮱ ﯓ ﯔ ﯕ ﯖ ﯗ ﯘ ﯙ ﯚ ﯛ ﯜ ﯝ
ﯞ ﯟ ﯠ ﯡ ﯢ ﯣ ﯤ ﯥ ﯦ ﯧ ﯨ
ﯩ ﯪ ﯫ ﯬ ٧٥ ٧٥ ﯮ ﯯ ﯰ ﯱ ﯲ ﯳ ﯴ
ﯵ ﯶ ﯷ ﯸ ﯹ ﯺ ﯻ ﯼ ﯽ ﯾ ٧٦ ٧٦ ﰀ
ﰁ ﰂ ﰃ ﰄ ﰅ ﰆ ﰇ ﰈ ﰉ ﰊ ﰋ
ﰌ ﰍ ﰎ ﰏ ﰐ ﰑ ﰒ ﰓ ﰔ ﰕ ﰖ ٧٧ ٧٧
وَحَسِبُوٓاْ أَلَّا تَكُونَ فِتۡنَةٞ فَعَمُواْ وَصَمُّواْ ثُمَّ تَابَ ٱللَّهُ عَلَيۡهِمۡ ثُمَّ عَمُواْ وَصَمُّواْ كَثِيرٞ مِّنۡهُمۡۚ وَٱللَّهُ بَصِيرُۢ بِمَا يَعۡمَلُونَ ٧١
Kendilerinden misak/söz alınanlar, (نحن ابناء الله واحباؤه) “Biz Allah’ın oğulları ve sevgilileriyiz.” sözlerine ve mühletlerinin uzun olmasına aldanarak, zorluklarla imtihan edilip sınanmayacaklarını zannettiler. (Kurtubî, 8/97.)
Soru: Hangi kuruntulara aldanıp Allah’ın emirlerine sarılmayı terk ettiler?
وَحَسِبُوٓاْ أَلَّا تَكُونَ فِتۡنَةٞ فَعَمُواْ وَصَمُّواْ ثُمَّ تَابَ ٱللَّهُ عَلَيۡهِمۡ ثُمَّ عَمُواْ وَصَمُّواْ كَثِيرٞ مِّنۡهُمۡۚ وَٱللَّهُ بَصِيرُۢ بِمَا يَعۡمَلُونَ ٧١
(تاب ٱلله عليهم) “Sonra Allah tevbelerini kabul etti,” yani onları itaate ve hakka döndürdü. Ayrıca bu yüce amelin Allah’a isnat edilirken dalâleti ifade eden kör ve sağırlığın onlara isnat edilmesi, sözün fesahatindendir. (İbn Atıyye, 2/221.)
Soru: Bu âyet, Allah’ın, kullarına olan lütfunu gösterirken kullarının ise kendi maslahatlarını bilmediklerini beyan eder, bunu açıkla.
لَقَدۡ كَفَرَ ٱلَّذِينَ قَالُوٓاْ إِنَّ ٱللَّهَ هُوَ ٱلۡمَسِيحُ ٱبۡنُ مَرۡيَمَۖ وَقَالَ ٱلۡمَسِيحُ يَٰبَنِيٓ إِسۡرَٰٓءِيلَ ٱعۡبُدُواْ ٱللَّهَ رَبِّي وَرَبَّكُمۡۖ
Yüce Allah, hristiyanların küfrünü; Îsâ’nın ubabasız doğduğu ve bilinen ilâhî yaratılışa aykırı şekilde dünyaya geldiği gerekçesiyle şüphelerini taşıyan (إن ٱلله هو ٱلمسيح ٱبن مريم) “Allah, kesinlikle Meryem oğlu Mesîh’tir.” sözleri ile haber vermiştir. Hâlbuki Îsâ u onların bu iddialarını yalanlayarak onlara, (يا بني إسرءيل ٱعبدوا ٱلله رب وربكم) “Ey İsrâiloğulları! Rabbim ve Rabbiniz olan Allah’a kulluk ediniz.” demiştir. Bu sayede, kendisi için tam bir kulluk, Rabbi için de tüm mahlûkatı kapsayan bir rubûbiyeti ortaya koymuştur. (Tefsîru’s-Sa‘dî, 240.)
Soru: Hristiyanların kavlinden sonra niçin Îsâ’nın u sözü zikredilmiştir?
أَفَلَا يَتُوبُونَ إِلَى ٱللَّهِ وَيَسۡتَغۡفِرُونَهُۥۚ وَٱللَّهُ غَفُورٞ رَّحِيمٞ ٧٤
“Hâlâ Allah’a tevbe edip O’ndan bağışlanmayı dilemeyecekler mi?” buyruğundaki tevbe, kişinin hayatının devamında hata ve yanlışlarından kesinlikle vazgeçip doğru itikada dönmesidir. İstiğfar ise geçmişte olanlar için bağışlanma dileyip bozuk inancından ötürü yaptığı aşırılıklardan pişman olmaktır. (İbn Âşûr, 6/284.)
Soru: Âyette tevbe ve istiğfar niçin bir arada gelmiştir?
أَفَلَا يَتُوبُونَ إِلَى ٱللَّهِ وَيَسۡتَغۡفِرُونَهُۥۚ وَٱللَّهُ غَفُورٞ رَّحِيمٞ ٧٤
Allah, tevbe edenlerin günahları gökyüzüne kadar ulaşsa dahi affedebilir. Ayrıca tevbelerini kabul etmesi, günahlarını sevaba dönüştürmesi ve (أفلا يتوبون إلى ٱلله ويستغفرونه وٱلله) “Hâlâ Allah’a tevbe edip O’ndan bağışlanmayı dilemeyecekler mi?” âyetinde onları tevbeye çağırırken şefkat ve merhametin son noktası olan teşvik (عرض) ile başlaması O’nun engin merhametini göstermektedir. (Tefsîru’s-Sa‘dî, 240.)
Soru: Kişi, davetinde bu âyetten nasıl faydalanır?
مَّا ٱلۡمَسِيحُ ٱبۡنُ مَرۡيَمَ إِلَّا رَسُولٞ قَدۡ خَلَتۡ مِن قَبۡلِهِ ٱلرُّسُلُ وَأُمُّهُۥ صِدِّيقَةٞۖ كَانَا يَأۡكُلَانِ ٱلطَّعَامَۗ
(صديقة) “Çok doğru bir kadındır,” yani dosdoğru olan bir kadındır. Denilmiştir ki: Yüce Allah’ın, onu vasfederken (و صدقت بكلمات ربها) “Rabbinin sözlerini ve kitaplarını tasdik etti.” (Tahrîm, 66/12.) kavlinde olduğu üzere, Allah’ın âyetlerini tasdik ettiği için (صديقة) “doğrulayan” diye isimlendirilmiştir. (el-Beğavî, 1/699.)
Soru: Hz. Meryem’e niçin “sıddîka” vasfı verilmiştir?
مَّا ٱلۡمَسِيحُ ٱبۡنُ مَرۡيَمَ إِلَّا رَسُولٞ قَدۡ خَلَتۡ مِن قَبۡلِهِ ٱلرُّسُلُ وَأُمُّهُۥ صِدِّيقَةٞۖ كَانَا يَأۡكُلَانِ ٱلطَّعَامَۗ
Âyet, onların -insanların ihtiyaç duyduğu gibi- yemeye ve içmeye ihtiyacı olan iki fakir kul oldukları konusunda açık bir delildir. Şayet ilâh olsalardı yemeye, içmeye veya başka pek çok şeye ihtiyaç duymazlardı. Zira ilâh, hiçbir şeye ihtiyacı olmayıp tüm övgüleri hak edendir. (Tefsîru’s-Sa‘dî, 240.)
Soru: Îsâ u ve annesinin ilâh olmadığına yemek yeme ile nasıl delil getirilir?