Kuran
ﮐ
ﰾ
ﭛ ﭜ ﭝ ﭞ ﭟ ﭠ ﭡ ﭢ ﭣ ﭤ ﭥ ﭦ ﭧ
ﭨ ﭩ ﭪ ﭫ ﭬ ﭭ ﭮ ﭯ ﭰ ﭱ ﭲ ﭳ ﭴ
ﭵ ﭶ ﭷ ﭸ ﭹ ﭺ ﭻ ﭼ ﭽ ﭾ
ﭿ ﮀ ﮁ ﮂ ﮄ ﮅ ﮆ ﮇ ﮈ ﮉ ١٧٦ ١٧٦
ﮑ
ﮕ ﮖ ﮗ ﮘ ﮙ ﮚ ﮛ ﮜ ﮝ ﮞ ﮟ ﮠ
ﮡ ﮢ ﮣ ١ ١ ﮥ ﮦ ﮧ ﮨ ﮩ ﮪ ﮫ
ﮬ ﮭ ﮮ ﮯ ﮰ ﮱ ﯓ ﯔ ﯕ ﯖ
ﯗ ﯘ ﯙ ﯚ ﯛ ﯜ ﯝ ﯞ ﯟ ﯠ ﯡ
ﯢ ﯣ ﯤ ﯥ ﯦ ﯧ ﯨ ﯩ ﯪ ﯫ
ﯬ ﯭ ﯮ ﯯ ﯰ ﯱ ﯲ ﯳ ﯴ ﯵ ﯶ
ﯷ ﯸ ﯹ ﯺ ﯻ ﯼ ﯽ ﯾ ﯿ ٢ ٢
يُبَيِّنُ ٱللَّهُ لَكُمۡ أَن تَضِلُّواْۗ وَٱللَّهُ بِكُلِّ شَيۡءٍ عَلِيمُۢ ١٧٦
Yani, işlerin akıbetini, sağladığı maslahatları, kulları için ne gibi hayırlar ihtiva ettiğini, kişinin akrabalık bağı vasıtasıyla akrabasından hangi payı hakettiğini bilir. (İbn Kesir 1/566)
Soru: Kelale ayeti neden "Allah her şeyi bilmektedir" ile bitmektedir?
يَٰٓأَيُّهَا ٱلَّذِينَ ءَامَنُوٓاْ أَوۡفُواْ بِٱلۡعُقُودِۚ
Mâide sûresi, Kur’ân’da şeriatın fürûlarından olan helâl, haram, emir ve nehiyleri içeren en kapsamlı sûredir. (İbn Teymiyye, 2/391.)
Soru: Mâide sûresi hangi yönüyle öne çıkmıştır?
يَٰٓأَيُّهَا ٱلَّذِينَ ءَامَنُوٓاْ أَوۡفُواْ بِٱلۡعُقُودِۚ
Yüce Allah, Nisâ sûresinin sonunda yahudilerin verdikleri sözü/misakı çiğnemelerinden dolayı onlara, helâl olan güzel şeyleri haram kıldığını haber verdikten sonra, bu sûreye, kendilerinden (yahudilerden) sık sık sakındırdığı müminlere, membası kalp olan vefayı emrederek başlamıştır. (el-Bikâî, 2/384.)
Soru: Bu âyette adâletin önemi vurgulanmıştır. Bunu izah et.
إِنَّ ٱللَّهَ يَحۡكُمُ مَا يُرِيدُ ١
Haram, helâl ve diğer hüküm konusunda dilediğine hükmeder. Bununla beraber hikmetine vâkıf olduklarınız ortadadır, anlayamadıklarınızı ise Allah’a bırakın ve hikmetlerini ilham etmesi için O’na yönelip gayret edin. (el-Bikâî, 2/387.)
Soru: Allah’ın emirlerini uygularken, hikmetlerinin de bilinmesi şart mıdır? Bunu açıkla.
وَلَا يَجۡرِمَنَّكُمۡ شَنَـَٔانُ قَوۡمٍ أَن صَدُّوكُمۡ عَنِ ٱلۡمَسۡجِدِ ٱلۡحَرَامِ أَن تَعۡتَدُواْۘ
Mescid-i Harâm’a girmenizi engelledikleri için onlara olan düşmanlığınız sizi haddi aşmaya sevk etmesin. Bu âyet Müslümanların Mekke ehline karşı zafer elde ettikleri Fetih yılı inmiştir. Müşrikler Hudeybiye günü Müslümanların Mescid-i Harâm’a girmelerini engelledikleri için onların kökünü kazımak istediler. Allah ise bunu nehyetmiştir. (İbn Cüzeyy, 1/223.)
Soru: Bu âyette adâletin önemi vurgulanmıştır. Bunu izah et.
وَتَعَاوَنُواْ عَلَى ٱلۡبِرِّ وَٱلتَّقۡوَىٰۖ
Mâverdî şöyle demiştir: “Yüce Allah, iyilik üzere yardımlaşmayı kendisinden sakınmamız (takvâ) ile beraber emretmiştir. Çünkü takvâda Allah’ın, iyilikte ise insanların rızası vardır. Kim, Allah’ın rızasıyla insanların rızasını bir araya getirebilirse tam bir saadet ile geniş bir nimete ulaşmış olur.” (Kurtubî, 5/11.)
Soru: Kulun mutluluğu nasıl tamamlanır? Âyetten yola çıkarak açıkla.
وَتَعَاوَنُواْ عَلَى ٱلۡبِرِّ وَٱلتَّقۡوَىٰۖ وَلَا تَعَاوَنُواْ عَلَى ٱلۡإِثۡمِ وَٱلۡعُدۡوَٰنِۚ وَٱتَّقُواْ ٱللَّهَۖ إِنَّ ٱللَّهَ شَدِيدُ ٱلۡعِقَابِ ٢
(وتعاونوا على ٱلبر وٱلتقوى) “İyilik ve (Allah’ın yasaklarından) sakınma üzerinde yardımlaşın.” buyruğu genel bir tavsiyedir. İyilik ve takvâ arasındaki farka gelince; iyilik vâcipleri, mendupları, haramları terk etmeyi ve Allah’a yaklaştıran her şeyi kapsarken, takvâ menduplar dışında vâcipleri yapmayı ve haramlardan uzak durmayı içerir. Dolayısıyla iyilik takvâdan daha geniştir. (İbn Cüzeyy, 1/223.)
Soru: İyilik ile takvâ arasındaki fark nedir?
والله بكل شيء عليم) “Allah, her şeyi hakkıyla bilendir.” Yani O, işlerin sonunu, maslahatını, kulu için hayır olan kısmını ve yakınlarından her birinin, ölüye olan akrabalık bağına göre neyi hak ettiğini en iyi bilendir.
Soru: Neden kelâle âyeti Yüce Allah’ın, (والله بكل شيء عليم) “Allah, her şeyi hakkıyla bilendir.” kavliyle sonlanmıştır?