Kuran
ﮐ
ﰽ
ﭚ ﭛ ﭜ ﭝ ﭞ ﭟ ﭠ ﭡ ﭢ ﭣ ﭤ
ﭥ ﭦ ﭧ ﭨ ﭩ ﭪ ﭫ ﭬ
ﭭ ﭮ ﭯ ﭰ ﭱ ﭲ ﭳ ﭴ ﭵ
ﭶ ﭷ ﭸ ﭹ ﭺ ﭻ ﭼ ﭽ ﭾ ﭿ
ﮀ ٢٤ ٢٤ ﮂ ﮃ ﮄ ﮅ ﮆ ﮇ ﮈ
ﮉ ﮊ ﮋ ﮌ ﮍ ﮎ ﮏ
ﮐ ﮑ ﮒ ﮓ ﮔ ﮕ ﮖ ﮗ
ﮘ ﮙ ﮚ ﮛ ﮜ ﮝ ﮞ ﮟ
ﮠ ﮡ ﮢ ﮣ ﮤ ﮥ
ﮦ ﮧ ﮨ ﮩ ﮪ ﮫ ﮬ ﮭ ﮮ
ﮯ ﮰ ﮱ ﯓ ﯔ ﯕ ﯖ ﯗ ﯘ ﯙ
ﯚ ﯛ ﯜ ﯝ ﯞ ﯟ ﯠ ﯡ ﯢ ﯣ
٢٥ ٢٥ ﯥ ﯦ ﯧ ﯨ ﯩ ﯪ ﯫ
ﯬ ﯭ ﯮ ﯯ ﯰ ﯱ ﯲ ﯳ ٢٦ ٢٦
وَأُحِلَّ لَكُم مَّا وَرَآءَ ذَٰلِكُمۡ
Bu âyette zikredilmeyenlerin hepsi helâl ve hoştur. Haram olanlar sayılıdır, helâl için ise bir had/sınır yoktur. Bu, Yüce Allah’tan bir lütuf, rahmet ve kulları için bir kolaylıktır. (Tefsîru’s-Sa‘dî, 174)
Soru: Bu âyet İslâm dininin kolaylık, rahmet ve genişlik dini olduğuna delâlet etmiştir. Bunu açıkla.
وَٱللَّهُ أَعۡلَمُ بِإِيمَٰنِكُمۚ بَعۡضُكُم مِّنۢ بَعۡضٖۚ
Yani içlerindekine karışmayın. Bilakis zâhirde olana bakıp alın. Çünkü Yüce Allah sizin imanlarınızı en iyi bilendir.(el-Beğavî, 1/509.)
Soru: İnsanların kalplerinde (gizli olanlar) hakkında konuşmak Müslümanın menhecinden midir?
ذَٰلِكَ لِمَنۡ خَشِيَ ٱلۡعَنَتَ مِنكُمۡۚ وَأَن تَصۡبِرُواْ خَيۡرٞ لَّكُمۡۗ وَٱللَّهُ غَفُورٞ رَّحِيمٞ ٢٥
Denildi ki: (الْعَنَتَ)’in aslı, iyileştikten sonra kemiğin kırılmasıdır. Bu kelime, insanın hâlinin salâhından sonra başına gelen meşakkat ve zarardan istiâre(Belâgat ilminde bir kural.) edilmiştir. En çirkin fuhşiyatı işleyerek günahlara düşmekten daha büyük zarar yoktur.(Âlûsî, 5/12.)
Soru: Câriye ile evlenme emri hususunda günaha düşmekten korkmanın delâleti nedir?
فَإِنۡ أَتَيۡنَ بِفَٰحِشَةٖ فَعَلَيۡهِنَّ نِصۡفُ مَا عَلَى ٱلۡمُحۡصَنَٰتِ مِنَ ٱلۡعَذَابِۚ ذَٰلِكَ لِمَنۡ خَشِيَ ٱلۡعَنَتَ مِنكُمۡۚ وَأَن تَصۡبِرُواْ خَيۡرٞ لَّكُمۡۗ وَٱللَّهُ غَفُورٞ رَّحِيمٞ ٢٥
Bu âyetin (غَفُورٌ رَّحِيمٌ) “çok bağışlayıcı ve esirgeyici” ism-i kerîmleri ile bitirilmesi, bu hükümlerin Yüce Allah’tan kullarına bir rahmet ve onlara bir ikram ve ihsandan gelmesinden dolayıdır. Yüce Allah buyruklarında onları dara sokmamış, bilakis onlara son derece genişlik sağlamıştır. Belki de hadden sonra mağfiretin zikredilmesinde hadlerin kefâret olduklarına işaret vardır. Hadiste geçtiği üzere Yüce Allah onlarla (hadler ile) kullarının günahlarını bağışlar.(Tefsîru’s-Sa‘dî, 175.)
Soru: Âyetin (غَفُورٌ رَّحِيمٌ) “çok bağışlayıcı ve esirgeyici” isimleri ile bitirilmesindeki sebep nedir?
يُرِيدُ ٱللَّهُ لِيُبَيِّنَ لَكُمۡ وَيَهۡدِيَكُمۡ سُنَنَ ٱلَّذِينَ مِن قَبۡلِكُمۡ
(يُرِيدُ ٱللَّهُ لِيُبَيِّنَ لَكُمْ) “Allah size (bilmediklerinizi) açıklamak istiyor,” yani dininizin konularını, işlerinizdeki maslahatları, lehinize olan helâl ve zararınıza olan haramları açıklamak istiyor. Bu da hiçbir meselenin Yüce Allah’ın hükmü haricinde olmasının imkân dâhilinde olmadığına delâlet eder.
Yüce Allah’ın şu buyruğu da bu kabîldendir: “Biz Kitap’ta hiçbir şeyi eksik bırakmadık.”(En‘âm, 6/38.)-(Kurtubî, 6/244.)
Soru: Yüce Allah’ın şeriatında kendisi hakkında bir beyanın ve hükmün olmadığı herhangi bir çağdaş olay veya durum meydana gelmiş midir?
يُرِيدُ ٱللَّهُ لِيُبَيِّنَ لَكُمۡ وَيَهۡدِيَكُمۡ سُنَنَ ٱلَّذِينَ مِن قَبۡلِكُمۡ
Yani kendilerine tâbi olmanız için sizi, sizden önceki Nebîlerin ve sâlihlerin yoluna hidâyet etmek istiyor.(İbn Cüzeyy, 1/186.)
Soru: Müminler yıllar yılı birbirlerine tâbi olan kardeşlerdir. Bunu âyetten hareket ederek açıkla.
يُرِيدُ ٱللَّهُ لِيُبَيِّنَ لَكُمۡ وَيَهۡدِيَكُمۡ سُنَنَ ٱلَّذِينَ مِن قَبۡلِكُمۡ وَيَتُوبَ عَلَيۡكُمۡۗ وَٱللَّهُ عَلِيمٌ حَكِيمٞ ٢٦
(وَيَتُوبَ عَلَيْكُمْ) “ve sizin günahlarınızı bağışlamak istiyor,” yani Yüce Allah’ın koymuş olduğu sınırlara güç yetirebilesiniz ve helâl olan ile yetinebilesiniz diye işlerinizde ve sizlere teşri kıldığı şeylerde lütufta bulunmak istiyor. Böylelikle Yüce Allah’ın kolay kılmasından dolayı günahlarınız azalsın. İşte bu, Yüce Allah’ın, kullarının tevbelerini kabul etmesindendir. Onlar günah işledikleri hâlde onlara rahmet kapılarını açar ve kalplerine inabeyi ve kendi huzurunda boyun eğmeyi ilham eder ve en sonunda da kendilerini muvaffak kıldığı ameller ile tevbelerini kabul eder.(Tefsîru’s-Sa‘dî, 175.)
Soru: Yüce Allah kullarının tevbesini nasıl kabul eder?