Kuran
ﮎ
ﰹ
ﭙ ﭚ ﭛ ﭜ ﭝ ﭞ ﭟ ﭠ
ﭡ ﭢ ﭣ ٤٩ ٤٩ ﭥ ﭦ ﭧ ﭨ ﭩ
ﭪ ﭫ ﭬ ﭭ ﭮ ٥٠ ٥٠ ﭰ ﭱ ﭲ
ﭳ ﭴ ﭵ ﭶ ﭷ ﭸ ﭹ ﭺ ﭻ
٥١ ٥١ ﭽ ﭾ ﭿ ﮀ ﮁ ﮂ ﮃ ﮄ ٥٢ ٥٢
ﮆ ﮇ ﮈ ﮉ ﮊ ﮋ ﮌ ٥٣ ٥٣
ﮎ ﮏ ﮐ ﮑ ﮒ ﮓ ﮔ ﮕ ﮖ
ﮗ ﮘ ﮙ ﮚ ﮛ ﮜ ﮝ
ﮞ ﮟ ﮠ ﮡ ﮢ ﮣ ﮤ ﮥ ﮦ ﮧ
ﮨ ٥٤ ٥٤ ﮪ ﮫ ﮬ ﮭ ﮮ ﮯ ﮰ ﮱ ﯓ
ﯔ ﯕ ﯖ ﯗ ﯘ ٥٥ ٥٥ ﯚ ﯛ
ﯜ ﯝ ﯞ ﯟ ﯠ ٥٦ ٥٦ ﯢ ﯣ
ﯤ ﯥ ﯦ ﯧ ﯨ ﯩ ﯪ ﯫ ﯬ
ﯭ ﯮ ﯯ ﯰ ﯱ ﯲ ﯳ ﯴ ﯵ ٥٧ ٥٧
وَأَغۡرَقۡنَآ ءَالَ فِرۡعَوۡنَ وَأَنتُمۡ تَنظُرُونَ ٥٠
Kalpleriniz iyice yatışsın ve düşmanlarınızı alçaltmada daha etkili olsun diye siz bakıp dururken gözlerinizin önünde onları boğduk. İbn Kesîr, 1/87.
Soru: Firavun kendi nefsini hoşnut etmek için iman edenleri çarmıha germekle tehdit etti. Bunun için Allah da Firavun’u misliyle tehdit ederek muamele etti. Bunu açıkla.
وَإِذۡ وَٰعَدۡنَا مُوسَىٰٓ أَرۡبَعِينَ لَيۡلَةٗ ثُمَّ ٱتَّخَذۡتُمُ ٱلۡعِجۡلَ مِنۢ بَعۡدِهِۦ وَأَنتُمۡ ظَٰلِمُونَ ٥١
Özellikle geceyi zikretmesi münâcâtın (yakarışın) en güzel/huzur veren ânının gece vakti olduğuna işarettir. el-Bikâî, 133.
Soru: Neden gündüzü değil de geceyi münâcâta has kıldı?
وَإِذۡ قَالَ مُوسَىٰ لِقَوۡمِهِۦ يَٰقَوۡمِ إِنَّكُمۡ ظَلَمۡتُمۡ أَنفُسَكُم بِٱتِّخَاذِكُمُ ٱلۡعِجۡلَ فَتُوبُوٓاْ إِلَىٰ بَارِئِكُمۡ
İsrâiloğullarınının kendisiyle nefislerine yaptıkları zulüm, Allah’ın haber verdiği üzere Mûsâ’nın onlardan ayrılmasından sonra dinlerinden dönmeleri ve buzağıyı rab edinmeleriydi. Taberî, 1/72.
Soru: Toplumun sapması, âlimler ve sâlihler toplumdan yok olup gittiği zaman gerçekleşecektir. Bunu açıkla.
وَإِذۡ قَالَ مُوسَىٰ لِقَوۡمِهِۦ يَٰقَوۡمِ إِنَّكُمۡ ظَلَمۡتُمۡ أَنفُسَكُم بِٱتِّخَاذِكُمُ ٱلۡعِجۡلَ
Ey İsrâiloğulları! Nefislerinizi, hiçbir şeye sahip olmayan, hatta nefsinizin bile kendisinden üstün olduğu biri için zelil kıldınız. İşte bu en kötü zulümdür. Muhakkak ki kişinin kendisi gibi olan birine boyun eğip ibadet etmesi uygun değilken kendisinden daha değersiz olan bir hayvana boyun eğip ibadet etmesi nasıl mümkün olur?! Veya aslı maden olan altından yapılan bir hayvan için nasıl mümkün olabilir?! (İsrâiloğulları, Sâmirî’nin altından yaptırdığı bir buzağıya tapıyordu. el-Bikâî, 1/134.
Soru: En kötü cehâlet, Rubûbiyyet (Rab konusundaki) cehâlettir. Bunu açıkla.
وَظَلَّلۡنَا عَلَيۡكُمُ ٱلۡغَمَامَ وَأَنزَلۡنَا عَلَيۡكُمُ ٱلۡمَنَّ وَٱلسَّلۡوَىٰۖ
Yüce Allah onları felâketlerden kurtardığını zikrettiktikten sonra, ardından da üzerlerine bol bol ihsan ettiği nimetleri zikretmeye başladı. Şöyle buyurdu:
“Ve sizi bulutla gölgeledik.” (İbn Kesîr, 1/90)
Soru: Bu âyet ile önceki âyetler arasındaki alâka nedir?
وَظَلَّلۡنَا عَلَيۡكُمُ ٱلۡغَمَامَ وَأَنزَلۡنَا عَلَيۡكُمُ ٱلۡمَنَّ وَٱلسَّلۡوَىٰۖ كُلُواْ مِن طَيِّبَٰتِ مَا رَزَقۡنَٰكُمۡۚ وَمَا ظَلَمُونَا وَلَٰكِن كَانُوٓاْ أَنفُسَهُمۡ يَظۡلِمُونَ ٥٧
Allah onlara, kendilerine yetecek kadar, doyacakları kadar kudret helvası ve bıldırcın indiriyordu.
“Ey iman edenler! Size verdiğimiz rızıkların temiz olanlarından yiyin,” yani onları, benzeri refah içindeki şehirlere bile nasip olmayan bir rızık ile rızıklandırdık. Yine de bu nimete şükretmediler, kalp katılığına ve günahları çoğaltmaya devam ettiler.Tefsîru’s-Sa‘dî, 49.
Soru: Felâket ve cezaların İsrâiloğulları’nın üzerine sık sık ve art arda gelmesinin sebebi nedir?
وَمَا ظَلَمُونَا وَلَٰكِن كَانُوٓاْ أَنفُسَهُمۡ يَظۡلِمُونَ ٥٧
Burada fiilin hem mâzi (geçmiş zaman) hem de muzâri (gelecek zaman) sığasıyla gelmesi, zulümde direteceklerine ve buna devam edeceklerine delâlet etmektedir. Âlûsî, 1/264.
Soru: Benî İsrâil’in zulümleri neden hem mâzi hem de muzâri sîgasıyla tabir edilmiştir?