Kuran
ﮏ
ﰼ
ﭛ ﭜ ﭝ ﭞ ﭟ ﭠ ﭡ ﭢ ﭣ ﭤ ١١٦ ١١٦
ﭦ ﭧ ﭨ ﭩ ﭪ ﭫ ﭬ ﭭ ﭮ ﭯ
ﭰ ﭱ ﭲ ﭳ ﭴ ﭵ ﭶ ﭷ ﭸ
ﭹ ﭺ ﭻ ﭼ ﭽ ١١٧ ١١٧ ﭿ ﮀ
ﮁ ﮂ ﮃ ﮄ ﮅ ﮆ ﮇ ﮈ ﮉ
ﮊ ﮋ ﮌ ﮍ ﮎ ﮏ ﮐ ﮑ ﮒ ﮓ
ﮔ ﮕ ﮖ ﮗ ﮘ ﮙ ﮚ ﮛ ﮜ ﮝ ﮞ
١١٨ ١١٨ ﮠ ﮡ ﮢ ﮣ ﮤ ﮥ ﮦ
ﮧ ﮨ ﮩ ﮪ ﮫ ﮬ ﮭ ﮮ ﮯ
ﮰ ﮱ ﯓ ﯔ ﯕ ﯖ ﯗ ﯘ ﯙ ﯚ ﯛ ﯜ
ﯝ ١١٩ ١١٩ ﯟ ﯠ ﯡ ﯢ ﯣ ﯤ
ﯥ ﯦ ﯧ ﯨ ﯩ ﯪ ﯫ ﯬ ﯭ ﯮ
ﯯ ﯰ ﯱ ﯲ ﯳ ﯴ ﯵ ١٢٠ ١٢٠ ﯷ ﯸ ﯹ ﯺ
ﯻ ﯼ ﯽ ﯾ ﯿ ﰀ ﰁ ﰂ ١٢١ ١٢١
يَٰٓأَيُّهَا ٱلَّذِينَ ءَامَنُواْ لَا تَتَّخِذُواْ بِطَانَةٗ مِّن دُونِكُمۡ لَا يَأۡلُونَكُمۡ خَبَالٗا وَدُّواْ مَا عَنِتُّمۡ قَدۡ بَدَتِ ٱلۡبَغۡضَآءُ مِنۡ أَفۡوَٰهِهِمۡ وَمَا تُخۡفِي صُدُورُهُمۡ أَكۡبَرُۚ
Kâfirleri sırdaş edinmek onlarla dostluk kurmak nehyedildi. Hz. Ömer’e denildi ki: “Burada hristiyan bir adam var. Hattı ondan daha güzel olanı yok. Senin yazı işlerine bakmasına ne dersin?” Hz. Ömer dedi ki: “Bunu yaptığım takdirde müminler dışında bir sırdaş edinmiş olurum.”
“Çünkü onlar size fenalık etmekten asla geri durmazlar,” yani sizi ifsad etmek için yapılacak hiçbir şeyi esirgemezler. (İbn Cüzeyy, 1/159)
Soru: İslâm düşmanlarından kendine müsteşarlar ve görevliler edinenler hakkındaki görüşün nedir? Ve bunun âkıbeti nedir?
يَٰٓأَيُّهَا ٱلَّذِينَ ءَامَنُواْ لَا تَتَّخِذُواْ بِطَانَةٗ مِّن دُونِكُمۡ لَا يَأۡلُونَكُمۡ خَبَالٗا
Akıllı kişi düşmanla arkadaşlık kurmak ile sınandığında bu arkadaşlığı sadece zâhiren kurar. Yaltaklanıp dostlarından biri olduğuna dair kasem etse dahi içindekilerden hiçbir şeyi ona bildirmez. (Tefsîru’s-Sa‘dî, 144)
Soru: Bazı Müslümanlar gayrimüslim olanlarla ilişki/irtibat kurmaya mecbur kalabilir. Bu kişinin ne yapması gerekir?
يَٰٓأَيُّهَا ٱلَّذِينَ ءَامَنُواْ لَا تَتَّخِذُواْ بِطَانَةٗ مِّن دُونِكُمۡ لَا يَأۡلُونَكُمۡ خَبَالٗا وَدُّواْ مَا عَنِتُّمۡ قَدۡ بَدَتِ ٱلۡبَغۡضَآءُ مِنۡ أَفۡوَٰهِهِمۡ وَمَا تُخۡفِي صُدُورُهُمۡ أَكۡبَرُۚ
Sizin şiddetli bir zorluğa ve zarara uğramanızı istediler. Dillerindeki sürçmelerden ve kelimelerindeki anlamın içeriğinden size karşı düşmanlıklarının alâmetleri zuhur etmiştir. Kalplerinde sakladıkları düşmanlıkları ise daha büyüktür, yani göründüğünden daha büyüktür. Çünkü görülen sadece sürçmeden kaynaklanan idi. Böylesi ise az olur. (Âlûsî, 4/38)
Soru: Neden Yüce Allah müşriklerden yardımcılar edinmeyi nehyetmiştir?
هَٰٓأَنتُمۡ أُوْلَآءِ تُحِبُّونَهُمۡ وَلَا يُحِبُّونَكُمۡ وَتُؤۡمِنُونَ بِٱلۡكِتَٰبِ كُلِّهِۦ وَإِذَا لَقُوكُمۡ قَالُوٓاْ ءَامَنَّا وَإِذَا خَلَوۡاْ عَضُّواْ عَلَيۡكُمُ ٱلۡأَنَامِلَ مِنَ ٱلۡغَيۡظِۚ قُلۡ مُوتُواْ بِغَيۡظِكُمۡۗ إِنَّ ٱللَّهَ عَلِيمُۢ بِذَاتِ ٱلصُّدُورِ ١١٩
Asıl şaşılacak şey, onların müminlere düşmanlık beslemelerine rağmen müminlerin onlara muhabbet beslemeleridir. (İbn Âşûr, 4/65)
Soru: Âyet-i kerîmedeki şaşkınlık hangi şeyden kaynaklanmıştır?
إِن تَمۡسَسۡكُمۡ حَسَنَةٞ تَسُؤۡهُمۡ وَإِن تُصِبۡكُمۡ سَيِّئَةٞ يَفۡرَحُواْ بِهَاۖ
Düşmanlıkta ve hasette bu denli katı olmak, müminlerin başına musibetlerin inmesinden dolayı sevinmek gibi vasıflara sahip olanlar, sırdaş edinilmeye layık kimseler değildirler. Hele hele cihad gibi dünya ve âhiretin kendisine bağlı olduğu böylesi büyük bir işte bu pek mümkün değildir. (Kurtubî, 5/281)
Soru: Kâfir ve münafıkları sırdaş, yani müsteşarlar ve görevliler edinmekten menedilmenin hikmeti nedir?
وَإِن تَصۡبِرُواْ وَتَتَّقُواْ لَا يَضُرُّكُمۡ كَيۡدُهُمۡ شَيۡٔاًۗ إِنَّ ٱللَّهَ بِمَا يَعۡمَلُونَ مُحِيطٞ ١٢٠
Sabı bağlamında, takdir edilene sabretmek de bunun içine girer. Takvâya gelince, emredileni yerine getirip nehyedileni terk etmek de buna girer. Kim bu ikisiyle rızıklandırılırsa onun için hayır bir araya toplanmış olur. Bunun aksini yapan böyle değildir. O kişi Allah’tan korkmaz, bilakis hevâsına tâbi olarak O’na itaati terk edip kaderi de mazeret olarak sunar. Başına bir musibet geldiğinde bunun bir kader olduğuna bakıp da sabretmez. İşte bu bedbahtların hâlidir. (İbn Teymiyye, 2/133)
Soru: Yüce Allah’ın kendisini sabır ve takvâ ile rızıklandırdığı ile kendisini bunlardan mahrum kıldığı kimsenin hâlini açıkla.
وَإِذۡ غَدَوۡتَ مِنۡ أَهۡلِكَ تُبَوِّئُ ٱلۡمُؤۡمِنِينَ مَقَٰعِدَ لِلۡقِتَالِۗ
Yani herkes olması gereken yerinde olacak şekilde onları yerleştirip düzenliyorsun. Bunda Nebî ﷺ için en büyük övgü vardır. Çünkü onları yönetip, savaş mevzilerine yerleştirmede kendisi bilfiil ilgileniyor. Bu da ancak ilminin ve düşüncesinin mükemmelliğinden, meseleye bakışının isabetliliğinden ve himmetinin yüceliğinden kaynaklanan bir durumdur. Şöyle ki: Bu işlere bizzat kendi nefsi ve kâmil cesaretiyle müdahil oluyor. Allah’ın salât ve selâmı onun üzerine olsun. (Tefsîru’s-Sa‘dî, 145)
Soru: Bu âyette Nebî ﷺ için bir övgü vardır. Bunu açıkla.