Kuran
ﯨ
ﱔ
ﭚ ﭛ ﭜ ﭝ ﭞ ﭟ ﭠ ﭡ ﭢ
ﭣ ﭤ ﭥ ﭦ ﭧ ١٠ ١٠ ﭩ ﭪ ﭫ ﭬ ﭭ
ﭮ ﭯ ﭰ ﭱ ﭲ ﭳ ﭴ ﭵ
ﭶ ﭷ ﭸ ﭹ ﭺ ﭻ ﭼ ﭽ ﭾ
ﭿ ﮀ ﮁ ﮂ ﮃ ﮄ ﮅ
١١ ١١ ﮇ ﮈ ﮉ ﮊ ﮋ ﮌ ﮍ ﮎ ﮏ
ﮐ ﮑ ﮒ ﮓ ﮔ ﮕ ﮖ ١٢ ١٢ ﮘ
ﮙ ﮚ ﮛ ﮜ ﮝ ﮞ ﮟ ﮠ ﮡ ﮢ
ﮣ ﮤ ١٣ ١٣ ﮦ ﮧ ﮨ ﮩ ﮪ ﮫ ﮬ
ﮭ ﮮ ﮯ ﮰ ﮱ ﯓ ﯔ ﯕ ﯖ ﯗ ﯘ
ﯙ ﯚ ﯛ ﯜ ﯝ ﯞ ﯟ ﯠ ١٤ ١٤ ﯢ
ﯣ ﯤ ﯥ ﯦ ﯧ ﯨ ﯩ ﯪ ﯫ ﯬ
ﯭ ١٥ ١٥ ﯯ ﯰ ﯱ ﯲ ﯳ ﯴ ﯵ
ﯶ ﯷ ﯸ ﯹ ﯺ ﯻ ﯼ ﯽ ﯾ ﯿ ١٦ ١٦
وَٱلَّذِينَ جَآءُو مِنۢ بَعۡدِهِمۡ يَقُولُونَ رَبَّنَا ٱغۡفِرۡ لَنَا وَلِإِخۡوَٰنِنَا ٱلَّذِينَ سَبَقُونَا بِٱلۡإِيمَٰنِ وَلَا تَجۡعَلۡ فِي قُلُوبِنَا غِلّٗا لِّلَّذِينَ ءَامَنُواْ رَبَّنَآ إِنَّكَ رَءُوفٞ رَّحِيمٌ ١٠
Denildi ki: “Bunun mânası, sahâbeden sonra gelen tâbiîn ve tebe-i tâbiînden kıyamete kadar gelecek olan tüm müminlerdir.” Mâlik de buna yorarak şöyle demiştir: “Her kim sahâbe hakkında kötü bir söz söylerse, onun ganimetten de fey mallarında da hiçbir nasibi yoktur. Çünkü Yüce Allah, sahâbeden sonra gelenlerden şöyle haber vermektedir: ‘Rabbimiz! Bizi ve bizden önce gelip geçmiş imanlı kardeşlerimizi bağışla.’ Her kim bunun zıddını söylerse o kimse Yüce Allah’ın kendilerini nitelediği kimselerden çıkmış olur.” (İbn Cüzeyy, 2/430.)
Soru: İmam Mâlik bu âyete dayanarak, sahâbe hakkında kötü konuşanların fey malında nasiplerinin olmadığı sonucunu nasıl çıkarmıştır?
وَٱلَّذِينَ جَآءُو مِنۢ بَعۡدِهِمۡ يَقُولُونَ رَبَّنَا ٱغۡفِرۡ لَنَا وَلِإِخۡوَٰنِنَا ٱلَّذِينَ سَبَقُونَا بِٱلۡإِيمَٰنِ
Müminlerin birbirlerinden faydalanması ve birbirlerine dua etmeleri imanın fazilet ve meziyetlerindendir. Tüm bunları müminler arasındaki kardeşlik akdini gerektiren imandaki ortaklık sebebiyle yapmaktadırlar ki bunun şubelerinden biri de birbirlerine dua etmeleridir. (Tefsîru’s-Sa‘dî, 852.)
Soru: Âyet-i kerîmenin işaret ettiği imanın faziletlerinden birini zikret.
لَأَنتُمۡ أَشَدُّ رَهۡبَةٗ فِي صُدُورِهِم مِّنَ ٱللَّهِۚ ذَٰلِكَ بِأَنَّهُمۡ قَوۡمٞ لَّا يَفۡقَهُونَ ١٣
Asıl anlayış ve kavrayış, Allah’tan korkmanın, O’ndan ummanın ve O’nu sevmenin her şeyin önüne geçirilmesi ve her şeyin O’na tâbi kılınmasıdır. (Tefsîru’s-Sa‘dî, 852.)
Soru: Kulun anlayış ve kavrayış sahibi olduğunun alâmeti nedir?
لَأَنتُمۡ أَشَدُّ رَهۡبَةٗ فِي صُدُورِهِم مِّنَ ٱللَّهِۚ
Korkunun onların içlerinde olmasıyla nitelenmesinin sebebi, bu korkunun kalplerinde son derece gizli olmasından ötürüdür. Yani onlar Müslümanların kendilerinden korkmaları için onlara karşı savaş hazırlıkları yaptıklarını ve cesaretle kafalarını diktiklerini izhar ediyorlardı. Oysa göründükleri kadar değillerdi. Böyle olduğu için Yüce Allah, onların iç yüzünü Rasûlüne gösterdi. (İbn Âşûr, 28/103.)
Soru: Neden korku onların içlerinde olmakla nitelenmiştir ve Müslümanın bu nitelemeden elde edeceği fayda nedir?
بَأۡسُهُم بَيۡنَهُمۡ شَدِيدٞۚ تَحۡسَبُهُمۡ جَمِيعٗا وَقُلُوبُهُمۡ شَتَّىٰۚ
Katâde der ki: “Kalplerin birbirine nefret besleyip ihtilaf etmesiyle birlikte bedenlerin bir arada bulunması tüm fesadın aslıdır. Bu, zayıflığı zorunlu kılan etken ve düşmanı cesaretlendirmeyi gerektiren etkendir. Kalplerin uyum sağlaması azimde birliği oluşturması ve aynı hedefe odaklanması ise tüm zafer ve saadet yollarını zorunlu kılar.” (el-Bikâî, 19/453.)
Soru: Kalplerin birbirinden uzak olmasının tehlikesi nedir?
بَأۡسُهُم بَيۡنَهُمۡ شَدِيدٞۚ تَحۡسَبُهُمۡ جَمِيعٗا وَقُلُوبُهُمۡ شَتَّىٰۚ ذَٰلِكَ بِأَنَّهُمۡ قَوۡمٞ لَّا يَعۡقِلُونَ ١٤
Bâtıl üzere olduklarını bildikleri için onları bir araya getirecek bir dinleri yoktur. Onlar hevâların esiri olmuşlardır. Hevâlar ise son derece farklıdır. Hevâ, ihtilafın merkezi olduğu gibi akıl da birliğin merkezidir. (el-Bikâî, 19/453.)
Soru: Yahudilerin akletmeyenler olmakla nitelenmeleri neye işaret etmektedir?
بَأۡسُهُم بَيۡنَهُمۡ شَدِيدٞۚ تَحۡسَبُهُمۡ جَمِيعٗا وَقُلُوبُهُمۡ شَتَّىٰۚ ذَٰلِكَ بِأَنَّهُمۡ قَوۡمٞ لَّا يَعۡقِلُونَ ١٤
Bu âyette ayrılığa düşüp birbirlerine sırt çevirmeme hususunda Müslümanlara bir terbiye vardır. Yine Müslümanların çok iyi bilmeleri gerekir ki ümmetin gönülleri ve kalpleri bir olmadığı sürece düşmanlarına karşı kuvvet sahibi olamayacaklardır. (İbn Âşûr, 28/106.)
Soru: Âyet-i kerîmede düşmanlara karşı koyabilmek için ümmetin birlik olup ayrılığa düşmemelerinin önemine işaret vardır. Bunu izah et.