Kuran
ﯝ
ﱒ
ﭚ ﭛ ﭜ ﭝ ﭞ ﭟ ﭠ ﭡ ﭢ ﭣ ﭤ
ﭥ ﭦ ﭧ ﭨ ﭩ ﭪ ﭫ ١٠ ١٠ ﭭ
ﭮ ﭯ ﭰ ﭱ ﭲ ﭳ ﭴ
ﭵ ﭶ ﭷ ﭸ ﭹ ﭺ ﭻ ﭼ ﭽ ﭾ ﭿ
ﮀ ﮁ ﮂ ﮃ ﮄ ﮅ ﮆ ﮇ ﮈ ﮉ ﮊ ﮋ ﮌ
ﮍ ﮎ ﮏ ﮐ ﮑ ﮒ ﮓ ﮔ ١١ ١١ ﮖ ﮗ ﮘ ﮙ
ﮚ ﮛ ﮜ ﮝ ﮞ ﮟ ﮠ ﮡ ﮢ
ﮣ ﮤ ﮥ ﮦ ﮧ ﮨ ﮩ ١٢ ١٢ ﮫ ﮬ ﮭ
ﮮ ﮯ ﮰ ﮱ ﯓ ﯔ ١٣ ١٣ ﯖ ﯗ
ﯘ ﯙ ﯚ ﯛ ﯜ ﯝ ﯞ ﯟ ﯠ ﯡ
ﯢ ﯣ ﯤ ﯥ ١٤ ١٤ ﯧ ﯨ ﯩ
ﯪ ﯫ ﯬ ﯭ ﯮ ﯯ ﯰ ﯱ
ﯲ ﯳ ﯴ ﯵ ﯶ ﯷ ﯸ ﯹ ﯺ ﯻ ﯼ ﯽ ﯾ ﯿ
ﰀ ﰁ ﰂ ﰃ ﰄ ﰅ ﰆ ﰇ ﰈ ﰉ ١٥ ١٥
فَمَن نَّكَثَ فَإِنَّمَا يَنكُثُ عَلَىٰ نَفۡسِهِۦۖ
Çünkü bunu yapmakla, biatlerine sahip çıkmayarak Yüce Allah’ın kendilerine cenneti va’dettiği kimselerin dışına çıkmışlardır. Bundan dolayı biatlerini bozmakla yalnızca kendilerine zarar vermişlerdir. Böyle bir hata kendilerinin aleyhine olmuştur. Rasûlullah’a ﷺ gelince, kuşkusuz Yüce Allah, düşmanlarına karşı ona yardım edecektir. Biat eden bu ahdini ister bozsun isterse de biatine vefa göstersin, fark etmez. (Taberî, 22/210)
Soru: İnsanın dinine yardım etmemesiyle zararlı çıkan kimdir?
يَقُولُونَ بِأَلۡسِنَتِهِم مَّا لَيۡسَ فِي قُلُوبِهِمۡۚ
Onların istiğfar talebi kalpten olmayıp istihza yoluyla olunca ve içlerinde gizledikleri dışa vurduklarına aykırı olunca Yüce Allah şu sözüyle onların hakikatini ortaya çıkarttı: “Onlar kalplerinde olmayanı dilleriyle söylerler.” İşte münafıkların işi hep budur. (eş-Şevkânî, 5/48)
Soru: Nifak ehlinin Nebî’den ﷺ istiğfar talebinde bulunmalarının sebebi nedir?
قُلۡ فَمَن يَمۡلِكُ لَكُم مِّنَ ٱللَّهِ شَيًۡٔا إِنۡ أَرَادَ بِكُمۡ ضَرًّا أَوۡ أَرَادَ بِكُمۡ نَفۡعَۢاۚ بَلۡ كَانَ ٱللَّهُ بِمَا تَعۡمَلُونَ خَبِيرَۢا ١١
Hiç kimse O yüce Zatın zararını defedemez. Ehil ile, mal ile meşgul olmak özür değildir. Yüce Allah böylelerine zararın gelmesini isterse böyle bir bahane bu zararı onlardan defedemez. Bununla beraber Yüce Allah sizin hakkınızda fayda murat ettiği takdirde düşmanın güçlü bir teçhizata sahip olması bu faydaya engel olamaz. (Âlûsî, 13/253)
Soru: Mallar ve ehil ile meşgul olmak, dine yardım etmemede Yüce Allah katında makbul bir özür müdür?
بَلۡ ظَنَنتُمۡ أَن لَّن يَنقَلِبَ ٱلرَّسُولُ وَٱلۡمُؤۡمِنُونَ إِلَىٰٓ أَهۡلِيهِمۡ أَبَدٗا وَزُيِّنَ ذَٰلِكَ فِي قُلُوبِكُمۡ وَظَنَنتُمۡ ظَنَّ ٱلسَّوۡءِ وَكُنتُمۡ قَوۡمَۢا بُورٗا ١٢
Böyle bir zannın münafıkların düşüncelerinde süslü gösterilmesi, zannettiklerinden başka bir ihtimalin olabileceğini varsaymamalarından dolayıdır. Ki bu ihtimal de Nebî’nin ﷺ , ehline sâlim bir şekilde geri dönmesidir. İşte zayıf akıl sahiplerinin ve düşük karakter sahiplerinin durumu hep böyledir. Olayları değerlendirirken zihinlerine gelen ilk düşünceden başka bir tabloyu zihinlerinde canlandırmazlar. (İbn Âşûr, 26/164)
Soru: Yüce Allah’ın münafıkları yavaş yavaş helâke sürüklemesinin alâmetlerinden biri de müminler hakkında hatalı bir zannı kalplerinde süslü göstermesidir. Âyet-i kerîmeden yola çıkarak bunu izah et.
يَغۡفِرُ لِمَن يَشَآءُ وَيُعَذِّبُ مَن يَشَآءُۚ وَكَانَ ٱللَّهُ غَفُورٗا رَّحِيمٗا ١٤
Nefislerinde bağışlanmaya dair bir umudun doğması ve kaçırdıkları hayırları telafi etmeleri için hemen harekete geçsinler diye (يغفر لمن يشاء ويعذب من يشآء) “O, dilediğini bağışlar, dilediğine ceza verir” kavlinde önce mağfiret zikredilmiştir. Bu da gelecek olan âyette kendilerine yapılacak vaad için bir hazırlıktır: “Bedevîlerden (seferden) geri kalmış olanlara de ki: Siz yakında çok kuvvetli bir kavme karşı savaşmaya çağrılacaksınız. Onlarla, teslim oluncaya kadar savaşacaksınız. Eğer emre itaat ederseniz, Allah size güzel bir mükâfat verir.” (İbn Âşûr, 26/166)
Soru: Neden âyet-i kerîmede mağfiret cezadan önce zikredildi?
سَيَقُولُ ٱلۡمُخَلَّفُونَ إِذَا ٱنطَلَقۡتُمۡ إِلَىٰ مَغَانِمَ لِتَأۡخُذُوهَا ذَرُونَا نَتَّبِعۡكُمۡۖ يُرِيدُونَ أَن يُبَدِّلُواْ كَلَٰمَ ٱللَّهِۚ
Yani Yüce Allah’ın Hudeybiye’de Müslümanlara verdiği vaadi değiştirmek isterler. Çünkü Yüce Allah onlara, (Hudeybiye Antlaşması sebebiyle Mekke’ye girememelerine ve) ganimetlere karşılık Hayber’in ganimet ve fethini va’detmiş ve bunların sadece kendilerine has olmasını istemişti. Böyle olunca geride kalan (münafıklar) bu vaadlere ortak olmak istiyorlardı. İşte onların değiştirmek istedikleri şey buydu. (İbn Cüzeyy, 2/349)
Soru: Geride kalanların ve münafıkların kaygıları ganimetlerin etrafında dönüp durur. Âyet-i kerîmeden yola çıkarak bunu izah et.
فَسَيَقُولُونَ بَلۡ تَحۡسُدُونَنَاۚ بَلۡ كَانُواْ لَا يَفۡقَهُونَ إِلَّا قَلِيلٗا ١٥
Ganimetler konusunda (بل تحسدوننا) “Hayır, bizi kıskanıyorsunuz.” diyecekler. Böyle bir anda onların ilminin vardığı en son nokta işte burasıdır. Eğer onlar olayları selîm bir akılla değerlendirmiş olsalardı ganimetlerden mahrum oluşlarının sebebinin isyan etmeleri olduğunu bilirlerdi ve mâsiyetlerin hem dinî hem de dünyevî birtakım cezalarının olduğunu kavrarlardı. Bundan dolayı Yüce Allah şöyle buyurdu: “Bilâkis onlar, pek az anlayan kimselerdir.” (Tefsîru’s-Sa‘dî, 793)
Soru: Münafıkların Hayber ganimetlerinden mahrum kalmalarındaki gerçek sebep nedir?