Kuran
ﯖ
ﱐ
ﭛ ﭜ ﭝ ﭞ ﭟ ﭠ ﭡ ﭢ ﭣ ﭤ ﭥ ﭦ ﭧ
ﭨ ٣٩ ٣٩ ﭪ ﭫ ﭬ ﭭ ﭮ ﭯ ﭰ ﭱ ﭲ ﭳ
ﭴ ﭵ ﭶ ﭷ ﭸ ﭹ ﭺ ﭻ ﭼ ﭽ ﭾ ﭿ ﮀ ﮁ
ﮂ ﮃ ﮄ ﮅ ٤٠ ٤٠ ﮇ ﮈ ﮉ ﮊ ﮋ ﮌ ﮍ
ﮎ ﮏ ﮐ ٤١ ٤١ ﮒ ﮓ ﮔ ﮕ ﮖ ﮗ ﮘ ﮙ
ﮚ ﮛ ﮜ ﮝ ﮞ ﮟ ٤٢ ٤٢ ﮡ ﮢ ﮣ ﮤ ﮥ ﮦ ﮧ
ﮨ ﮩ ﮪ ﮫ ﮬ ﮭ ﮮ ﮯ ﮰ ﮱ ﯓ
٤٣ ٤٣ ﯕ ﯖ ﯗ ﯘ ﯙ ﯚ ﯛ ﯜ ﯝ
ﯞ ﯟ ﯠ ﯡ ﯢ ﯣ ﯤ ﯥ ﯦ ﯧ ﯨ
ﯩ ﯪ ﯫ ﯬ ﯭ ﯮ ﯯ ﯰ ﯱ ﯲ
ﯳ ﯴ ﯵ ﯶ ٤٤ ٤٤ ﯸ ﯹ ﯺ ﯻ
ﯼ ﯽ ﯾ ﯿ ﰀ ﰁ ﰂ ﰃ ﰄ
ﰅ ﰆ ﰇ ﰈ ﰉ ﰊ ﰋ ٤٥ ٤٥ ﰍ ﰎ ﰏ
ﰐ ﰑ ﰒ ﰓ ﰔ ﰕ ﰖ ﰗ ﰘ ﰙ ٤٦ ٤٦
إِنَّ ٱلَّذِينَ يُلۡحِدُونَ فِيٓ ءَايَٰتِنَا لَا يَخۡفَوۡنَ عَلَيۡنَآۗ
Bu büyük bir tehdit, kesin bir korkutmadır. Yani Yüce Allah; âyetleri, isim ve sıfatları hakkında haktan sapanları bilmektedir ve bu sapmaya karşılık onlara ceza ve azap verecektir. (İbn Kesîr, 4/104.)
Soru: Yüce Allah’ın, âyetlerinden sapanların kendisine gizli kalmadığını haber vermesindeki maksat nedir?
إِنَّ ٱلَّذِينَ كَفَرُواْ بِٱلذِّكۡرِ لَمَّا جَآءَهُمۡۖ وَإِنَّهُۥ لَكِتَٰبٌ عَزِيزٞ ٤١
Yüce Allah Kur’ân’ı eşsiz olmakla nitelemiştir. Çünkü mânalarının doğruluğundan ötürü hicvedilmesi ve hor görülmesi imkânsızdır. O, Yüce Allah tarafından korunmuştur. (İbn Atıyye, 5/19.)
Soru: Yüce Allah’ın Kur’ân’ı eşsiz olmakla nitelemesinin faydasını açıkla.
مَّا يُقَالُ لَكَ إِلَّا مَا قَدۡ قِيلَ لِلرُّسُلِ مِن قَبۡلِكَۚ إِنَّ رَبَّكَ لَذُو مَغۡفِرَةٖ وَذُو عِقَابٍ أَلِيمٖ ٤٣
Azabın özellikle “acı” olmakla nitelenmesi, kendisi sebebiyle cezalandırıldıkları sebebe uygun olduğuna işaret etmek içindir. Nitekim onlar karşı çıkıp kendisine eziyet etmek suretiyle Nebî’nin ﷺ canını yakmışlardı. (İbn Âşûr, 4/311.)
Soru: Âyet-i kerîmede geçen azabın acı olmakla nitelenmesinin faydası nedir?
إِنَّ رَبَّكَ لَذُو مَغۡفِرَةٖ وَذُو عِقَابٍ أَلِيمٖ ٤٣
Allah’ın af ve bağışlaması olmasaydı hiç kimse hayattan tat almazdı. Yine O’nun tehdidi/azabı olmasaydı herkes O’nun rahmetine güvenip dayanırdı. (İbn Kesîr, 4/104.)
Soru: Bu âyette olduğu gibi neden âyetlerin birçoğunda mağfiret ile ceza bir arada zikredilmiştir?
قُلۡ هُوَ لِلَّذِينَ ءَامَنُواْ هُدٗى وَشِفَآءٞۚ
Yüce Allah, kendisine iman eden herkes için Kur’ân’ın şek, şüphe ve ağrılara şifa olduğunu bildirmiştir. (Kurtubî, 18/431.)
Soru: Kur’ân’ın hidâyet ve şifasından kimden istifade edebilir?
وَٱلَّذِينَ لَا يُؤۡمِنُونَ فِيٓ ءَاذَانِهِمۡ وَقۡرٞ وَهُوَ عَلَيۡهِمۡ عَمًىۚ أُوْلَٰٓئِكَ يُنَادَوۡنَ مِن مَّكَانِۢ بَعِيدٖ ٤٤
Nasıl ki uzakta olan birine seslenildiğinde o işitmeyip anlamıyorsa, aynı şekilde onlar da işitmeyip anlamazlar. Bu, vaaz edildikleri konuda -sanki kendilerine işitemeyecekleri bir yerden sesleniliyormuş gibi- az faydalandıklarına bir misaldir. (el-Beğavî, 4/70.)
Soru: (أولئك ينادون من مكان بعيد) “(Sanki) onlara uzak bir yerden bağırılıyor” buyruğunda geçen darbımeselin zikredilmesindeki Kur’ânî maksat nedir?
وَلَقَدۡ ءَاتَيۡنَا مُوسَى ٱلۡكِتَٰبَ فَٱخۡتُلِفَ فِيهِۚ وَلَوۡلَا كَلِمَةٞ سَبَقَتۡ مِن رَّبِّكَ لَقُضِيَ بَيۡنَهُمۡۚ وَإِنَّهُمۡ لَفِي شَكّٖ مِّنۡهُ مُرِيبٖ ٤٥
Onların içindeki bâtıl grup, söylemiş oldukları şeyler hakkında (لفي شك) “şüphe içindedirler.” Kendileri bile hiçbir sabit delil olmaksızın söylemiş oldukları bu sözlerden şüphe duyarlar. Tüm sözlerini bir zan üzere söylemişlerdir. (Taberî, 21/487.)
Soru: Neden kâfirler Kur’ân’ı kendisiyle niteledikleri sözlerine güven duymuyorlar?