Kuran
ﯕ
ﱐ
ﭚ ﭛ ﭜ ﭝ ﭞ ﭟ ﭠ ﭡ ﭢ ﭣ ﭤ
ﭥ ﭦ ﭧ ﭨ ﭩ ﭪ ﭫ ﭬ ﭭ ﭮ ﭯ ﭰ
ﭱ ﭲ ٧٨ ٧٨ ﭴ ﭵ ﭶ ﭷ ﭸ
ﭹ ﭺ ﭻ ﭼ ٧٩ ٧٩ ﭾ ﭿ ﮀ
ﮁ ﮂ ﮃ ﮄ ﮅ ﮆ ﮇ
ﮈ ﮉ ٨٠ ٨٠ ﮋ ﮌ ﮍ ﮎ ﮏ
ﮐ ٨١ ٨١ ﮒ ﮓ ﮔ ﮕ ﮖ ﮗ
ﮘ ﮙ ﮚ ﮛ ﮜ ﮝ ﮞ ﮟ ﮠ ﮡ
ﮢ ﮣ ﮤ ﮥ ﮦ ﮧ ﮨ ﮩ ﮪ ﮫ
٨٢ ٨٢ ﮭ ﮮ ﮯ ﮰ ﮱ ﯓ ﯔ ﯕ
ﯖ ﯗ ﯘ ﯙ ﯚ ﯛ ﯜ ٨٣ ٨٣ ﯞ ﯟ
ﯠ ﯡ ﯢ ﯣ ﯤ ﯥ ﯦ ﯧ ﯨ
ﯩ ٨٤ ٨٤ ﯫ ﯬ ﯭ ﯮ ﯯ ﯰ ﯱ ﯲ ﯳ
ﯴ ﯵ ﯶ ﯷ ﯸ ﯹ ﯺ ﯻ ﯼ ﯽ ٨٥ ٨٥
وَلَكُمۡ فِيهَا مَنَٰفِعُ وَلِتَبۡلُغُواْ عَلَيۡهَا حَاجَةٗ فِي صُدُورِكُمۡ وَعَلَيۡهَا وَعَلَى ٱلۡفُلۡكِ تُحۡمَلُونَ ٨٠
Bu âyetteki faydalardan kastedilen mâna (و منها تأكلون) “kimini yiyesiniz diye” kavlinde geçen etlerinin yenmesine mukabil olan yün, süt, mehir ve diyet olarak verilen bedeller gibi faydalardır. Kubbe ve başka işlerde kullanmak ve üzerine oturmak için derilerinden faydalanmak, aynı şekilde çayır ve meraya otlanmaya gidip geldiklerinde göze yansıyan görüntüsünün güzelliğinden faydalanmak da buna dâhildir. (İbn Âşûr, 24/215-216.)
Soru: Yüce Allah’ın (و لكم فيها منافع) “Onlarda sizin için daha nice faydalar vardır” kavlinin altına giren bazı faydaları zikret.
أَفَلَمۡ يَسِيرُواْ فِي ٱلۡأَرۡضِ فَيَنظُرُواْ كَيۡفَ كَانَ عَٰقِبَةُ ٱلَّذِينَ مِن قَبۡلِهِمۡۚ
(فينظروا) “görsünler;” gaflet ve dikkatsiz bakışlar değil, düşünüp ders alacakları bir bakışla bakıp görsünler. (Tefsîru’s-Sa‘dî, 744.)
Soru: Yüce Allah’ın helâk ettiği toplulukların üzerinden geçmek ne zaman faydalı, ne zaman zararlı olur?
فَلَمَّا جَآءَتۡهُمۡ رُسُلُهُم بِٱلۡبَيِّنَٰتِ فَرِحُواْ بِمَا عِندَهُم مِّنَ ٱلۡعِلۡمِ
Bu buyruk, kendisiyle peygamberlerin getirdiği hakikatlere aykırı olan tüm ilimleri kapsar. Bu kısma girmeye en fazla hak kazanan ilimler, Yunan felsefesi ve mantık ilimleridir. Bu ilimlerle birçok Kur’ânî âyetler reddedilmiş, kalplerdeki değerini eksiltmiş ve katiyet ifade eden kesin deliller yakînden bir şey ifade etmeyen lafzî deliller hâline getirilmiştir. Böyle ilimlere de ancak aklı kıt ve bozuk olanlar yönelir. Bu da Yüce Allah’ın âyetlerinden sapmanın, karşı çıkıp çelişmenin en büyük yoludur. (Tefsîru’s-Sa‘dî, 744.)
Soru: Bazı ilimler ne zaman kınanmış olur? Âyet ışığında bu konuyu anlat.
فَلَمَّا جَآءَتۡهُمۡ رُسُلُهُم بِٱلۡبَيِّنَٰتِ فَرِحُواْ بِمَا عِندَهُم مِّنَ ٱلۡعِلۡمِ
Âyetteki zamir, yalanlayan ümmetlere dönmektedir. Kendilerinin yanında bulunan ilmin tefsiri hakkında ise farklı yorumlar vardır: a- Onların asla diriltilmeyip hesaba çekilmeyeceklerine dair taşıdıkları inançtır. b- Dünyanın çıkarlarını ve onları elde etmenin yollarını bilmeye dair ilimleridir. c- Şeriatların ilimlerini hakir gören felsefecilerin ilimleridir. (İbn Cüzeyy, 2/286.)
Soru: Bu âyette, bazı ilimlerin, sahibine vebal olacağına bir delil vardır. Buna birkaç misal zikret.
فَلَمَّا جَآءَتۡهُمۡ رُسُلُهُم بِٱلۡبَيِّنَٰتِ فَرِحُواْ بِمَا عِندَهُم مِّنَ ٱلۡعِلۡمِ
Hakikatinde cehâlet olmasına rağmen kendi iddia ve zanlarınca bunu ilim olarak gördükleri için böyle isimlendirilmiştir. (Kurtubî, 18/55.)
Soru: Bu yalancıların yanında bulunan bilgiler ilim olarak isimlendirilir mi?
فَلَمَّا رَأَوۡاْ بَأۡسَنَا قَالُوٓاْ ءَامَنَّا بِٱللَّهِ وَحۡدَهُۥ وَكَفَرۡنَا بِمَا كُنَّا بِهِۦ مُشۡرِكِينَ ٨٤
Yüce Allah, azabın kendilerine erişmesinden sonra iman edip de imanları kendilerine fayda vermeyen bazı kimselerin hâlini anlatmaktadır. Bunun zikredilmesinde ise, Arapları derhal harekete geçmeleri konusunda bir teşvik ve ağırdan almaları konusunda ise bir korkutma vardır ki yakalandıktan sonra tevbenin fayda vermeyeceği o azap kendilerine erişmesin. (İbn Atıyye, 4/572.)
Soru: Kendilerinden öncekilere azap eriştikten sonra imanın kendilerine fayda vermeyeceğini Kureyş müşriklerine haber vermenin faydası nedir?
فَلَمۡ يَكُ يَنفَعُهُمۡ إِيمَٰنُهُمۡ لَمَّا رَأَوۡاْ بَأۡسَنَاۖ سُنَّتَ ٱللَّهِ ٱلَّتِي قَدۡ خَلَتۡ فِي عِبَادِهِۦۖ
Yani Yüce Allah, azabı görmelerinin ardından imanlarının kâfirlere fayda vermeyeceğini, aynı şekilde azabı görüp kesin ilim oluştuktan sonra tevbelerinin kabul olmayacağını kanun kılmıştır. (Kurtubî, 18/386.)
Soru: Yüce Allah’ın âyet-i kerîmede zikri geçen kanunlarından birini zikret.