Kuran
ﯕ
ﱐ
ﭝ ﭞ ﭟ ﭠ ﭡ ﭢ ﭣ ﭤ ﭥ
ﭦ ﭧ ﭨ ﭩ ﭪ ﭫ ﭬ ﭭ ﭮ ﭯ
ﭰ ٦٧ ٦٧ ﭲ ﭳ ﭴ ﭵ ﭶ ﭷ ﭸ ﭹ ﭺ
ﭻ ﭼ ﭽ ﭾ ٦٨ ٦٨ ﮀ ﮁ ﮂ ﮃ ﮄ
ﮅ ﮆ ﮇ ﮈ ﮉ ٦٩ ٦٩ ﮋ ﮌ ﮍ
ﮎ ﮏ ﮐ ﮑ ﮒ ﮓ ﮔ ٧٠ ٧٠ ﮖ ﮗ
ﮘ ﮙ ﮚ ﮛ ٧١ ٧١ ﮝ ﮞ
ﮟ ﮠ ﮡ ﮢ ٧٢ ٧٢ ﮤ ﮥ ﮦ ﮧ ﮨ ﮩ
ﮪ ٧٣ ٧٣ ﮬ ﮭ ﮮ ﮯ ﮰ ﮱ ﯓ ﯔ ﯕ ﯖ
ﯗ ﯘ ﯙ ﯚ ﯛ ﯜ ﯝ ﯞ ﯟ ٧٤ ٧٤
ﯡ ﯢ ﯣ ﯤ ﯥ ﯦ ﯧ ﯨ ﯩ ﯪ
ﯫ ٧٥ ٧٥ ﯭ ﯮ ﯯ ﯰ ﯱ ﯲ ﯳ ﯴ
ﯵ ٧٦ ٧٦ ﯷ ﯸ ﯹ ﯺ ﯻ ﯼ ﯽ ﯾ
ﯿ ﰀ ﰁ ﰂ ﰃ ﰄ ﰅ ٧٧ ٧٧
إِذِ ٱلۡأَغۡلَٰلُ فِيٓ أَعۡنَٰقِهِمۡ وَٱلسَّلَٰسِلُ يُسۡحَبُونَ ٧١
Hasan b. Ebû Ali der ki: “Cehennem ehline, Rabbi tarafından âciz bırakılacağı için değil, ancak alev onları üste çıkardığı zaman geri ateşe çökertmek için boyunlarına zincir vurulmuştur.” (İbn Atıyye, 4/569.)
Soru: Zincirler cehennem ehlinin boyunlarına neden vurulmuştur?
فِي ٱلۡحَمِيمِ ثُمَّ فِي ٱلنَّارِ يُسۡجَرُونَ ٧٢
Bu tâbir fırının ateşle doldurulduğundaki “fırın tutuştu” sözü gibidir. O hâlde mâna şöyle olur: Odunun fırına girmesi gibi onlar da cehenneme girerler. Bundan dolayı Mücâhid, tefsirinde şöyle demiştir: “Ateş onlarla tutuşturulur.” (İbn Cüzeyy, 2/285.)
Soru: Bu âyet ile, Allah’ın âyetleri hakkında ilimsizce konuşmanın tehlikesine nasıl delil getiririz?
ثُمَّ قِيلَ لَهُمۡ أَيۡنَ مَا كُنتُمۡ تُشۡرِكُونَ ٧٣ مِن دُونِ ٱللَّهِۖ قَالُواْ ضَلُّواْ عَنَّا بَل لَّمۡ نَكُن نَّدۡعُواْ مِن قَبۡلُ شَيۡـٔٗاۚ كَذَٰلِكَ يُضِلُّ ٱللَّهُ ٱلۡكَٰفِرِينَ ٧٤
(ثم قيل لهم اين ما كنتم تشركون) “Sonra onlara, ‘Allah’ı bırakıp da koştuğunuz ortaklar nerededir?’ denilecek,” yani nerede Allah’ın dışında kendilerine ibadet edip Allah’a ortaklar koştuğunuz ilâhlar ve putlar! Gelip de size yardım etsin ve içinde bulunduğunuz belâ ve azaptan sizi kurtarsınlar. Öyle ya, ibadet edilen zat, kendisine ibadet edip hizmet edene yardım eder. Tüm bunlar dünyada yaptıklarına karşılık kendilerine bir kınama ve azarlama bâbından söylenir. (Taberî, 21/416.)
Soru: Müşriklere, azap ile yüz yüze geldiklerinde ilâhlarının sorulmasındaki gaye nedir?
ثُمَّ قِيلَ لَهُمۡ أَيۡنَ مَا كُنتُمۡ تُشۡرِكُونَ ٧٣
Buradaki soru, hatalarına dikkat çekmek ve Arasât’ta hatalarını ortaya çıkarmak içindir. Çünkü onlar Allah’ın gazabına karşı şefaatçiler olmaları için kendilerine ibadet ediyorlardı. Ama ne zaman ki azap kendilerine hak oldu da yardıma geleceklerini zannettikleri şefaatçilerini de bulamadılar, o zaman onlara şöyle denildi: “Allah’ı bırakıp da koştuğunuz ortaklar nerededir?” (İbn Âşûr, 24/204.)
Soru: Âyet-i kerîmedeki istifhamın faydası nedir?
ذَٰلِكُم بِمَا كُنتُمۡ تَفۡرَحُونَ فِي ٱلۡأَرۡضِ بِغَيۡرِ ٱلۡحَقِّ وَبِمَا كُنتُمۡ تَمۡرَحُونَ ٧٥
Bu içine düştüğünüz azap dünyadayken mâsiyetlerle şımarmanız sebebiyledir. Bu söz onlara kınama bâbından söylenir. Yani dünyada mâsiyetlerle, mal ve tâbilerin çokluğuyla ve sıhhat ile sevinci izhar etmenizden dolayı bu azap başınıza gelmiştir. (Kurtubî, 18/383.)
Soru: Azabın başlarına gelmesinin sebebi ve bizim bundan alacağımız ders nedir?
ذَٰلِكُم بِمَا كُنتُمۡ تَفۡرَحُونَ فِي ٱلۡأَرۡضِ بِغَيۡرِ ٱلۡحَقِّ وَبِمَا كُنتُمۡ تَمۡرَحُونَ ٧٥
Yani üzerinde olduğunuz bâtılla sevinip şımarıyorsunuz. İşte azabı gerektiren ve kınanan sevinme de budur. Yüce Allah’ın âyette zikrettiği, övülen sevinç ise böyle değildir: “De ki: ‘Allah’ın bol ihsanıyla (fazlıyla) ve rahmetiyle, yalnız bunlarla sevinsinler.’” (Yûnus, 10/58.) Buradaki sevinç, faydalı ilim ve sâlih amel dolayısıyla bir sevinçtir. (Tefsîru’s-Sa‘dî, 743.)
Soru: Övülen ve yerinen sevinç nedir?
فَٱصۡبِرۡ إِنَّ وَعۡدَ ٱللَّهِ حَقّٞۚ فَإِمَّا نُرِيَنَّكَ بَعۡضَ ٱلَّذِي نَعِدُهُمۡ أَوۡ نَتَوَفَّيَنَّكَ فَإِلَيۡنَا يُرۡجَعُونَ ٧٧
Şayet onlara va’dettiğimiz azabın bir kısmını sana göstermiş olsaydık gözün bununla aydın olurdu. Yok eğer seni bundan önce vefat ettirirsek onlar zaten Bize döndürülecekler. İşte o zaman da en şiddetli bir şekilde onlardan intikam alırız. (İbn Cüzeyy, 2/286.)
Soru: Yüce Allah’ın (فاما نرينك) “ya sana gösteririz” sözünde Nebî ﷺ için bir teselli vardır. Bunu açıkla.