Kuran
ﯔ
ﱏ
ﭝ ﭞ ﭟ ﭠ ﭡ ﭢ ﭣ ﭤ ﭥ ﭦ ٢٢ ٢٢
ﭨ ﭩ ﭪ ﭫ ﭬ ﭭ ﭮ ﭯ ﭰ
ﭱ ﭲ ﭳ ﭴ ﭵ ﭶ ﭷ ﭸ
ﭹ ﭺ ﭻ ﭼ ﭽ ﭾ ﭿ ﮀ ﮁ ﮂ ﮃ ﮄ ﮅ
ﮆ ﮇ ﮈ ﮉ ﮊ ﮋ ٢٣ ٢٣ ﮍ ﮎ ﮏ ﮐ
ﮑ ﮒ ﮓ ﮔ ﮕ ﮖ ﮗ ﮘ ﮙ ﮚ
٢٤ ٢٤ ﮜ ﮝ ﮞ ﮟ ﮠ ﮡ ﮢ ﮣ
ﮤ ﮥ ٢٥ ٢٥ ﮧ ﮨ ﮩ ﮪ ﮫ ﮬ ﮭ ﮮ
ﮯ ﮰ ﮱ ﯓ ﯔ ﯕ ٢٦ ٢٦ ﯗ ﯘ ﯙ ﯚ
ﯛ ﯜ ﯝ ﯞ ﯟ ﯠ ﯡ ٢٧ ٢٧ ﯣ ﯤ
ﯥ ﯦ ﯧ ﯨ ﯩ ٢٨ ٢٨ ﯫ ﯬ ﯭ ﯮ ﯯ
ﯰ ﯱ ﯲ ﯳ ﯴ ﯵ ﯶ ﯷ ﯸ
ﯹ ﯺ ﯻ ﯼ ﯽ ﯾ ﯿ ٢٩ ٢٩ ﰁ ﰂ ﰃ
ﰄ ٣٠ ٣٠ ﰆ ﰇ ﰈ ﰉ ﰊ ﰋ ﰌ ٣١ ٣١
أَفَمَن شَرَحَ ٱللَّهُ صَدۡرَهُۥ لِلۡإِسۡلَٰمِ فَهُوَ عَلَىٰ نُورٖ مِّن رَّبِّهِۦۚ
(شرح) “açmışsa” kelimesinin tercih edilmesi İslâm’ın kabul edildiğine delâlet etmek içindir. Çünkü dinin öğretileri, ahlâk ve edep değerleri Müslümana hâlinden yana sevinme, Rabbinin razı olmasından yana rahatlık duyma ve başına gelen musibet ve felaketleri küçümseme duygusu kazandırır. Çünkü o kişi, üzerinde bulunduğu hâlin hak olduğuna, kendisine isabet eden zarardan ötürü mükâfatlandırılacağına kesinkes inanmaktadır. Aynı şekilde o kişi kalbine hiçbir şek ve karışıklığın bulaşmamasından dolayı dünyada ve âhirette Rabbinin rahmetinden ümitvardır. (İbn Âşûr, 23/380.)
Soru: (شرح) “açmışsa” kelimesinin İslâm’ın kabulüne delâletini açıkla.
فَوَيۡلٞ لِّلۡقَٰسِيَةِ قُلُوبُهُم مِّن ذِكۡرِ ٱللَّهِۚ أُوْلَٰٓئِكَ فِي ضَلَٰلٖ مُّبِينٍ ٢٢
Mâlik b. Dînâr r der ki: “Kula kalp katılığından daha büyük bir ceza verilmemiştir. Yüce Allah bir topluma gazap ettiğinde ancak, onlardan rahmeti çekip alır.” (el-Beğavî, 4/12.)
Soru: Kula inen en büyük ceza nedir?
يَٰٓأَيُّهَا ٱلنَّبِيُّ جَٰهِدِ ٱلۡكُفَّارَ وَٱلۡمُنَٰفِقِينَ
Allah’ın kullarına yumuşaklıkla davranmak Allah’tan korkmaktan olduğu gibi kâfirlere karşı sert olmak da Yüce Allah’a karşı yumuşak olmaktandır. Yüce Allah mazeretlerini ortadan kaldırmak ve ısrarlarını beyan etmek için İslâm’ın ilk dönemlerinde onlara yumuşak davranılmasını emretmiştir. Onlara gösterilen yumuşak muamele son demine kadar kullanılınca onlara karşı sert olmak mümkün olmuştur. (el-Bikâî, 20/206.)
Soru: Kişi ne zaman kâfirlere ve münafıklara karşı sert olmakla emrolunur?
ٱللَّهُ نَزَّلَ أَحۡسَنَ ٱلۡحَدِيثِ
Kur’ân’ın en güzel söz olması en faziletli haberleri taşımasındandır. Çünkü Kur’ân, faydalı ve usûlü’d-dînin, teşrîin, istidlâlin kapsamlı mânalarını içeren haberleri teşmil etmektedir. Aynı şekilde evren ve kâinatın büyüklüğüne, insanın yaratılışındaki mükemmelliğe, akla, âdâbın yayılmasına dikkat çekmekte ve akılları düşünmeye, hakkı kanıtlamaya ve i’caz derecesine ulaşan lafızlarının fesahati ve mânalarının belâgatı üzerinde düşünmeye çağırmaktadır. (İbn Âşûr, 23/385.)
Soru: Özetle, Kur’ân’ın en güzel söz diye isimlendirilmesinin sebebini açıkla.
ٱللَّهُ نَزَّلَ أَحۡسَنَ ٱلۡحَدِيثِ كِتَٰبٗا مُّتَشَٰبِهٗا مَّثَانِيَ
Yani hükümler, kıssalar, vaad ve tehdit, hayır ehlinin ve şer ehlinin vasıfları ile Yüce Allah’ın isim ve sıfatları tekrarlanmaktadır. Ağaçlar için su neyse kalpler için de bu Kur’ânî mânalar o konumdadır. Ağaçların sulanmasının vakti geçtikçe kurumaya yüz tuttuğu, hatta belki de telef olduğu gibi veya ağaçlar düzenli sulandıkça güzelleşip çeşit çeşit faydalı meyveler verdiği gibi kalp de daima Allah’ın kelâmının mânalarının tekrarlanmasına ihtiyaç duyar. Bunun gibi, Kur’ân okuyucusunun Kur’ân’ın tüm bölümlerinde mânalarını tedebbür etmeyi bırakmaması gerekir. Muhakkak ki bunun sebebiyle kişiye birçok hayır ve bolca fayda hasıl olur. (Tefsîru’s-Sa‘dî, 723.)
Soru: Bazı mânalar Kur’ân’ın birçok yerinde tekrar etmektedir. Bu tekrardaki hikmet nedir?
تَقۡشَعِرُّ مِنۡهُ جُلُودُ ٱلَّذِينَ يَخۡشَوۡنَ رَبَّهُمۡ ثُمَّ تَلِينُ جُلُودُهُمۡ وَقُلُوبُهُمۡ إِلَىٰ ذِكۡرِ ٱللَّهِۚ ذَٰلِكَ هُدَى ٱللَّهِ يَهۡدِي بِهِۦ مَن يَشَآءُۚ وَمَن يُضۡلِلِ ٱللَّهُ فَمَا لَهُۥ مِنۡ هَادٍ ٢٣
Soru: Şayet denilse ki “Neden önce bedenler tek başına zikredildi de ardından onunla birlikte kalpler zikredildi?” Cevap: Cevaben deriz ki “Yüce Allah ilkin (تقشعر) “ürperir” lafzını zikrederken bedenleri tek başına zikretti. Çünkü ürpermek sadece bedenlerin vasfındandır. İkinci kez (تلين) “ısınıp yumuşar” deyince bedenleri ve kalpleri zikretti. Çünkü bedenler ve kalpler yumuşaklık ile vasfedilir. Dolayısıyla önce korkudan ürpermiş, sonra da ümit ile yumuşamıştır.” (İbn Cüzeyy, 2/268.)
Soru: Neden bedenler önce tek başına, hemen ardından kalplerle birlikte zikredilmiştir?
وَضَرَبَ ٱللَّهُ مَثَلٗا لِّلَّذِينَ ءَامَنُواْ ٱمۡرَأَتَ فِرۡعَوۡنَ إِذۡ قَالَتۡ رَبِّ ٱبۡنِ لِي عِندَكَ بَيۡتٗا فِي ٱلۡجَنَّةِ وَنَجِّنِي مِن فِرۡعَوۡنَ وَعَمَلِهِۦ وَنَجِّنِي مِنَ ٱلۡقَوۡمِ ٱلظَّٰلِمِينَ ١١
Bu misalin anlamı şudur: Müminin, küfrünü ve amelini yapmadığı kâfire bağlı olması kendisine bir zarar vermez. Başkasının mâsiyeti Allah’a itaat eden mümine âhirette hiçbir zarar vermez. Allah’ın emirlerini zayi etmelerinden ötürü dünyada insanlara isabet eden genel bir cezadan ötürü bir zarar görse de âhirette bu mâsiyetlerin hiçbir zararı olmayacaktır. Nitekim Firavun en azgın kâfirlerden olmasına rağmen onun bu küfrü karısına hiçbir zarar vermemiştir. (İbn Kayyim, 3/170.)
Soru: Kâfirle arasındaki bir ilişkiden ötürü sınandığı zaman mümine düşen şey nedir?
أَفَمَن يَتَّقِي بِوَجۡهِهِۦ سُوٓءَ ٱلۡعَذَابِ يَوۡمَ ٱلۡقِيَٰمَةِۚ
O kimseye büyük azap gelir ve o kimse âzaların en şereflisi olan yüzünü, azabın en hafif etkisinden korumaya çalışır. O, yüzünü azabın şiddetinden sakınmak için çabalar, üstelik artık elleri ve ayakları zincirle bağlanmıştır. (Tefsîru’s-Sa‘dî, 723.)
Soru: Cehennem ehlinin, yüzlerini azaptan korumaya çalışmalarının sebebi nedir?
وَلَقَدۡ ضَرَبۡنَا لِلنَّاسِ فِي هَٰذَا ٱلۡقُرۡءَانِ مِن كُلِّ مَثَلٖ لَّعَلَّهُمۡ يَتَذَكَّرُونَ ٢٧
Kur’ân’ın i‘câzının büyük bir kısmı üzerinde düşünmeye gözlerini çevirmeleri için Kur’ân’ın özellikleri arasından özellikle misalleri zikredildi. Bu i‘câzlar misallerinin belâgatıdır. Nitekim onların beliğ olanları güzel misaller getirmede birbiriyle yarışıyorlardı. (İbn Âşûr, 23/397.)
Soru: Neden özellikle Kur’ân misalleri zikredilmiştir?