Kuran

Sonuç bulunamadı
Sonuç bulunamadı
Sonuç bulunamadı

ﮎ

ﰻ

ﭑ ﭒ ﭓ ﭔ ﭕ ﭖ ﭗ
ﭘ ﭙ ﭚ ﭛ ﭜ ﭝ ﭞ ﭟ
ﭠ ﭡ ﭢ ﭣ ﭤ ﭥ ﭦ ﭧ ﭨ
ﭩ ﭪ ﭫ ﭬ ٢٦٥ ٢٦٥
ﭮ ﭯ ﭰ ﭱ ﭲ
ﭳ ﭴ ﭵ ﭶ ﭷ ﭸ ﭹ ﭺ ﭻ
ﭼ ﭽ ﭾ ﭿ ﮀ ﮁ ﮂ ﮃ
ﮄ ﮅ ﮆ ﮇ ﮈ ﮉ ﮊ ﮋ
ﮌ ﮍ ﮎ ﮏ ﮐ ﮑ ٢٦٦ ٢٦٦
ﮓ
ﮔ ﮕ ﮖ ﮗ ﮘ ﮙ ﮚ ﮛ ﮜ
ﮝ ﮞ ﮟ ﮠ ﮡ ﮢ ﮣ ﮤ ﮥ
ﮦ ﮧ ﮨ ﮩ ﮪ ﮫ ﮬ ﮭ ﮮ ﮯ ﮰ
ﮱ ٢٦٧ ٢٦٧
ﯔ ﯕ ﯖ ﯗ ﯘ ﯙ
ﯚ ﯛ ﯜ ﯝ ﯞ ﯟ ﯠ ﯡ ﯢ
٢٦٨ ٢٦٨
ﯤ ﯥ ﯦ ﯧ ﯨ ﯩ ﯪ ﯫ ﯬ
ﯭ ﯮ ﯯ ﯰ ﯱ ﯲ ﯳ ﯴ ﯵ ٢٦٩ ٢٦٩
45
سورة البقرة Ayetler 0 - 265

وَمَثَلُ ٱلَّذِينَ يُنفِقُونَ أَمۡوَٰلَهُمُ ٱبۡتِغَآءَ مَرۡضَاتِ ٱللَّهِ وَتَثۡبِيتٗا مِّنۡ أَنفُسِهِمۡ

Kim nefsini malı bahşetme üzerine eğitir -ki o, ruhun kardeşidir-, nefsini buna boyun eğdirir de şehvetlere tâbi olmaya arzusu azalırsa, onun nefsini diğer ibadetleri yerine getirmeye sevk etmesi kolaylaşır. Ne zaman da nefsini ihmal ederse, -ki o, kusurlar üzerine yaratılmıştır- şehvetlere tâbi olmada ve çirkin davranışlara bağlı olmada daha tamahkâr olur. el-Bikâî, 1/518.
Soru: Nefsi, nafaka ve bahşetme üzerine terbiye etmenin ehemmiyetini âyetten yola çıkarak açıkla.

سورة البقرة Ayetler 0 - 265

وَمَثَلُ ٱلَّذِينَ يُنفِقُونَ أَمۡوَٰلَهُمُ ٱبۡتِغَآءَ مَرۡضَاتِ ٱللَّهِ وَتَثۡبِيتٗا مِّنۡ أَنفُسِهِمۡ

Çünkü genelde nafaka ameline iki afet arız olur:
a- Kişi bununla ya insanların övgü ve takdirlerini hedefler -ki bu da riyanın ta kendisidir-,
b- Ya da o infakı isteksiz, zayıf bir azimet ve tereddütle çıkarır.
Bu (âyetin övdüğü kimseler) ise bu iki afetten selâmettedirler. Onlar başka hiçbir maksatla değil, sadece Yüce Allah’ın rızasını arzu edip nefislerindeki cömertliği kuvvetlendirmek için infak ederler.
Soru: İnfak etme esnasında Müslümana arız olan afetler nelerdir?

سورة البقرة Ayetler 0 - 265

وَمَثَلُ ٱلَّذِينَ يُنفِقُونَ أَمۡوَٰلَهُمُ ٱبۡتِغَآءَ مَرۡضَاتِ ٱللَّهِ وَتَثۡبِيتٗا مِّنۡ أَنفُسِهِمۡ كَمَثَلِ جَنَّةِۢ بِرَبۡوَةٍ أَصَابَهَا وَابِلٞ فَـَٔاتَتۡ أُكُلَهَا ضِعۡفَيۡنِ فَإِن لَّمۡ يُصِبۡهَا وَابِلٞ فَطَلّٞۗ

Yani zekâtı, nefisleri hoşnut olarak ve sevabına yakînen inanıp, Allah’ın vaadini tasdik eder hâlde çıkarırlar. Onlar iyi bilirler ki çıkarmış oldukları mallar, kendileri için, terk ettiklerinden daha hayırlıdır. Denildi ki: “Vermiş oldukları malın yerini Yüce Allah’ın dolduracağına dair yakîn üzere olmalarıdır.” el-Beğavî, 1/286.
Soru: Zekât ve sadakayı verdiği anda müminin hâlini açıkla.

سورة البقرة Ayetler 0 - 268

ٱلشَّيۡطَٰنُ يَعِدُكُمُ ٱلۡفَقۡرَ وَيَأۡمُرُكُم بِٱلۡفَحۡشَآءِۖ

Şeytanın fakirliği va’detmesini, cimriliği telkin etmesinden önce zikretti. Çünkü va’detmek ile kalp artık mutmain olur. Mutmain olup, fakirlikten korktuğu zaman da artık açık bir şekilde emrederek ona musallat olur. Âlûsî, 3/40.
Soru: Neden şeytanın fakirliği va’detmesi, cimriliği emretmesinden önce zikredildi?

سورة البقرة Ayetler 0 - 268

ٱلشَّيۡطَٰنُ يَعِدُكُمُ ٱلۡفَقۡرَ وَيَأۡمُرُكُم بِٱلۡفَحۡشَآءِۖ وَٱللَّهُ يَعِدُكُم مَّغۡفِرَةٗ مِّنۡهُ وَفَضۡلٗاۗ وَٱللَّهُ وَٰسِعٌ عَلِيمٞ ٢٦٨

Şeytanın, insanı Allah yolunda infaktan alıkoymak için girdiği bir kapı vardır. O (şeytan) bununla birlikte fahşâyı emreder. O da mâsiyetler ve bu yola harcamalar yapmaktır. Kurtubî, 4/354.
Soru: Mümin sadakaya niyet ettiğinde şeytanın oynadığı rolü açıkla.

سورة البقرة Ayetler 0 - 269

يُؤۡتِي ٱلۡحِكۡمَةَ مَن يَشَآءُۚ وَمَن يُؤۡتَ ٱلۡحِكۡمَةَ فَقَدۡ أُوتِيَ خَيۡرٗا كَثِيرٗاۗ وَمَا يَذَّكَّرُ إِلَّآ أُوْلُواْ ٱلۡأَلۡبَٰبِ ٢٦٩

Hikmet ehlinden biri şöyle der: “Kendisine ilim ve Kur’ân verilen kimsenin kendini tanıması gerekir. Dünyalık menfaatlerinden dolayı dünya ehlinin önünde alçak gönüllülük göstermemesi lazımdır. Çünkü ona dünyadakilere verilebilecek en faziletli şey verilmiştir. Nitekim Yüce Allah dünyayı “az bir metâ” olarak isimlendirerek şöyle buyurmuştur:
“De ki: ‘Dünyanın metâı pek azdır.’Nisâ, 4/77.’ İlim ve Kur’ân’ı ise (خيرًا كثيرًا) “pek çok hayır” olarak isimlendirmiştir.” Kurtubî, 4/357.
Soru: Kendisine ilim ve Kur’ân verilen kişinin konumunu açıkla.

سورة البقرة Ayetler 0 - 269

يُؤۡتِي ٱلۡحِكۡمَةَ مَن يَشَآءُۚ وَمَن يُؤۡتَ ٱلۡحِكۡمَةَ فَقَدۡ أُوتِيَ خَيۡرٗا كَثِيرٗاۗ

Kalbin salâhı, onun hakkı ve kendisi uğruna yaratıldığı mevcûdatı akledip anlamasıdır. Sadece bilmesidir, demiyorum. Çünkü kişi bazen akletmediği, hatta kendisinden gafil olduğu şeyi de bilebilir. Ancak bir şeyi akleden kişi onu kaydeder, zapt eder, kavrar ve böylece onu kalbinde sabitler. Kendisine ihtiyaç duyduğu anda elindeki yeterli olur.İbn Teymiyye, 1/599. Ameli kavline, bâtını zâhirine mutabık olur. İşte kendisine hikmet verilen kişi budur!
Soru: Aklın ve hikmetin alâmeti nedir?