Kuran
ﮎ
ﰻ
ﭛ ﭜ ﭝ ﭞ ﭟ ﭠ
ﭡ ﭢ ﭣ ﭤ ﭥ ﭦ ﭧ ﭨ ﭩ ﭪ
ﭫ ٢٥٧ ٢٥٧ ﭭ ﭮ ﭯ ﭰ ﭱ ﭲ ﭳ ﭴ
ﭵ ﭶ ﭷ ﭸ ﭹ ﭺ ﭻ ﭼ ﭽ ﭾ
ﭿ ﮀ ﮁ ﮂ ﮃ ﮄ ﮅ ﮆ ﮇ ﮈ ﮉ
ﮊ ﮋ ﮌ ﮍ ﮎ ﮏ ﮐ ﮑ ﮒ
ﮓ ﮔ ﮕ ﮖ ﮗ ﮘ ﮙ ٢٥٨ ٢٥٨ ﮛ ﮜ
ﮝ ﮞ ﮟ ﮠ ﮡ ﮢ ﮣ ﮤ ﮥ ﮦ
ﮧ ﮨ ﮩ ﮪ ﮫ ﮬ ﮭ ﮮ ﮯ ﮰ ﮱ ﯓ
ﯔ ﯕ ﯖ ﯗ ﯘ ﯙ ﯚ ﯛ ﯜ ﯝ ﯞ ﯟ ﯠ
ﯡ ﯢ ﯣ ﯤ ﯥ ﯦ ﯧ ﯨ ﯩ ﯪ
ﯫ ﯬ ﯭ ﯮ ﯯ ﯰ ﯱ ﯲ ﯳ
ﯴ ﯵ ﯶ ﯷ ﯸ ﯹ ﯺ ﯻ
ﯼ ﯽ ﯾ ﯿ ﰀ ﰁ ﰂ ﰃ ﰄ ﰅ ٢٥٩ ٢٥٩
ٱللَّهُ وَلِيُّ ٱلَّذِينَ ءَامَنُواْ يُخۡرِجُهُم مِّنَ ٱلظُّلُمَٰتِ إِلَى ٱلنُّورِۖ
Onları destekleyip yardım edendir. Denildi ki: “Onların sevenidir.” Yine denildi ki: “İşlerini üstlenen, onları kimseye bırakmayandır.” Hasan el-Basrî dedi ki: “Yüce Allah onların hidâyetlerini üstlenendir.” el-Beğavî, 1/273.
Soru: Yüce Allah’ın müminlere olan velayeti nasıldır?
ٱللَّهُ وَلِيُّ ٱلَّذِينَ ءَامَنُواْ يُخۡرِجُهُم مِّنَ ٱلظُّلُمَٰتِ إِلَى ٱلنُّورِۖ وَٱلَّذِينَ كَفَرُوٓاْ أَوۡلِيَآؤُهُمُ ٱلطَّٰغُوتُ يُخۡرِجُونَهُم مِّنَ ٱلنُّورِ إِلَى ٱلظُّلُمَٰتِۗ
Yüce Allah (النور) “aydınlık” lafzını tekil, (الظلمات) “karanlıklar” lafzını ise çoğul kıldı. Çünkü hak bir tanedir. Küfrün ise (birden çok) farklı türleri vardır ki hepsi de bâtıldır. İbn Kesîr, 1/295.
Soru: Neden (النور) “aydınlık” lafzı tekil, (الظلمات) “karanlıklar” lafzı çoğul kullanıldı?
ٱللَّهُ وَلِيُّ ٱلَّذِينَ ءَامَنُواْ يُخۡرِجُهُم مِّنَ ٱلظُّلُمَٰتِ إِلَى ٱلنُّورِۖ
Yüce Allah onları küfrün, mâsiyetlerin ve cehâletin karanlıklarından iman, itaat ve ilim nûruna çıkardı. Buna mükâfat olarak Yüce Allah onları kabrin, haşrin (toplanma gününün) ve kıyametin karanlıklarından kalıcı nimet, rahatlık, genişlik ve mutluluğa çıkarttı. Tefsîru’s-Sa‘dî, 111.
Soru: İman ettiğinde mümin kulun kendisinden sıyrılıp çıktığı karanlıklar ve karşılattığı nûr nedir?
ٱللَّهُ وَلِيُّ ٱلَّذِينَ ءَامَنُواْ يُخۡرِجُهُم مِّنَ ٱلظُّلُمَٰتِ إِلَى ٱلنُّورِۖ وَٱلَّذِينَ كَفَرُوٓاْ أَوۡلِيَآؤُهُمُ ٱلطَّٰغُوتُ يُخۡرِجُونَهُم مِّنَ ٱلنُّورِ إِلَى ٱلظُّلُمَٰتِۗ
Yolunun karışıklığından dolayı küfür “karanlık” olarak isimlendirilmiştir. İslâm da yolunun açıklığından dolayı “nûr” diye isimlendirilmiştir. el-Beğavî, 1/273.
Soru: Yüce Allah neden küfrü “karanlık,” İslâm’ı “nûr” olarak isimlendirmiştir?
ٱللَّهُ وَلِيُّ ٱلَّذِينَ ءَامَنُواْ يُخۡرِجُهُم مِّنَ ٱلظُّلُمَٰتِ إِلَى ٱلنُّورِۖ وَٱلَّذِينَ كَفَرُوٓاْ أَوۡلِيَآؤُهُمُ ٱلطَّٰغُوتُ يُخۡرِجُونَهُم مِّنَ ٱلنُّورِ إِلَى ٱلظُّلُمَٰتِۗ
Yüce Allah hidâyete erenlerin hidâyetlerini arttırır. Çünkü onların İslâm’a tâbi olmaları yakîn yollarını kolaylaştırır. Onlar günbegün o hidâyet nûrunun derinliğine dalarlar. İslâm’a karşılık küfrü tercih edenler ise bunların aksinedir. Şüphesiz ki onların bu tercihi akıllarının üzerine damga/mühür vurulduğuna delâlet eder. Dolayısıyla onlar doğru yola uymazlar. Günbegün dalâletleri artar. İbn Âşûr, 3/30.
Soru: İnsanın sürekli ilerlemesi kaçınılmazdır; ya hayırda ya da şerde! Bunu âyetten yola çıkarak açıkla.
أَلَمۡ تَرَ إِلَى ٱلَّذِي حَآجَّ إِبۡرَٰهِۧمَ فِي رَبِّهِۦٓ
İlkiyâ der ki: “Bu âyette dinî tartışmanın/münazaranın cevazına delil vardır.”
Soru: Din hakkında münazara yapmak câiz midir?
رَبِّيَ ٱلَّذِي يُحۡيِۦ وَيُمِيتُ
O, tasarrufun tüm çeşitlerinde bir olandır. Tedbir türlerinin en büyüğü olan diriltme ve öldürme özellikle zikredilmiştir. Tefsîru’s-Sa‘dî, 111.
Soru: Neden İbrâhim başka bir sıfatı değil de özellikle diriltme ve öldürmeyi zikretmiştir?