Kuran
ﮮ
ﱎ
ﭞ ﭟ ﭠ ﭡ ٨ ٨ ﭣ ﭤ ﭥ ﭦ ﭧ ﭨ
ﭩ ﭪ ﭫ ﭬ ﭭ ﭮ ﭯ ﭰ ﭱ ﭲ ﭳ
ﭴ ﭵ ﭶ ﭷ ﭸ ﭹ ﭺ ﭻ ﭼ ﭽ ﭾ
ﭿ ﮀ ﮁ ٩ ٩ ﮃ ﮄ ﮅ ﮆ ﮇ ﮈ ﮉ
ﮊ ﮋ ﮌ ﮍ ﮎ ﮏ ﮐ ﮑ ١٠ ١٠ ﮓ ﮔ
ﮕ ﮖ ﮗ ﮘ ﮙ ﮚ ﮛ ﮜ ﮝ ﮞ ﮟ
ﮠ ١١ ١١ ﮢ ﮣ ﮤ ﮥ ﮦ ﮧ ﮨ
ﮩ ﮪ ﮫ ﮬ ﮭ ﮮ ﮯ ﮰ ﮱ ﯓ ﯔ ﯕ
ﯖ ﯗ ﯘ ﯙ ﯚ ﯛ ﯜ ﯝ ﯞ ﯟ ﯠ ١٢ ١٢
ﯢ ﯣ ﯤ ﯥ ﯦ ﯧ ﯨ ﯩ ﯪ
ﯫ ﯬ ﯭ ﯮ ﯯ ﯰ ﯱ ﯲ ﯳ ﯴ ﯵ
ﯶ ١٣ ١٣ ﯸ ﯹ ﯺ ﯻ ﯼ ﯽ ﯾ ﯿ
ﰀ ﰁ ﰂ ﰃ ﰄ ﰅ ﰆ ﰇ ﰈ ﰉ
ﰊ ﰋ ﰌ ﰍ ﰎ ﰏ ﰐ ﰑ ﰒ ﰓ ١٤ ١٤
أَفَلَمۡ يَرَوۡاْ إِلَىٰ مَا بَيۡنَ أَيۡدِيهِمۡ وَمَا خَلۡفَهُم مِّنَ ٱلسَّمَآءِ وَٱلۡأَرۡضِۚ إِن نَّشَأۡ نَخۡسِفۡ بِهِمُ ٱلۡأَرۡضَ أَوۡ نُسۡقِطۡ عَلَيۡهِمۡ كِسَفٗا مِّنَ ٱلسَّمَآءِۚ
Yüce Allah gökleri ve yeri yaratmaya güç yetirenin, diriltmeye de onlara cezayı erkenden indirmeye de kadir olduğunu haber vermektedir. Yüce Allah kudretini onlara delil sunmuştur. Yine göklerin ve yerin O’nun mülkü olduğunu ve o ikisinin onları her taraftan kuşatıcı olduğunu bildirmiştir. O hâlde Kârûn’a ve Eyke ashabına yaptığı gibi yerin dibine geçirilmekten yahut gökten üzerlerine parçalar düşürülmesinden nasıl emin olabilirler? (Kurtubî, 17/259.)
Soru: Yüce Allah’ın yerleri ve gökleri yaratma kudreti, âsi olanları cezalandırma kudretine nasıl delâlet etmektedir?
إِنَّ فِي ذَٰلِكَ لَأٓيَةٗ لِّكُلِّ عَبۡدٖ مُّنِيبٖ ٩
Kulun, Yüce Allah’a olan yakınlığı oranında âyetlerden faydalanması da artar. Zira Rabbine yönelen kimsenin irade ve himmetleri Rabbine yönelmiştir, her işinde O’na dönmüştür. Sonunda da Rabbine yakın olur. Tek derdi O’nu razı etmek olur. Mahlûkata bakışı tefekkür ve ibret bakışı olur; faydasız ve gaflet üzere bir bakış değil. (Tefsîru’s-Sa‘dî, 676.)
Soru: Âyetlerden istifade etme neden sadece Allah’a yönelen kullara has kılınmıştır?
۞وَلَقَدۡ ءَاتَيۡنَا دَاوُۥدَ مِنَّا فَضۡلٗاۖ يَٰجِبَالُ أَوِّبِي مَعَهُۥ وَٱلطَّيۡرَۖ وَأَلَنَّا لَهُ ٱلۡحَدِيدَ ١٠
Değerini yüceltmek için âyetteki (فضلا) “üstünlük” kelimesi nekre olarak gelmiştir ki bu üstünlük nübüvvet, saltanat, ümmeti ıslah etme inayeti, adâletle hükmetme, savaşta şecaat ve kendisine bahşettiği geniş nimetlerin üstünlüğüdür. Yine demir zırhların yapımı konusunda kendisine ilham ettiği bilgilerle insanlardan müstağni olması, Zebûr’un kendisine verilmesi, güzel ses verilmesi, salah üzere uzun bir ömür sürmesi ve benzeri üstünlükler de buna dâhildir. (İbn Âşûr, 22/155.)
Soru: Âyet-i kerîmedeki (فضلا) “üstünlük” kelimesinin nekre gelme sebebi nedir?
أَنِ ٱعۡمَلۡ سَٰبِغَٰتٖ وَقَدِّرۡ فِي ٱلسَّرۡدِۖ وَٱعۡمَلُواْ صَٰلِحًاۖ إِنِّي بِمَا تَعۡمَلُونَ بَصِيرٞ ١١
Bu âyet-i kerîmede fazilet ehlinin sanat/zanaat öğrenmesinin câiz olduğuna delil vardır. Yine âyet bu işlerle uğraşmanın makamlarından bir şey eksiltmediğine delildir. Bilakis bu onların fazilet ve üstünlüklerinde bir ziyadedir. Zira bu durumda nefislerinde bir tevazu oluşur, başkalarından müstağni olurlar ve minnetten uzak helâl bir kazanç elde etmiş olurlar. (Kurtubî, 17/623.)
Soru: Sanat/zanaat ve el becerileri ilmini talep etmede bir sakınca söz konusu mudur?
ٱعۡمَلُوٓاْ ءَالَ دَاوُۥدَ شُكۡرٗاۚ
Bu buyrukta, söz ve niyetle şükür olduğu gibi amelle de şükrün olabileceğine delil vardır. Şairin dediği gibi: “Benden üç şey (üzerinizdeki) nimetlerinizi ifade etmiştir; elim, dilim ve örtülü kalbim.” (İbn Kesîr, 3/507.)
Soru: İnsanın Rabbine şükredeceği yollar nelerdir?
ٱعۡمَلُوٓاْ ءَالَ دَاوُۥدَ شُكۡرٗاۚ وَقَلِيلٞ مِّنۡ عِبَادِيَ ٱلشَّكُورُ ١٣
Rivâyet edildiğine göre Dâvûd u şöyle demiştir: “Ey Rabbim! Nimetlerin karşısında şükre nasıl güç yetirebilirim ki? Sana şükretmem için bana verdiğin ilham ve kudret, yine senden olan bir nimettir.” Yüce Allah buyurdu ki: “Ey Dâvûd, işte şimdi Beni tanımış oldun. Şükrün hakikati, nimeti veren için nimeti itiraf etmek ve bu nimetleri O’na itaatte kullanmaktır. Bunun aksi olan nankörlük ise bu nimetleri mâsiyette kullanmaktır. Bu nimetleri itaatte kullananlar ise ne azdır!” (Kurtubî, 17/278.)
Soru: Gerçek şükrün nasıl olduğunu açıkla. Şükür ehlinin sayısı çok mudur?
فَلَمَّا قَضَيۡنَا عَلَيۡهِ ٱلۡمَوۡتَ مَا دَلَّهُمۡ عَلَىٰ مَوۡتِهِۦٓ إِلَّا دَآبَّةُ ٱلۡأَرۡضِ تَأۡكُلُ مِنسَأَتَهُۥۖ فَلَمَّا خَرَّ تَبَيَّنَتِ ٱلۡجِنُّ أَن لَّوۡ كَانُواْ يَعۡلَمُونَ ٱلۡغَيۡبَ مَا لَبِثُواْ فِي ٱلۡعَذَابِ ٱلۡمُهِينِ ١٤
Mâna şudur: Cinlerin gaybı bilmediği insanlar için açıklık kazanmış oldu. Denildi ki: “Buradaki (تبينت) “anlaşıldı” kelimesi (علمت) ‘bildi’ mânasındadır.” (İbn Cüzeyy, 2/203.)
Soru: Cinlerin gaybı bildiğini iddia edene nasıl cevap verirsin?