Kuran
ﮩ
ﱌ
ﭙ ﭚ ﭛ ﭜ ﭝ ﭞ ﭟ ﭠ ٣١ ٣١
ﭢ ﭣ ﭤ ﭥ ﭦ ﭧ ﭨ ﭩ ﭪ ﭫ ﭬ ﭭ
ﭮ ﭯ ﭰ ﭱ ﭲ ﭳ ٣٢ ٣٢ ﭵ
ﭶ ﭷ ﭸ ﭹ ﭺ ﭻ ﭼ ﭽ ﭾ ﭿ
ﮀ ﮁ ﮂ ﮃ ﮄ ﮅ ﮆ ﮇ ﮈ
ﮉ ﮊ ﮋ ﮌ ٣٣ ٣٣ ﮎ ﮏ ﮐ ﮑ
ﮒ ﮓ ﮔ ﮕ ﮖ ﮗ ﮘ ﮙ
٣٤ ٣٤ ﮛ ﮜ ﮝ ﮞ ﮟ ﮠ ﮡ
٣٥ ٣٥ ﮣ ﮤ ﮥ ﮦ ﮧ ﮨ ﮩ ﮪ
ﮫ ﮬ ﮭ ﮮ ﮯ ﮰ ﮱ ﯓ
٣٦ ٣٦ ﯕ ﯖ ﯗ ﯘ ﯙ ﯚ
ﯛ ٣٧ ٣٧ ﯝ ﯞ ﯟ ﯠ ﯡ
ﯢ ﯣ ﯤ ﯥ ﯦ ﯧ ﯨ
ﯩ ﯪ ﯫ ﯬ ﯭ ٣٨ ٣٨
وَلَمَّا جَآءَتۡ رُسُلُنَآ إِبۡرَٰهِيمَ بِٱلۡبُشۡرَىٰ قَالُوٓاْ إِنَّا مُهۡلِكُوٓاْ أَهۡلِ هَٰذِهِ ٱلۡقَرۡيَةِۖ إِنَّ أَهۡلَهَا كَانُواْ ظَٰلِمِينَ ٣١
Yüce Allah’ın İbrâhim’e u olan lütfundan biri de ona Lût kavminin helâk edildiğini bildirmeden önce onu (İshak ile) müjdelemesidir. Yüce Allah bunu İbrâhim’deki u halîm vasfını bildiği için yapmıştır. (İbn Âşûr, 20/242.)
Soru: Lût kavminin helâk olmasını bildirmeden önce müjdenin zikredilmesinin faydası nedir?
إِنَّا مُنزِلُونَ عَلَىٰٓ أَهۡلِ هَٰذِهِ ٱلۡقَرۡيَةِ رِجۡزٗا مِّنَ ٱلسَّمَآءِ بِمَا كَانُواْ يَفۡسُقُونَ ٣٤
İbn Abbas dedi ki: “Lût’un u kavminde hayâsızlığın dışında da birtakım günahlar vardı. Onlardan bazıları şunlardır: Birbirlerine zulmederlerdi, birbirlerine söverlerdi, erkekler kadınların elbiseleri gibi elbiseler, kadınlar da erkeklerin elbiseleri gibi elbiseler giyerlerdi, Yoldan geçen herkesten vergi alırlardı. Bütün bunlarla birlikte Yüce Allah’a ortaklar koşarlardı. Lûtîlik ve sihâk (lezbiyenlik) günahlarını da ilk işleyenler onlardı.” (Kurtubî, 13/342.)
Soru: Bu âyetten yola çıkarak şehirlerin ve devletlerin helâk olma sebeplerini açıkla.
وَلَقَد تَّرَكۡنَا مِنۡهَآ ءَايَةَۢ بَيِّنَةٗ لِّقَوۡمٖ يَعۡقِلُونَ ٣٥
Yani Yüce Allah’ın hüccetlerini akleden ve öğütlerini düşünen topluluk için onlara yaptığımız (azaptan) geriye kalanlara etkili bir öğüt ve apaçık bir ibret bıraktık. (Taberî, 20/33.)
Soru: Yüce Allah’ın helâk ettiği ilk milletlerin izlerinin kalmasının faydası nedir?
وَلَا تَعۡثَوۡاْ فِي ٱلۡأَرۡضِ مُفۡسِدِينَ ٣٦
Yani kâfir olmayın, çünkü her türlü fesadın aslı odur. (عَثَوُ) “Asv” kelimesi ile fesadın/bozgunculuğun en ileri derecesini ifade eder. (Kurtubî, 16/361.)
Soru: Allah’ın Nebîsi Şuayb’ın u nehyettiği en büyük fesat nedir?
وَزَيَّنَ لَهُمُ ٱلشَّيۡطَٰنُ أَعۡمَٰلَهُمۡ فَصَدَّهُمۡ عَنِ ٱلسَّبِيلِ وَكَانُواْ مُسۡتَبۡصِرِينَ ٣٨
Vesvesesi ve saptırmasıyla küfür ve mâsiyetler gibi kötü amelleri (و زين لهم الشيطان) “şeytan onlara güzel gösterdi.” Ki onlar akledip araştırarak hak ile bâtılı birbirinden ayırt ederek (مستبصرين) “görebilecek durumdaydılar.” Ancak onlar gaflete düştüler de tedebbür etmediler. (Âlûsî, 10/362.)
Soru: İnsanlardan akıl sahibi olanlar için şeytanın başvurduğu saptırıcı yollar nelerdir?
وَزَيَّنَ لَهُمُ ٱلشَّيۡطَٰنُ أَعۡمَٰلَهُمۡ فَصَدَّهُمۡ عَنِ ٱلسَّبِيلِ وَكَانُواْ مُسۡتَبۡصِرِينَ ٣٨
(مستبصرين) “görebilecek durumdaydılar:” Denildi ki: “Onlar kâfir olduklarının ve bundan hoşlandıklarının farkındaydılar.” Yine denildi ki: “İman hususunda basiretleri vardı, ancak inatla küfre saplandılar.” (İbn Cüzeyy, 2/159.)
Soru: Her küfrün sebebi cehâlet midir?
وَزَيَّنَ لَهُمُ ٱلشَّيۡطَٰنُ أَعۡمَٰلَهُمۡ فَصَدَّهُمۡ عَنِ ٱلسَّبِيلِ وَكَانُواْ مُسۡتَبۡصِرِينَ ٣٨
Onlar görebilecek durumdaydılar. Delillerin ortaya çıkmasıyla hakkı bâtıldan ayırt edebiliyorlardı. Ferrâ dedi ki: “Bunlar akıl ve basiret sahibi kimselerdi. Ancak onların bu basiretleri kendilerine bir fayda sağlamadı.” (Kurtubî, 16/362.)
Soru: İnsan Rabbine âsi olduğunda aklı kendisine bir fayda sağlar mı?