Kuran
ﮥ
ﱊ
ﭛ ﭜ ﭝ ﭞ ﭟ ﭠ ﭡ ﭢ ﭣ
١٣ ١٣ ﭥ ﭦ ﭧ ﭨ ﭩ ﭪ ﭫ ﭬ ١٤ ١٤
ﭮ ﭯ ﭰ ﭱ ﭲ ﭳ ﭴ ﭵ ﭶ ﭷ ﭸ
ﭹ ﭺ ﭻ ١٥ ١٥ ﭽ ﭾ ﭿ ﮀ ﮁ ﮂ
ﮃ ﮄ ﮅ ﮆ ﮇ ١٦ ١٦ ﮉ ﮊ ﮋ
ﮌ ﮍ ﮎ ﮏ ﮐ ﮑ ﮒ ﮓ
ﮔ ﮕ ﮖ ﮗ ﮘ ١٧ ١٧ ﮚ ﮛ ﮜ ﮝ
ﮞ ﮟ ﮠ ﮡ ﮢ ﮣ ﮤ ﮥ ﮦ ﮧ
ﮨ ﮩ ﮪ ﮫ ﮬ ﮭ ﮮ ١٨ ١٨
ﮰ ﮱ ﯓ ﯔ ﯕ ﯖ ﯗ
ﯘ ﯙ ﯚ ﯛ ﯜ ﯝ ﯞ ﯟ ﯠ ١٩ ١٩
ﯢ ﯣ ﯤ ﯥ ﯦ ﯧ ﯨ ﯩ
ﯪ ﯫ ﯬ ﯭ ﯮ ﯯ ﯰ
ﯱ ﯲ ﯳ ﯴ ﯵ ﯶ ﯷ ٢٠ ٢٠
إِذَا رَأَتۡهُم مِّن مَّكَانِۢ بَعِيدٖ سَمِعُواْ لَهَا تَغَيُّظٗا وَزَفِيرٗا ١٢
Yaratıcısının öfkelenmesinden ötürü o da onlara karşı öfkelenmiştir. Küfür ve şerlerinin artmasından ötürü alevleri artmıştır. (Tefsîru’s-Sa‘dî, 579.)
Soru: Cehennem neden cehennem ehline öfkelenmiştir?
وَإِذَآ أُلۡقُواْ مِنۡهَا مَكَانٗا ضَيِّقٗا مُّقَرَّنِينَ
Daracık bir yerinde, içinde bulunanların izdihamdan sıkışacakları, zincirlere, bukağılara vurulmuş oldukları bir yerde toplanacaklardır. (Tefsîru’s-Sa‘dî, 579.)
Soru: Âyet-i kerîmede kâfirlerin uğrayacağı çeşitli azaplardan bahsedilmektedir. Bunları açıkla.
وَيَوۡمَ يَحۡشُرُهُمۡ وَمَا يَعۡبُدُونَ مِن دُونِ ٱللَّهِ فَيَقُولُ ءَأَنتُمۡ أَضۡلَلۡتُمۡ عِبَادِي هَٰٓؤُلَآءِ أَمۡ هُمۡ ضَلُّواْ ٱلسَّبِيلَ ١٧
Şayet denilse ki “Allah’tan başka kendisine ibadet edilen putlar bir araya getirilip toplanırsa, cansız olmalarına rağmen nasıl konuşurlar?” Cevaben deriz ki: “Yüce Allah elleri ve ayakları konuşturacağı gibi, kıyamet gününde onları da konuşturur.” (Kurtubî, 15/378.)
Soru: Cansız olmalarına rağmen putlar, kıyamet gününde nasıl konuşacaklardır?
وَيَوۡمَ يَحۡشُرُهُمۡ وَمَا يَعۡبُدُونَ مِن دُونِ ٱللَّهِ فَيَقُولُ ءَأَنتُمۡ أَضۡلَلۡتُمۡ عِبَادِي هَٰٓؤُلَآءِ أَمۡ هُمۡ ضَلُّواْ ٱلسَّبِيلَ ١٧
Mâna şudur: Kıyamet gününde Yüce Allah ibadet edilenlere şöyle seslenecek: “Şu kullarımı siz mi sapıttınız, yoksa onlar kendi seçimleriyle mi yoldan çıktılar?” Bundan dolayı Yüce Allah bu mânayı (هم) “kendileri mi” sözüyle açıklamıştır ki dalâletin kendilerine isnat edilmesi kesinlik kazanmış olsun. Yüce Allah’ın her şeyi bilmesine rağmen bu suali yöneltmesinin sebebi o putlara tapan kâfirleri azarlamaktır. (İbn Cüzeyy, 2/104.)
Soru: Yüce Allah’ın ibadet edilenlere sual yöneltmesi kâfirler için bir azarlamadır. Bunu izah et.
وَلَٰكِن مَّتَّعۡتَهُمۡ وَءَابَآءَهُمۡ حَتَّىٰ نَسُواْ ٱلذِّكۡرَ وَكَانُواْ قَوۡمَۢا بُورٗا ١٨
Yani peygamberlerin ölümünden sonra dünyadayken kendilerine sıhhat, bolluk ve uzun ömür verdin, (حتى نسوا ٱلذكر) “sonunda (seni) anmayı unuttular,” yani seni anmayı terk ettiler de azgınlık ve cehâletle Sana ortak koştular. (Kurtubî, 15/379.)
Soru: Çokça eğlenceyle meşgul olup dünya ziynetlerine düşkünlük göstermenin tehlikesini açıkla.
قَالُواْ سُبۡحَٰنَكَ مَا كَانَ يَنۢبَغِي لَنَآ أَن نَّتَّخِذَ مِن دُونِكَ مِنۡ أَوۡلِيَآءَ وَلَٰكِن مَّتَّعۡتَهُمۡ وَءَابَآءَهُمۡ حَتَّىٰ نَسُواْ ٱلذِّكۡرَ وَكَانُواْ قَوۡمَۢا بُورٗا ١٨
Kendisiyle birlikte bir ilâhın olmasından Yüce Allah’ı tenzih ederek (سبحانك) “Seni tenzih ederiz” dediler. (ما كان ينبغي لنا ان نتخذ من دونك من اولياء) “Seni bırakıp da başka dostlar edinmek bize yaraşmaz,” yani Senin düşmanlarını bizim dostlar edinmemiz bize yaraşmaz. Bilakis bizim dostumuz sadece Sensin. Yine denildi ki: “Biz Sana ibadet ediyorken onların bize emretmesi mümkün değildir.” (el-Beğavî, 3/326.)
Soru: Âyet ışığında, Allah’ın dostlarının, kabirleri başında câhillerin yaptığı şeylerden berî olduğunu açıkla.
وَجَعَلۡنَا بَعۡضَكُمۡ لِبَعۡضٖ فِتۡنَةً أَتَصۡبِرُونَۗ وَكَانَ رَبُّكَ بَصِيرٗا ٢٠
(و جعلنا بعض كم لبعض فتنة) “Sizin bir kısmınızı diğer bir kısmınıza imtihan (vesilesi) kıldık,” yani bir musibet kıldık. Zengin, fakir için bir imtihandır. Fakir olan der ki: “Bana ne oldu da onun gibi olmadım?” Aynı şekilde sağlıklı olan kişi, hasta için; itibarlı olan kişi de itibarsız olan kişi için bir imtihandır. İbn Abbas der ki: “Onlardan işittiklerinize karşı sabırlı olabilmeniz için sizi birbirinize imtihan vesilesi kıldım.” (el-Beğavî, 3/326.)
Soru: İnsanlar birbirlerine karşı nasıl imtihan vesilesi olurlar?