Kuran
ﮎ
ﰺ
ﭛ ﭜ ﭝ ﭞ ﭟ ٢٢٥ ٢٢٥ ﭡ ﭢ ﭣ ﭤ ﭥ
ﭦ ﭧ ﭨ ﭩ ﭪ ﭫ ﭬ ﭭ ﭮ ٢٢٦ ٢٢٦ ﭰ ﭱ
ﭲ ﭳ ﭴ ﭵ ﭶ ٢٢٧ ٢٢٧ ﭸ ﭹ ﭺ
ﭻ ﭼ ﭽ ﭾ ﭿ ﮀ ﮁ ﮂ ﮃ ﮄ ﮅ ﮆ ﮇ
ﮈ ﮉ ﮊ ﮋ ﮌ ﮍ ﮎ ﮏ ﮐ ﮑ ﮒ
ﮓ ﮔ ﮕ ﮖ ﮗ ﮘ ﮙ ﮚ ﮛ ﮜ ﮝ
ﮞ ﮟ ﮠ ﮡ ﮢ ﮣ ﮤ ٢٢٨ ٢٢٨ ﮦ ﮧ ﮨ
ﮩ ﮪ ﮫ ﮬ ﮭ ﮮ ﮯ ﮰ ﮱ ﯓ ﯔ
ﯕ ﯖ ﯗ ﯘ ﯙ ﯚ ﯛ ﯜ ﯝ ﯞ ﯟ
ﯠ ﯡ ﯢ ﯣ ﯤ ﯥ ﯦ ﯧ ﯨ ﯩ ﯪ
ﯫ ﯬ ﯭ ﯮ ﯯ ﯰ ﯱ ﯲ ﯳ ﯴ ﯵ ﯶ ﯷ
ﯸ ﯹ ٢٢٩ ٢٢٩ ﯻ ﯼ ﯽ ﯾ ﯿ ﰀ ﰁ ﰂ ﰃ ﰄ
ﰅ ﰆ ﰇ ﰈ ﰉ ﰊ ﰋ ﰌ ﰍ ﰎ ﰏ ﰐ
ﰑ ﰒ ﰓ ﰔ ﰕ ﰖ ﰗ ﰘ ﰙ ﰚ ٢٣٠ ٢٣٠
لَّا يُؤَاخِذُكُمُ ٱللَّهُ بِٱللَّغۡوِ فِيٓ أَيۡمَٰنِكُمۡ وَلَٰكِن يُؤَاخِذُكُم بِمَا كَسَبَتۡ قُلُوبُكُمۡۗ وَٱللَّهُ غَفُورٌ حَلِيمٞ ٢٢٥
Şâri‘ (Kanun koyucu) zâhirî fiil ve sözler dışında kalbin kesbettikleri hakkında sorumluluk belirlememiştir. Âyette geçtiği gibi:
“...lâkin kasıtlı yaptığınız yeminlerinizden dolayı sizi sorumlu tutar.” Keza kalbin bilmeyip kastetmediği fiil ve sözlerden de sorumlu tutmamıştır. Aynı şekilde kişinin içinden geçirdiklerinden, bunları dile getirmediği veya fiilen işlemediği sürece sorumlu tutmaz. İbn Teymiyye, 1/517.
Soru: İnsan, davranışlarından ne zaman hesaba çekilir?
لَّا يُؤَاخِذُكُمُ ٱللَّهُ بِٱللَّغۡوِ فِيٓ أَيۡمَٰنِكُمۡ وَلَٰكِن يُؤَاخِذُكُم بِمَا كَسَبَتۡ قُلُوبُكُمۡۗ وَٱللَّهُ غَفُورٌ حَلِيمٞ ٢٢٥
Yani onları sorumlu tutmada acele etmez. Hilm; yüce olanın, mertebe olarak altta olanın eziyetine tahammül etmesi demektir. el-Bikâî, 1/426.
Soru: Âyet-i kerîmenin Yüce Allah’ın el-Halîm sıfatıyla bitmesi neye delâlet eder?
وَلَهُنَّ مِثۡلُ ٱلَّذِي عَلَيۡهِنَّ بِٱلۡمَعۡرُوفِۚ وَلِلرِّجَالِ عَلَيۡهِنَّ دَرَجَةٞۗ
İbn Abbas dedi ki: “Nasıl ki ben karımın benim için süslenmesini seviyorsam, kendim de onun için süslenmeyi severim. Çünkü Yüce Allah şöyle buyuruyor: ‘Kadınların da ödevlerine denk belli hakları vardır.’” el-Beğavî, 1/225.
Soru: İslâm şeriatı sadece talak sebeplerini defetmeyi istememiş, aksine eşler arasındaki saadeti de temin etmek istemiştir. Bunu açıkla.
وَلَهُنَّ مِثۡلُ ٱلَّذِي عَلَيۡهِنَّ بِٱلۡمَعۡرُوفِۚ وَلِلرِّجَالِ عَلَيۡهِنَّ دَرَجَةٞۗ وَٱللَّهُ عَزِيزٌ حَكِيمٌ ٢٢٨
Akid, eşlerden her birinin, diğerine karşı ne yapması gerektiği takdir edilmiş değildir. Bilakis bunda ölçü/merci, örfe göredir. Yüce Allah’ın Kitabı’ndaki şu âyetbuna delâlet etmektedir:
“Kadınların da ödevlerine denk belli hakları vardır.” İbn Teymiyye, 1/523.
Soru: Evlilik haklarının miktarında itibar edilen ölçü nedir?
وَلِلرِّجَالِ عَلَيۡهِنَّ دَرَجَةٞۗ
Akıl sahibi kimse için erkeğin kadına olan üstünlüğü kapalı/gizli değildir. Hiçbir şey olmasa dahi kadının erkekten yaratılması bu konuda yeterli delil olurdu. O (erkek), kadının aslıdır. O erkeğin, kadınını, tasarruftan alıkoyma yetkisi vardır. Onun izni olmadan (farz dışında) oruç tutamaz, ancak onunla beraber haccedebilir. Kurtubî, 3/53.
Soru: Kâfirler ve münafıklar erkeğin kadın ile eşit olduğuna dair naralar atarlar. Buna nasıl cevap verirsin?
ٱلطَّلَٰقُ مَرَّتَانِۖ
Çünkü iki defadan fazla boşayan kimse ya haram olan bir şeye cüret eder ya da onu nikâhı altında tutmada istekli değildir. Aksine, onun kastı, zarar vermektir. Tefsîru’s-Sa‘dî, 102.
Soru: Ric‘î talak neden sadece iki defa ile kısıtlanmıştır?
فَلَا جُنَاحَ عَلَيۡهِمَآ أَن يَتَرَاجَعَآ إِن ظَنَّآ أَن يُقِيمَا حُدُودَ ٱللَّهِۗ
Bu âyette, insanın, hususi veya kamuyu ilgilendiren idarî bir iş yapmak istediğinde kendini gözden geçirmesi, iyice ölçüp tartması gerektiğine delil vardır.
Bundan sonra şayet kendinde bu işin üstesinden gelebileceğine dair bir güç görür, bu konuda kendine güvenirse işe girmeli/başlamlı; yoksa uzak durmalıdır. Tefsîru’s-Sa‘dî, 103.
Soru: İnsan kendisine arz edilen sorumluluklar karşısında nasıl muamele eder?