Kuran
ﮢ
ﱉ
٢٤ ٢٤ ﭛ ﭜ ﭝ ﭞ ﭟ ﭠ ﭡ ﭢ
ﭣ ﭤ ﭥ ﭦ ﭧ ﭨ ﭩ ﭪ ﭫ
ﭬ ﭭ ﭮ ﭯ ﭰ ﭱ ﭲ ﭳ ﭴ
٢٥ ٢٥ ﭶ ﭷ ﭸ ﭹ ﭺ ﭻ ﭼ ﭽ
ﭾ ﭿ ﮀ ﮁ ﮂ ﮃ ﮄ
ﮅ ٢٦ ٢٦ ﮇ ﮈ ﮉ ﮊ ﮋ ﮌ ﮍ
ﮎ ﮏ ﮐ ﮑ ﮒ ﮓ ﮔ ٢٧ ٢٧ ﮖ
ﮗ ﮘ ﮙ ﮚ ﮛ ﮜ ﮝ ﮞ
ﮟ ﮠ ﮡ ﮢ ﮣ ﮤ ﮥ ﮦ ﮧ
ﮨ ﮩ ﮪ ٢٨ ٢٨ ﮬ ﮭ ﮮ
ﮯ ﮰ ﮱ ﯓ ﯔ ٢٩ ٢٩
ﯖ ﯗ ﯘ ﯙ ﯚ ﯛ ﯜ ﯝ ﯞ ﯟ
ﯠ ﯡ ﯢ ﯣ ﯤ ﯥ ﯦ ﯧ ﯨ ﯩ
ﯪ ﯫ ﯬ ﯭ ﯮ ﯯ ﯰ ٣٠ ٣٠
إِنَّ ٱلَّذِينَ كَفَرُواْ وَيَصُدُّونَ عَن سَبِيلِ ٱللَّهِ وَٱلۡمَسۡجِدِ ٱلۡحَرَامِ ٱلَّذِي جَعَلۡنَٰهُ لِلنَّاسِ سَوَآءً ٱلۡعَٰكِفُ فِيهِ وَٱلۡبَادِۚ وَمَن يُرِدۡ فِيهِ بِإِلۡحَادِۢ بِظُلۡمٖ نُّذِقۡهُ مِنۡ عَذَابٍ أَلِيمٖ ٢٥
Âyette geçen (الحاد) “ilhâd,” haktan sapmaktır, (ظلم) “zulm” ifadesi ise küfür ile küfürden küçük günahlara kadar tüm mâsiyetler için geçerlidir. Çünkü Mekke’de işlenen günah diğer bölgelerde işlenen günahlara nispetle daha büyüktür. Yine denildi ki: (ظلم) “Zulm,” haram olanı helâl kılmaktır. (İbn Cüzeyy, 2/54.)
Soru: Bu âyet-i kerîme, Yüce Allah’ın Beytullah’ı tâzim ettiğine nasıl delâlet etmiştir?
وَطَهِّرۡ بَيۡتِيَ لِلطَّآئِفِينَ وَٱلۡقَآئِمِينَ وَٱلرُّكَّعِ ٱلسُّجُودِ ٢٦
Evin temiz tutulması, küfür, bid‘at, her türlü pislik ve kan davalarından Beytullah’ın temizlenmesini kapsamaktadır. (Kurtubî, 14/359.)
Soru: Beytullah’ın temizlenmesinin nasıl olacağını açıkla.
وَأَذِّن فِي ٱلنَّاسِ بِٱلۡحَجِّ يَأۡتُوكَ رِجَالٗا وَعَلَىٰ كُلِّ ضَامِرٖ يَأۡتِينَ مِن كُلِّ فَجٍّ عَمِيقٖ ٢٧
Yüce Allah’ın bu vaadi muhakkak bir şekilde gerçekleşmiştir. İnsanlar yeryüzünün doğusundan ve batısından yaya ve binekli olarak geldiler. (Tefsîru’s-Sa‘dî, 537.)
Soru: Bu âyet-i kerîmede gaybî olaylarla ilgili konulardan haber vermede Kur’ân’ın mûcize oluşunun bir yönü açıklanmıştır. Bu nedir?
وَأَذِّن فِي ٱلنَّاسِ بِٱلۡحَجِّ يَأۡتُوكَ رِجَالٗا وَعَلَىٰ كُلِّ ضَامِرٖ يَأۡتِينَ مِن كُلِّ فَجٍّ عَمِيقٖ ٢٧
Bu amelin meşruiyetinin hikmetlerinden biri de tevhid nefislerde iyice yer etsin diye bu amel için kurulan büyük yapıyı müşahede etmek, Yüce Allah’ı birleme/tevhid akidesini öğrenmektir. Somut olan bu algıyla aklî idrak güç kazandığından, nefislerde somut olan algılara bir meyil vardır. (İbn Âşûr, 17/243.)
Soru: Haccın meşruiyetinin hikmetlerinden birini zikret.
وَلۡيَطَّوَّفُواْ بِٱلۡبَيۡتِ ٱلۡعَتِيقِ ٢٩
Katâde der ki: “Kâbe, ‘Atîk’ diye isimlendirilmiştir, çünkü Yüce Allah onu, yıkmaya kadar varan zorbaların ellerinden kurtarmıştır. Bundan dolayı hiçbir zorba ona galip gelip onu ele geçirememiştir.” (el-Beğavî, 3/216.)
Soru: Mescid-i Harâm neden (البيت العتيق) “Beyt-i Atîk” olarak isimlendirilmiştir?
ذَٰلِكَۖ وَمَن يُعَظِّمۡ حُرُمَٰتِ ٱللَّهِ فَهُوَ خَيۡرٞ لَّهُۥ عِندَ رَبِّهِۦۗ
Yani kim O’na mâsiyetten ve O’nun haramlarından kaçınır da onları işlemek nefsine ağır gelirse (فهو خير له عند ربه) “bu, Rabbinin katında kendisi için daha hayırlıdır.” İtaatleri yerine getirmenin nasıl büyük mükâfat ve bol ecirler varsa, aynı şekilde haramları terk edip kaçınmada da büyük mükâfat ve bol ecirler vardır. (İbn Kesîr, 3/212.)
Soru: Müslüman, âzalarıyla hiçbir amel işlemeden nasıl bol ecir kazanabilir?
فَٱجۡتَنِبُواْ ٱلرِّجۡسَ مِنَ ٱلۡأَوۡثَٰنِ وَٱجۡتَنِبُواْ قَوۡلَ ٱلزُّورِ ٣٠
Nefislerde putların ulûhiyetine/ilâhlığına itikad etmek, pisliğin bedene bulaşması mesabesinde olduğundan, burada putların pislikle/necasetle vasıflandırılmaları manevî olmuştur. (İbn Âşûr, 17/253.)
Soru: Neden âyet-i kerîmede putlar necasetle/pislikle vasıflandırılmıştır?