Kuran
ﮛ
ﱆ
ﭜ ﭝ ﭞ ﭟ ﭠ ﭡ ٥٣ ٥٣ ﭣ ﭤ ﭥ ﭦ
ﭧ ﭨ ﭩ ﭪ ٥٤ ٥٤ ﭬ ﭭ ﭮ
ﭯ ﭰ ﭱ ﭲ ٥٥ ٥٥ ﭴ ﭵ ﭶ ﭷ ﭸ
ﭹ ﭺ ﭻ ٥٦ ٥٦ ﭽ ﭾ ﭿ ﮀ ﮁ
٥٧ ٥٧ ﮃ ﮄ ﮅ ﮆ ﮇ ﮈ ٥٨ ٥٨ ﮊ ﮋ ﮌ
ﮍ ﮎ ﮏ ٥٩ ٥٩ ﮑ ﮒ ﮓ ﮔ ﮕ
ﮖ ٦٠ ٦٠ ﮘ ﮙ ﮚ ﮛ ﮜ ٦١ ٦١ ﮞ
ﮟ ﮠ ﮡ ٦٢ ٦٢ ﮣ ﮤ ﮥ ﮦ ﮧ ﮨ
ﮩ ٦٣ ٦٣ ﮫ ﮬ ﮭ ﮮ ٦٤ ٦٤ ﮰ
ﮱ ﯓ ﯔ ﯕ ﯖ ﯗ ﯘ ﯙ ﯚ ﯛ
ﯜ ﯝ ﯞ ٦٥ ٦٥ ﯠ ﯡ ﯢ ﯣ ﯤ
ﯥ ﯦ ﯧ ﯨ ٦٦ ٦٦ ﯪ ﯫ ﯬ
ﯭ ٦٧ ٦٧ ﯯ ﯰ ﯱ ﯲ ﯳ ﯴ ٦٨ ٦٨
ﯶ ﯷ ﯸ ﯹ ٦٩ ٦٩ ﯻ ﯼ ﯽ ﯾ ﯿ ٧٠ ٧٠
إِذۡ دَخَلُواْ عَلَيۡهِ فَقَالُواْ سَلَٰمٗا قَالَ إِنَّا مِنكُمۡ وَجِلُونَ ٥٢
(Çekinmişlerdi,) çünkü misafirler, (genelde) misafirlerin geldiği vaktin haricinde bir vakitte evlerine gelmişlerdi. Bundan ötürü kendisi hakkında bir şer düşündüklerini zannetti. (İbn Âşûr, 14/58.)
Soru: Neden İbrâhim u sözüne (انا منكم وجلون) “Biz sizden çekiniyoruz.” kavliyle başladı?
قَالُواْ بَشَّرۡنَٰكَ بِٱلۡحَقِّ فَلَا تَكُن مِّنَ ٱلۡقَٰنِطِينَ ٥٥
İbrâhim u Allah’ın rahmetinden ümit kesmekten münezzeh olunca, yaptıkları öğüdü edebe uygun bir üslupla yaptılar. Böylece onu bu zümreye ilhak edecek olan şeyden sakındırmak üzere ümit kesenlerden olmaktan nehyettiler. (İbn Âşûr, 14/58.)
Soru: Meleklerin İbrâhim’e u hitabında bir edep örnekliği vardır. Bunu açıkla.
قَالَ وَمَن يَقۡنَطُ مِن رَّحۡمَةِ رَبِّهِۦٓ إِلَّا ٱلضَّآلُّونَ ٥٦
Yani sapıktan ve yolunu şaşırmıştan başka kim Rabbinin rahmetinden ümit keser! Allah’ın rahmetinden ümit kesmek, aynı, (azabından) emin olmak gibi büyük günahlardandır. (el-Beğavî, 2/590.)
Soru: Günahkârlardan ve musibete uğramışlardan bazıları Yüce Allah’ın rahmetinden ümit keserek şöyle derler: “Allah beni bağışlamaz veya artık sıkıntım üzerimden kalkmaz.” Bu gibi kimselere vereceğin cevap ne olur?
فَأَسۡرِ بِأَهۡلِكَ بِقِطۡعٖ مِّنَ ٱلَّيۡلِ وَٱتَّبِعۡ أَدۡبَٰرَهُمۡ وَلَا يَلۡتَفِتۡ مِنكُمۡ أَحَدٞ
Korkulan bir durumla karşı karşıya kalındığında, halkıyla beraber olan liderlerin korkulan şeye en yakın olmaları kendileri için bir âdet hâline gelmiştir. Onlar bunu, kendilerine karşı bir lütuf olması ve başkalarını kararlı kılıp cesaretlendirmek için yaparlar. Bununla beraber onlar, kendisinde korkunun olduğu şeye yakın olmanın eceli yakınlaştırmadığını, bunun zıddının da takdir edilenden korumayıp zarardan da uzaklaştırmadığını pekâlâ bilirler. Arkanda olanların kalbini meşgul edip seni mahcup etmemeleri için onlardan kimse ardına dönüp bakmasın veya arkada kalmasın. Bu ve benzeri maslahatlardan dolayı Yüce Allah arkalarına dönüp bakmamalarını onlara emretmiştir. (el-Bikâî, 4/229.)
Soru: Lût’un u memleketinden çıkarken ehlinin önde, kendisinin arkalarından yürümesindeki maslahat nedir?
فَأَسۡرِ بِأَهۡلِكَ بِقِطۡعٖ مِّنَ ٱلَّيۡلِ وَٱتَّبِعۡ أَدۡبَٰرَهُمۡ
Ailesi için daha emniyetli olması için Yüce Allah, Lût’a u, arkalarından yürümesini emretmektedir. Nitekim Rasûlullah ﷺ da artçılarla birlikte yürür, zayıfları yardım ederek yürütür ve yürümeye takati kalmayanları da taşırdı. (İbn Kesîr, 2/535.)
Soru: Cihada çıktığı zaman yürürken Nebî’nin ﷺ sünnetini anlat.
وَلَا يَلۡتَفِتۡ مِنكُمۡ أَحَدٞ
(ولا يلتفت منكم احد) “Sizden hiç kimse, sakın dönüp de ardına bakmasın,” çünkü sağa-sola yönelen kimse kararlı ve sabit değildir. Böyle bir kişi ya verdiğimiz habere kesin olarak inanmamaktadır ya da onlara (arkasında kalanlara) hususunda ızdırap çekmektedir. Arkasına dönüp bakana azap isabet eder. Yine bu şekilde (arkaya bakmadan yürümek) hicret ameline daha ciddiyetle girişmek ve ilerlemede de daha seri yol katetmek söz konusudur. Aynı şekilde böyle bir yürüyüş, arkalarında bıraktıkları evleri ve eşyaları kalplerinden çıkardıklarına ve Yüce Allah’ın kendilerine öfkelendiği kimselere karşı yumuşamadıklarına da dair en büyük delil olur ki belki de arkalarına dönüp baktıklarında nefislerinin kaldıramayacağı şeyi göreceklerdi. (el-Bikâî, 4/229.)
Soru: Memleketten çıktıklarında Lût’un u ailesinin arkalarına dönmemelerinin emredilmesindeki hikmet nedir?
وَٱتَّقُواْ ٱللَّهَ وَلَا تُخۡزُونِ ٦٩
Lût u getirmiş olduğu daveti hakkıyla ifa edebilmek için -kâfir olmalarına rağmen- onlara dinî bir yasağı hatırlatarak öğüt vermiştir. Yine (واتقوا الله ولا تخزون) “Allah’tan korkun, beni rezil etmeyin!” sözüyle de örfen (çirkin görülen) bir yasak hakkında kendilerine öğüt vermiştir. (İbn Âşûr, 14/66.)
Soru: Lût u hem dinen hem de örfen onları caydıracak sebepleri hatırlattı. Bunu açıkla.