Kuran
ﮚ
ﱅ
ﭜ ﭝ ﭞ ﭟ ١٩ ١٩ ﭡ ﭢ ﭣ ﭤ ﭥ
٢٠ ٢٠ ﭧ ﭨ ﭩ ﭪ ﭫ ﭬ ﭭ
ﭮ ﭯ ﭰ ﭱ ﭲ ﭳ ﭴ ﭵ ﭶ ﭷ ﭸ
ﭹ ﭺ ﭻ ﭼ ﭽ ﭾ ﭿ ﮀ ﮁ ﮂ ﮃ
ﮄ ﮅ ﮆ ﮇ ﮈ ﮉ ﮊ ٢١ ٢١ ﮌ ﮍ ﮎ
ﮏ ﮐ ﮑ ﮒ ﮓ ﮔ ﮕ ﮖ
ﮗ ﮘ ﮙ ﮚ ﮛ ﮜ ﮝ ﮞ ﮟ
ﮠ ﮡ ﮢ ﮣ ﮤ ﮥ ﮦ ﮧ ﮨ ﮩ
ﮪ ﮫ ﮬ ﮭ ﮮ ﮯ ﮰ ﮱ
ﯓ ﯔ ﯕ ﯖ ﯗ ﯘ ﯙ ﯚ ﯛ
ﯜ ٢٢ ٢٢ ﯞ ﯟ ﯠ ﯡ ﯢ ﯣ
ﯤ ﯥ ﯦ ﯧ ﯨ ﯩ ﯪ ﯫ ﯬ ﯭ
ﯮ ﯯ ٢٣ ٢٣ ﯱ ﯲ ﯳ ﯴ ﯵ ﯶ ﯷ ﯸ
ﯹ ﯺ ﯻ ﯼ ﯽ ﯾ ﯿ ٢٤ ٢٤
أَلَمۡ تَرَ أَنَّ ٱللَّهَ خَلَقَ ٱلسَّمَٰوَٰتِ وَٱلۡأَرۡضَ بِٱلۡحَقِّۚ إِن يَشَأۡ يُذۡهِبۡكُمۡ وَيَأۡتِ بِخَلۡقٖ جَدِيدٖ ١٩
(ان يشأ يذهبكم و يأت بخلق جديد) “O dilerse sizi ortadan kaldırıp yepyeni bir halk getirir:” O, eşyayı var etmeyi takdir ettiği gibi onu yok etmeye de kadirdir. Bu sebeple O’na isyan etmeyin. Şayet sizler isyan ederseniz “sizi ortadan kaldırıp (yerinize) yepyeni bir halk getirir.” Sizden daha üstün ve daha itaatkâr bir halk. (Kurtubî, 12/125.)
Soru: Yüce Allah’a itaati terk edip nefislerimizin şehvetlerini tercih ettiğimizde bizlere uğrayacak olan ceza nedir?
وَقَالَ ٱلشَّيۡطَٰنُ لَمَّا قُضِيَ ٱلۡأَمۡرُ إِنَّ ٱللَّهَ وَعَدَكُمۡ وَعۡدَ ٱلۡحَقِّ
O gün İblîs -Allah’ın lâneti üzerine olsun- onların hüznüne hüzün, aldanmalarına aldanış ve kederlerine keder katmak için hatip olarak kalkar. (İbn Kesîr, 2/510.)
Soru: İblîs’in cehennemde azap görenlere hutbe îrad etmesindeki hikmet nedir?
وَقَالَ ٱلشَّيۡطَٰنُ لَمَّا قُضِيَ ٱلۡأَمۡرُ إِنَّ ٱللَّهَ وَعَدَكُمۡ وَعۡدَ ٱلۡحَقِّ وَوَعَدتُّكُمۡ فَأَخۡلَفۡتُكُمۡۖ
Yüce Allah dinleyenlere bir tembih olması, âkıbetleri hakkında düşünmeleri, gerekli hazırlıkları yapmaları, şeytanın söyleyeceklerini o makamda tasavvur etmeleri ve neticede korkup orada kendilerine fayda verecek amelleri işlemeleri için İblîs’in o vakit söyleyeceklerini hikâye etmektedir. (Âlûsî, 14/266.)
Soru: Şeytanın kıyamet gününde taraftarları için söyleyeceklerinin bizlere bildirilmesindeki hikmet nedir?
وَمَا كَانَ لِيَ عَلَيۡكُم مِّن سُلۡطَٰنٍ إِلَّآ أَن دَعَوۡتُكُمۡ فَٱسۡتَجَبۡتُمۡ لِيۖ
Onlar o (şeytanı) dost edinip onun hizbine katılmakla onu kendilerine musallat edenlerdir. Bundan dolayı onun iman edip Rablerine tevekkül edenlere karşı bir gücü yoktur. (Tefsîru’s-Sa‘dî, 425.)
Soru: Şeytanın, üzerine gücünü hâkim kıldığı kimsenin vasfı nelerdir?
وَمَا كَانَ لِيَ عَلَيۡكُم مِّن سُلۡطَٰنٍ إِلَّآ أَن دَعَوۡتُكُمۡ فَٱسۡتَجَبۡتُمۡ لِيۖ
Bil ki Yüce Allah bu âyette şeytanın hiçbir gücünün olmadığını bildirmektedir. Nitekim başka bir âyette de şöyle buyurmaktadır: “Şeytanın hâkimiyeti, sadece onu dost edinenler ve Allah’a ortak koşanlar üzerindedir.”
Yüce Allah’ın kendisinden nefyettiği güç, hüccet ve delil gücüdür. Aslen onun, çağırdığı şey için hiçbir delili yoktur. Onun nihaî olarak yapabileceği şey onları mâsiyetlere karşı cesaretlendirecek şüphelerle ve süslü sözlerle vesvese vermesidir. Şeytanın dostları hakkında sahip olduğu bildirilen güce gelince; bu, onları mâsiyetlere karşı kışkırtmak suretiyle onlara musallat olmasıdır. (Tefsîru’s-Sa‘dî, 425.)
Soru: Bir âyette şeytanın hâkimiyeti nefyedilirken, diğer âyette ispat edilmektedir. Bu iki âyeti nasıl cemedersin?
تَحِيَّتُهُمۡ فِيهَا سَلَٰمٌ ٢٣
Onlar (cennette) birbirlerini selâmlarlar. Melekler de kendilerini selâmlarlar. (Kurtubî, 2/555.)
Soru: “es-Selâmu aleykum” diye selâmlaşmak, selâmlaşma çeşitlerinin en faziletlisidir. Buna getirilecek delil nedir?
أَلَمۡ تَرَ كَيۡفَ ضَرَبَ ٱللَّهُ مَثَلٗا كَلِمَةٗ طَيِّبَةٗ كَشَجَرَةٖ طَيِّبَةٍ أَصۡلُهَا ثَابِتٞ وَفَرۡعُهَا فِي ٱلسَّمَآءِ ٢٤
“Güzel bir söz,” tevhiddir. O (tevhid) tıpkı bir ağaç gibidir. Her vakit verdiği meyveleri ise amellerdir. (İbn Teymiyye, 4/110.)
Soru: “Güzel bir söz,” tevhiddir. Ameller ise onun meyveleridir. Bunu açıkla.