Kuran
ﮘ
ﱅ
ﭛ ﭜ ﭝ ﭞ ﭟ ﭠ ﭡ ﭢ ٦٤ ٦٤ ﭤ ﭥ
ﭦ ﭧ ﭨ ﭩ ﭪ ﭫ ﭬ ﭭ
ﭮ ﭯ ﭰ ﭱ ﭲ ﭳ ﭴ ﭵ ﭶ ﭷ ﭸ
ﭹ ﭺ ﭻ ﭼ ﭽ ﭾ ﭿ ﮀ ٦٥ ٦٥ ﮂ
ﮃ ﮄ ﮅ ﮆ ﮇ ﮈ ﮉ ﮊ ﮋ
ﮌ ﮍ ﮎ ﮏ ﮐ ﮑ ﮒ ﮓ ﮔ ﮕ ﮖ ﮗ ﮘ
ﮙ ﮚ ٦٦ ٦٦ ﮜ ﮝ ﮞ ﮟ ﮠ ﮡ ﮢ
ﮣ ﮤ ﮥ ﮦ ﮧ ﮨ ﮩ ﮪ ﮫ ﮬ ﮭ
ﮮ ﮯ ﮰ ﮱ ﯓ ﯔ ﯕ ﯖ ﯗ ﯘ ﯙ ﯚ
ﯛ ٦٧ ٦٧ ﯝ ﯞ ﯟ ﯠ ﯡ ﯢ ﯣ ﯤ
ﯥ ﯦ ﯧ ﯨ ﯩ ﯪ ﯫ ﯬ ﯭ ﯮ ﯯ
ﯰ ﯱ ﯲ ﯳ ﯴ ﯵ ﯶ ﯷ ﯸ ﯹ
ﯺ ﯻ ٦٨ ٦٨ ﯽ ﯾ ﯿ ﰀ ﰁ ﰂ ﰃ ﰄ
ﰅ ﰆ ﰇ ﰈ ﰉ ﰊ ﰋ ﰌ ﰍ ٦٩ ٦٩
قَالَ هَلۡ ءَامَنُكُمۡ عَلَيۡهِ إِلَّا كَمَآ أَمِنتُكُمۡ عَلَىٰٓ أَخِيهِ مِن قَبۡلُ فَٱللَّهُ خَيۡرٌ حَٰفِظٗاۖ وَهُوَ أَرۡحَمُ ٱلرَّٰحِمِينَ ٦٤
Karîneler varken su-i zanda bulunmak haram ve yasak değildir. (Tefsîru’s-Sa‘dî, 411.)
Soru: Su-i zan ne zaman haram olur?
فَٱللَّهُ خَيۡرٌ حَٰفِظٗاۖ وَهُوَ أَرۡحَمُ ٱلرَّٰحِمِينَ ٦٤
Ya‘kûb u şunu demek istemiştir: “O’nun koruması sizin korumanızdan daha hayırlıdır ve O, merhametlilerin en merhametlisidir.” (el-Beğavî, 2/476.)
Soru: Ya‘kûb’un u Allah’a olan yakîninin nasıl olduğunu açıkla.
وَقَالَ يَٰبَنِيَّ لَا تَدۡخُلُواْ مِنۢ بَابٖ وَٰحِدٖ وَٱدۡخُلُواْ مِنۡ أَبۡوَٰبٖ مُّتَفَرِّقَةٖۖ
Bu âyette nazardan sakınmaya ve (dolayısıyla) nazarın hak olduğuna delil vardır. Rasûlullah’ın ﷺ şöyle dediği sabit olmuştur: إن العين لتدخل الرجل القبر والجمل القدر “Şüphesiz göz kişiyi kabre, deveyi de tencereye sokar.” (Ebû Nuaym, el-Hilye, 7/90.) Yine (Allah’a) sığındığı duasındaki, أعوذ بكلمات الله التامة من كل شيطان وهامة ، ومن كل عين لامة “Her bir şeytandan, öldürücü, zehirli her bir haşereden ve insanı çıldırtan her bir gözden Allah’ın tam kelimeleriyle (Allah’a) sığınırım.” (Buhârî, Enbiyâ, 10.) sözünde de buna bir delâlet vardır. (Kurtubî, 11/399.)
Soru: Mümin nazardan nasıl sakınabilir?
وَقَالَ يَٰبَنِيَّ لَا تَدۡخُلُواْ مِنۢ بَابٖ وَٰحِدٖ وَٱدۡخُلُواْ مِنۡ أَبۡوَٰبٖ مُّتَفَرِّقَةٖۖ وَمَآ أُغۡنِي عَنكُم مِّنَ ٱللَّهِ مِن شَيۡءٍۖ إِنِ
Âyet-i kerîme, Müslümanın kendi nefsi için korktuğu şeyden kardeşini de sakındırması, selâmet ve kurtuluş yoluna yönlendirmesi gerektiğine delildir. Zira din, nasihattir. Müslüman da Müslümanın kardeşidir. (Kurtubî, 11/403.)
Soru: Müslüman kardeşin hakkında bir zarardan korktuğunda üzerine düşen görev nedir?
وَقَالَ يَٰبَنِيَّ لَا تَدۡخُلُواْ مِنۢ بَابٖ وَٰحِدٖ وَٱدۡخُلُواْ مِنۡ أَبۡوَٰبٖ مُّتَفَرِّقَةٖۖ وَمَآ أُغۡنِي عَنكُم مِّنَ ٱللَّهِ مِن شَيۡءٍۖ إِنِ ٱلۡحُكۡمُ إِلَّا لِلَّهِۖ عَلَيۡهِ تَوَكَّلۡتُۖ وَعَلَيۡهِ فَلۡيَتَوَكَّلِ ٱلۡمُتَوَكِّلُونَ ٦٧
Bununla onlara, zâhirî ve alelade sebepleri yerine getirmekle birlikte Yüce Allah’ın tevfikine ve şefkatine itimat etmeyi de öğretmek istemiştir. Sebepleri yaratana ve güzellikleri takdir edene karşı edebi kuşanmak için böyle yapmıştı. (İbn Âşûr, 13/21.)
Soru: Sebepleri yerine getirmek Allah’a tevekkül etmeye aykırı mıdır? Âyet-i kerîmeden yola çıkarak bunu açıkla.
مَّا كَانَ يُغۡنِي عَنۡهُم مِّنَ ٱللَّهِ مِن شَيۡءٍ إِلَّا حَاجَةٗ فِي نَفۡسِ يَعۡقُوبَ قَضَىٰهَاۚ وَإِنَّهُۥ لَذُو عِلۡمٖ لِّمَا عَلَّمۡنَٰهُ
Bu, evlâtlarına olan şefkat ve muhabbetinin gereğiydi. Bununla kalbinde bir nevi huzur ve arzu ettiği şey gerçekleşmişti. Yoksa bu O’nun ilminden kaynaklanan bir kusur değildi. Çünkü o, şerefli rasûllerden ve Rabbânî âlimlerdendi. Bu sebeple Yüce Allah onun hakkında, (وانه لذو علم) “Şüphesiz o, ilim sahibiydi” demişti. Yani büyük bir ilme sahip olandı, anlamındadır. (Tefsîru’s-Sa‘dî, 402.)
Soru: Yüce Allah, Ya‘kûb’un u tedbirinin onlardan bir şey savmadığını açıkladıktan sonra şöyle buyurdu: (وانه لذو علم) “Şüphesiz o, ilim sahibiydi” sözünün burada zikredilmesindeki sebep nedir?
وَإِنَّهُۥ لَذُو عِلۡمٖ لِّمَا عَلَّمۡنَٰهُ وَلَٰكِنَّ أَكۡثَرَ ٱلنَّاسِ لَا يَعۡلَمُونَ ٦٨
(لذو علم) “ilim sahibiydi,” yani amel ettiği şeyleri ilim üzere yapmaktaydı, cehâlet üzere değil. (لما علمناه) “çünkü ona Biz öğretmiştik,” yani bizim kendisine öğretmemizden ötürü. Yine denildi ki: “Şüphesiz ki o, ilmiyle âmil biriydi.” Süfyân-ı Sevrî şöyle dedi: “Bildikleri ile amel etmeyenler âlim olamazlar.” (el-Beğavî, 2/503.)
Soru: Ne zaman bir kişi hakkında “O âlimdir.” denilebilir?