Kuran
ﮘ
ﱄ
ﭚ ﭛ ﭜ ﭝ ﭞ ﭟ ﭠ ﭡ ﭢ ﭣ ﭤ ﭥ ﭦ
ﭧ ﭨ ﭩ ﭪ ﭫ ﭬ ٣٨ ٣٨ ﭮ
ﭯ ﭰ ﭱ ﭲ ﭳ ﭴ ﭵ ﭶ
٣٩ ٣٩ ﭸ ﭹ ﭺ ﭻ ﭼ ﭽ ﭾ ﭿ
ﮀ ﮁ ﮂ ﮃ ﮄ ﮅ ﮆ ﮇ ﮈ ﮉ ﮊ ﮋ
ﮌ ﮍ ﮎ ﮏ ﮐ ﮑ ﮒ ﮓ ﮔ ﮕ ﮖ
ﮗ ﮘ ﮙ ٤٠ ٤٠ ﮛ ﮜ ﮝ ﮞ
ﮟ ﮠ ﮡ ﮢ ﮣ ﮤ ﮥ ﮦ ﮧ
ﮨ ﮩ ﮪ ﮫ ﮬ ﮭ ﮮ ﮯ ٤١ ٤١ ﮱ
ﯓ ﯔ ﯕ ﯖ ﯗ ﯘ ﯙ ﯚ ﯛ
ﯜ ﯝ ﯞ ﯟ ﯠ ﯡ ﯢ ﯣ
٤٢ ٤٢ ﯥ ﯦ ﯧ ﯨ ﯩ ﯪ ﯫ ﯬ
ﯭ ﯮ ﯯ ﯰ ﯱ ﯲ ﯳ ﯴ ﯵ
ﯶ ﯷ ﯸ ﯹ ﯺ ﯻ ﯼ ﯽ ٤٣ ٤٣
مَا كَانَ لَنَآ أَن نُّشۡرِكَ بِٱللَّهِ مِن شَيۡءٖۚ ذَٰلِكَ مِن فَضۡلِ ٱللَّهِ عَلَيۡنَا وَعَلَى ٱلنَّاسِ وَلَٰكِنَّ أَكۡثَرَ ٱلنَّاسِ لَا يَشۡكُرُونَ ٣٨
(ذلك من فضل ٱلله علينا وعلى ٱلناس) “Bu, Allah’ın bize ve insanlara olan lütfundandır,” yani bu O’nun bizim üzerimizdeki ve bizlere hidâyet ettiği gibi kendilerine hidâyet ettiklerinin üzerindeki en güzel ihsanından, lütfundan ve fazlındandır. Zira Yüce Allah’ın kullarına bahşettiği ihsanlardan İslâm ve hak dinden daha üstün bir ihsanı yoktur. Kim onu kabul edip boyun eğerse nasibini almış ve kendisi için en büyük nimet ve en yüce faziletler hâsıl olmuş olur. (Tefsîru’s-Sa‘dî, 398.)
Soru: Yüce Allah’ın senin üzerindeki en büyük nimeti nedir?
مَا كَانَ لَنَآ أَن نُّشۡرِكَ بِٱللَّهِ مِن شَيۡءٖۚ ذَٰلِكَ مِن فَضۡلِ ٱللَّهِ عَلَيۡنَا وَعَلَى ٱلنَّاسِ وَلَٰكِنَّ أَكۡثَرَ ٱلنَّاسِ لَا يَشۡكُرُونَ ٣٨
İşte bu tevhiddir. Bu (tevhid,) O’ndan başka hak ilâhın olmadığını ve kendisinin bir ortağının bulunmadığını ikrar etmektir. (من فضل الله علينا ) “Bu, Allah’ın bize olan lütfundandır.” Yani bizlere vahyedip bizim kendisiyle emrolunduklarımızdandır.(وعلى الناس)“ve insanlara olan lütfundandır,” ki Biz onları buna çağıran davetçiler kıldık. (ولكن أكثر الناس لا يشكرون) “Fakat insanların çoğu şükretmezler,” yani peygamberleri göndermek suretiyle kendilerine nimet bahşetmiş olduğunu bilmezler. (İbn Kesîr, 2/460.)
Soru: İnsanların çoğunun şükretmiyor oluşunu bildirmek sana neyi çağrıştırıyor?
وَلَٰكِنَّ أَكۡثَرَ ٱلنَّاسِ لَا يَشۡكُرُونَ ٣٨
Tevhid ve iman ile nimetlendirmesine şükretmezler. (Kurtubî, 4/43.)
Soru: İnsanların kendisine azca şükretmiş olduğu yüce nimet nedir?
إِنِ ٱلۡحُكۡمُ إِلَّا لِلَّهِ أَمَرَ أَلَّا تَعۡبُدُوٓاْ إِلَّآ إِيَّاهُۚ ذَٰلِكَ ٱلدِّينُ ٱلۡقَيِّمُ وَلَٰكِنَّ أَكۡثَرَ ٱلنَّاسِ لَا يَعۡلَمُونَ ٤٠
Hüküm yalnızca Allah’a aittir. Rasûlleri ise ancak O’ndan ulaştırırlar. Dolayısıyla onların hükmü O’nun hükmü, onların emirleri O’nun emri, onlara itaat O’na itaat mesabesindedir. Rasûl’ün hükmedip emrettiği ve dinde meşru kıldığı her şeye tüm insanların ittiba edip itaat etmeleri farzdır. Zira bu, Yüce Allah’ın, kulları üzerindeki hükmüdür. (İbn Teymiyye, 4/43.)
Soru: Rasûlullah’ın ﷺ verdiği hüküm Yüce Allah’ın hükmüdür. Âyet-i kerîmeden yola çıkarak bunu açıkla.
يَٰصَٰحِبَيِ ٱلسِّجۡنِ أَمَّآ أَحَدُكُمَا فَيَسۡقِي رَبَّهُۥ خَمۡرٗاۖ
Ancak Yûsuf u üzülmemesi için efendisine şarabı içirecek kişiyi belirtmemiş, müphem bırakmıştır. (İbn Kesîr, 2/461.)
Soru: Neden Yûsuf u kimin efendisine şarap içireceğini, kimin asılacağını belirtmemiştir?
وَقَالَ لِلَّذِي ظَنَّ أَنَّهُۥ نَاجٖ مِّنۡهُمَا ٱذۡكُرۡنِي عِندَ رَبِّكَ فَأَنسَىٰهُ ٱلشَّيۡطَٰنُ ذِكۡرَ رَبِّهِۦ فَلَبِثَ فِي ٱلسِّجۡنِ بِضۡعَ سِنِينَ ٤٢
Yüce Allah hükmünü tamama erdirip Yûsuf’un u zindandan çıkmasına müsaade edince Yûsuf’un u çıkması, makamının yücelmesi ve kadrinin âli olması için kralın rüyasını buna sebep kıldı. (Tefsîru’s-Sa‘dî, 398.)
Soru: Âyet-i kerîmeden yola çıkarak Yüce Allah’ın kaza ve kaderindeki hikmeti açıkla.
وَقَالَ لِلَّذِي ظَنَّ أَنَّهُۥ نَاجٖ مِّنۡهُمَا ٱذۡكُرۡنِي عِندَ رَبِّكَ فَأَنسَىٰهُ ٱلشَّيۡطَٰنُ ذِكۡرَ رَبِّهِۦ فَلَبِثَ فِي ٱلسِّجۡنِ بِضۡعَ سِنِينَ ٤٢
Herhangi bir sıkıntıya ve zorluğa düşen kimsenin, kendisini bundan kurtarma hususunda kudreti olan kimseden yardım talep etmesinde veya hâlini bildirmesinde hiçbir beis yoktur. Bu, mahlûka şikâyette bulunmaya girmez. Çünkü bu, insanların örfünde normal karşılanan, birbirlerinden yardım dileme bâbındandır. Bundan dolayı Yûsuf u iki delikanlıdan, kurtulacağını zannettiği kişiye, (اذكرني عند ربك) “Beni efendinin yanında an” dedi. (Tefsîru’s-Sa‘dî, 410.)
Soru: Güç yetirdikleri hususlarda yaratılmışlardan yardım talebinde bulunmak imanın güçlü olmasına aykırı mıdır?