Kuran
ﮘ
ﱄ
ﭜ ﭝ ﭞ ﭟ ﭠ ﭡ ﭢ ١٥ ١٥ ﭤ
ﭥ ﭦ ﭧ ١٦ ١٦ ﭩ ﭪ ﭫ ﭬ ﭭ
ﭮ ﭯ ﭰ ﭱ ﭲ ﭳ ﭴ ﭵ ﭶ
ﭷ ﭸ ﭹ ﭺ ﭻ ١٧ ١٧ ﭽ ﭾ ﭿ
ﮀ ﮁ ﮂ ﮃ ﮄ ﮅ ﮆ ﮇ ﮈ ﮉ ﮊ ﮋ ﮌ
ﮍ ﮎ ﮏ ﮐ ﮑ ١٨ ١٨ ﮓ ﮔ
ﮕ ﮖ ﮗ ﮘ ﮙ ﮚ ﮛ ﮜ ﮝ ﮞ ﮟ
ﮠ ﮡ ﮢ ﮣ ﮤ ﮥ ١٩ ١٩ ﮧ ﮨ ﮩ
ﮪ ﮫ ﮬ ﮭ ﮮ ﮯ ٢٠ ٢٠ ﮱ
ﯓ ﯔ ﯕ ﯖ ﯗ ﯘ ﯙ ﯚ
ﯛ ﯜ ﯝ ﯞ ﯟ ﯠ ﯡ ﯢ ﯣ ﯤ
ﯥ ﯦ ﯧ ﯨ ﯩ ﯪ ﯫ ﯬ ﯭ
ﯮ ﯯ ﯰ ﯱ ﯲ ﯳ ٢١ ٢١ ﯵ ﯶ ﯷ
ﯸ ﯹ ﯺ ﯻ ﯼ ﯽ ﯾ ٢٢ ٢٢
وَجَآءُوٓ أَبَاهُمۡ عِشَآءٗ يَبۡكُونَ ١٦
Hâkimin zekâsı bu gibi hilelere aldanmaz. Bununla bir hüküm bağlamaz. Hüküm ancak açık bir delil ile bağlanır. (İbn Âşûr, 12/236.)
Soru: Hâkimin sırf gözyaşlarıyla aldanmaması, bilakis açık bir delil talep etmesi gerekir. Bu mânayı ispat et.
قَالَ بَلۡ سَوَّلَتۡ لَكُمۡ أَنفُسُكُمۡ أَمۡرٗاۖ
Yani nefisleriniz, benimle onun arasını ayırmak gibi çirkin bir işi size süslü göstermiştir. Ya‘kûb u gördüğü birtakım karînelerden, hâllerden ve Yûsuf’un u kendisine anlattığı rüyadan bu söylediğine delil teşkil edecek birtakım hususlardan dolayı böyle demişti. (Tefsîru’s-Sa‘dî, 395.)
Soru: Yûsuf’un u kardeşlerinin yalanına delâlet eden karîne neydi?
فَصَبۡرٞ جَمِيلٞۖ
Sevrî , ashabından birinin şöyle dediğini nakleder: “Üç şey sabırdandır: Acını anlatmaman, başına gelen musibeti söylememen ve nefsini temize çıkarmaman.” (İbn Kesîr, 2/453.)
Soru: Güzel sabrın bazı çeşitlerini açıkla.
فَصَبۡرٞ جَمِيلٞۖ وَٱللَّهُ ٱلۡمُسۡتَعَانُ عَلَىٰ مَا تَصِفُونَ ١٨
(صبر جميل) “Güzel sabır,” şikâyetsiz bir şekilde sabretmektir. Ya‘kûb u, (فصبر جميل وٱلله ٱلمستعان على) “Artık (bana düşen) hakkıyla sabretmektir. Anlattığınız karşısında (bana) yardım edecek olan, ancak Allah’tır.” demiş, ardından (إنما اشكوا بثي وحزني إلا الله) “Ben gam ve kederimi sadece Allah’a arz ediyorum.” (Yûsuf, 12/86.) demiştir. Çünkü Yüce Allah’a arz edilen şikâyet güzel sabra aykırı değildir. (İbn Teymiyye, 4/22.)
Soru: Güzel sabır nedir? Yüce Allah’a şikâyeti arz etmek buna aykırı mıdır?
وَجَآءَتۡ سَيَّارَةٞ فَأَرۡسَلُواْ وَارِدَهُمۡ فَأَدۡلَىٰ دَلۡوَهُۥۖ قَالَ يَٰبُشۡرَىٰ هَٰذَا غُلَٰمٞۚ وَأَسَرُّوهُ بِضَٰعَةٗۚ وَٱللَّهُ عَلِيمُۢ بِمَا يَعۡمَلُونَ ١٩
(وٱلله عليم بما يعملون) “Allah onların yaptıklarını çok iyi bilir,” yani Yûsuf’un u kardeşlerinin ve onu satın alanların yaptıklarını çok iyi bilendir. Şüphesiz ki O bunu değiştirip defetmeye pekâlâ kadirdir. Ancak O’nun bildiği bir hikmet ve geçmişteki takdiriyle takdir edip hükmettiğinin gerçekleşmesi için bu olayı (akışına) bıraktı. Bu buyrukta elçisi Muhammed ﷺ için de bir ima ve bildiri vardır. Şöyle ki: “(Ey Muhammed!) Ben kavminin sana yaptığı ezayı bilmekteyim ve onlara karşı çıkmaya (engellemeye) kadirim. Ancak ben onlara (bir süreye kadar) mühlet veriyorum. Sonunda âkıbeti senin için, hükmü de onların aleyhine kılacağım. Tıpkı âkıbeti Yûsuf’un lehine kılıp hükmü kardeşlerinin aleyhine kıldığım gibi.” (İbn Kesîr, 2/454.)
Soru: Âyet-i kerîmenin (وٱلله عليم بما يعملون) “Allah onların yaptıklarını çok iyi bilir” kavliyle kapanmasının sebebi nedir?
وَلَمَّا بَلَغَ أَشُدَّهُۥٓ ءَاتَيۡنَٰهُ حُكۡمٗا وَعِلۡمٗاۚ وَكَذَٰلِكَ نَجۡزِي ٱلۡمُحۡسِنِينَ ٢٢
Nûra, ilme ve hikmete gelince, Yüce Allah’ın Yûsuf’un kıssasındaki şu kavli buna delâlet etmiştir: “(Yûsuf) erginlik çağına erişince, ona (isabetle) hükmetme (yeteneği) ve ilim verdik. İşte güzel davrananları Biz böyle mükâfatlandırırız.” Bu âyet, güzel davranan tüm muhsinler için geçerlidir. (İbn Teymiyye, 4/22.)
Soru: Her muhsin olanın nurdan, ilimden ve hikmetten nasibi vardır. Âyete dayanarak bunu açıkla.
وَلَمَّا بَلَغَ أَشُدَّهُۥٓ ءَاتَيۡنَٰهُ حُكۡمٗا وَعِلۡمٗاۚ وَكَذَٰلِكَ نَجۡزِي ٱلۡمُحۡسِنِينَ ٢٢
Muhsinleri zikretmesinde, bu nimet ile mükâfatlandırılmasındaki sebebin bu ihsanı (güzel davranışı) olduğuna işaret vardır. (İbn Âşûr, 12/248.)
Soru: İhsan vasfının faydalarından birini zikret.