Kuran

Sonuç bulunamadı
Sonuç bulunamadı
Sonuç bulunamadı

ﮗ

ﱄ

ﭑ ﭒ ﭓ ﭔ ﭕ ﭖ ﭗ ﭘ ﭙ ﭚ ﭛ
ﭜ ﭝ ﭞ ﭟ ﭠ ﭡ ﭢ ﭣ ﭤ ﭥ ﭦ
ﭧ ﭨ ﭩ ﭪ ٢٠ ٢٠
ﭬ ﭭ ﭮ
ﭯ ﭰ ﭱ ﭲ ﭳ ﭴ ٢١ ٢١
ﭶ ﭷ ﭸ
ﭹ ﭺ ﭻ ﭼ ٢٢ ٢٢
ﭾ ﭿ ﮀ ﮁ
ﮂ ﮃ ﮄ ﮅ ﮆ ﮇ ﮈ ﮉ
ﮊ ﮋ ﮌ ٢٣ ٢٣
ﮎ ﮏ ﮐ ﮑ ﮒ
ﮓ ﮔ ﮕ ﮖ ﮗ ﮘ ﮙ ﮚ ﮛ
٢٤ ٢٤
ﮝ ﮞ ﮟ ﮠ ﮡ ﮢ ﮣ ﮤ ﮥ ٢٥ ٢٥
ﮧ ﮨ ﮩ ﮪ ﮫ ﮬ ﮭ ﮮ ﮯ ﮰ ﮱ ﯓ ٢٦ ٢٦

ﯕ ﯖ ﯗ ﯘ ﯙ ﯚ ﯛ ﯜ ﯝ ﯞ ﯟ
ﯠ ﯡ ﯢ ﯣ ﯤ ﯥ ﯦ ﯧ ﯨ
ﯩ ﯪ ﯫ ﯬ ﯭ ﯮ ﯯ ﯰ ﯱ ٢٧ ٢٧

ﯳ ﯴ ﯵ ﯶ ﯷ ﯸ ﯹ ﯺ ﯻ ﯼ ﯽ ﯾ
ﯿ ﰀ ﰁ ﰂ ﰃ ﰄ ﰅ ٢٨ ٢٨
224
سورة هود Ayetler 0 - 20

يُضَٰعَفُ لَهُمُ ٱلۡعَذَابُۚ مَا كَانُواْ يَسۡتَطِيعُونَ ٱلسَّمۡعَ وَمَا كَانُواْ يُبۡصِرُونَ ٢٠

(يضاعف لهم العذاب) “Onların azabı kat kat olacaktır.” Çünkü kendileri saptığı gibi başkalarını da saptırmışlardır. (Tefsîru’s-Sa‘dî, 379)
Soru: Neden onların azabı kat kat arttırılır?

سورة هود Ayetler 0 - 22

لَا جَرَمَ أَنَّهُمۡ فِي ٱلۡأٓخِرَةِ هُمُ ٱلۡأَخۡسَرُونَ ٢٢

Yüce Allah onların, yapmış oldukları bu alışveriş sebebiyle âhirette insanların en çok ziyana uğrayanları olduğunu haber vermiştir. Çünkü onlar (cennetin) yüce derecelerini bırakmış, (cehennemin) alçak derecelerini almışlardır. Cennet nimetleri yerine kaynar suyu, misk kokulu, ağzı kapalı saf içecek yerine insanın içine işleyen sıcaklık ve kaynar su ile kara bir dumanın gölgesini, cennet hûrileri (hûru’l-îyn) yerine kanlı irinden bir yiyeceği, yüksek köşkler yerine cehennem çukurunu, Rahmân’a yakınlık ve O’nu görme yerine ed-Deyyân olan Allah’ın öfke ve azabını karşılık olarak almışlardır. (İbn Kesîr, 2/423)
Soru: Neden Yüce Allah onları (الخاسرون) “zarara uğrayan” değil de (الاخسرون) “en çok zarara uğrayan” şeklinde vasıflandırmıştır?

سورة هود Ayetler 0 - 23

إِنَّ ٱلَّذِينَ ءَامَنُواْ وَعَمِلُواْ ٱلصَّٰلِحَٰتِ وَأَخۡبَتُوٓاْ إِلَىٰ رَبِّهِمۡ أُوْلَٰٓئِكَ أَصۡحَٰبُ ٱلۡجَنَّةِۖ هُمۡ فِيهَا خَٰلِدُونَ ٢٣

(وأخبتوا إلى ربهم) “Rablerine gönülden boyun eğenlere gelince” kavlindeki “ihbât,” kalpte sabit bir korku olan huşûdur. Bu kelime aslında “düzlük” anlamındadır. Onunla aynı kökten gelen kelime ise “geniş ve düz arazi” anlamındadır. Buna göre “ihbât,” huşû ve itminan yahut Yüce Allah’a sürekli bir şekilde/mütemadiyen dönüş demektir. (Kurtubî, 11/96)
Soru: Kul nasıl boyun eğenlerden olur?

سورة هود Ayetler 0 - 27

فَقَالَ ٱلۡمَلَأُ ٱلَّذِينَ كَفَرُواْ مِن قَوۡمِهِۦ مَا نَرَىٰكَ إِلَّا بَشَرٗا مِّثۡلَنَا وَمَا نَرَىٰكَ ٱتَّبَعَكَ إِلَّا ٱلَّذِينَ هُمۡ أَرَاذِلُنَا بَادِيَ ٱلرَّأۡيِ وَمَا نَرَىٰ لَكُمۡ عَلَيۡنَا مِن فَضۡلِۢ بَلۡ نَظُنُّكُمۡ كَٰذِبِينَ ٢٧

Âlimlerimiz der ki: “Bunun böyle olmasının sebebi, baş olma arzusunun soyluları (ileri gelenleri) kuşatmış olması, bundan soyutlanmanın zorluğu ve başkalarına itaat etmenin nefislerine ağır gelmesiydi. Fakir kimseler için ise bu engeller söz konusu değildir. Bu sebeple fakirler bu çağrıya icabet etme ve itaat etme konusunda ellerini çabuk tutar. Dünya ehlinde görülen hâlin çoğu böyledir.” (Kurtubî, 11/99)
Soru: Neden çoğunlukla fakir ve yoksullar hakkı kabul ederken liderler ve zenginler kabul etmez?

سورة هود Ayetler 0 - 27

فَقَالَ ٱلۡمَلَأُ ٱلَّذِينَ كَفَرُواْ مِن قَوۡمِهِۦ مَا نَرَىٰكَ إِلَّا بَشَرٗا مِّثۡلَنَا وَمَا نَرَىٰكَ ٱتَّبَعَكَ إِلَّا ٱلَّذِينَ هُمۡ أَرَاذِلُنَا بَادِيَ ٱلرَّأۡيِ

Âyetteki bu ifade onların cehâletlerinden kaynaklanıyordu. Çünkü onlar bu sözleriyle ayıp olmayan bir şeyi Allah’ın Nebîsi için ayıplayıcı bir husus olarak görmüşlerdi. Zira peygamberlerin -Allah’ın salât ve selâmı üzerlerine olsun- görevi, apaçık olan delil ve mûcizeleri getirmektir. Yoksa onlar şekil ve konumları değiştirmekle yükümlü değildiler. Ayrıca peygamberler insanların tümüne gönderilir. Bu bakımdan alt mertebedeki bir insanın İslâm’a girmesi peygamberler için bir eksiklik ifade etmez. Çünkü peygamberler onlardan İslâm’a giren herkesi (ayırt etmeksizin) kabul etmekle yükümlüdürler. (Kurtubî, 11/99)
Soru: Zayıf ve fakir kimselerin davetçiye tâbi olması davetçi için bir ayıp ve noksanlık ifade eder mi?

سورة هود Ayetler 0 - 27

فَقَالَ ٱلۡمَلَأُ ٱلَّذِينَ كَفَرُواْ مِن قَوۡمِهِۦ مَا نَرَىٰكَ إِلَّا بَشَرٗا مِّثۡلَنَا وَمَا نَرَىٰكَ ٱتَّبَعَكَ إِلَّا ٱلَّذِينَ هُمۡ أَرَاذِلُنَا بَادِيَ ٱلرَّأۡيِ وَمَا نَرَىٰ لَكُمۡ عَلَيۡنَا مِن فَضۡلِۢ بَلۡ نَظُنُّكُمۡ كَٰذِبِينَ ٢٧

(اراذلنا) “alt tabakamızdan” kelimesi (أرذل)’nin çoğulu olup insanların ayaktakımları demektir. Sırf fakir oldukları için onları bununla vasıflandırdılar. Bu onların cehâletinden ve şerefin mal ile şöhrette olduğu zanlarından kaynaklanıyordu. Oysa durum hiç de onların düşündüğü gibi değildi. Aksine müminler fakirliklerine ve dünyadaki zayıflıklarına rağmen hâl olarak onlardan daha şerefliydiler. (بادي الرأي) “basit görüşle hareket eden,” yani düşünmeyip araştırmaksızın akla gelen ilk düşünceye göre hemen hareket eden. Kastedilen mâna ise şudur: İnsanların ayaktakımları araştırıp incelemeksizin sana tâbi oldular. (İbn Cüzeyy, 1/394)
Soru: Bu âyet, küfür ehlinin hak ehline attığı töhmetlerin genel hatlarını açıklamıştır. Bunları izah et.

سورة هود Ayetler 0 - 28

قَالَ يَٰقَوۡمِ أَرَءَيۡتُمۡ إِن كُنتُ عَلَىٰ بَيِّنَةٖ مِّن رَّبِّي وَءَاتَىٰنِي رَحۡمَةٗ مِّنۡ عِندِهِۦ فَعُمِّيَتۡ عَلَيۡكُمۡ أَنُلۡزِمُكُمُوهَا وَأَنتُمۡ لَهَا كَٰرِهُونَ ٢٨

Bu buyruk, onların kin ve düşmanlıktan uzak bir şekilde düşündükleri zaman onun davetinin doğruluğunu bileceklerine dair bir işarettir. (İbn Âşûr, 12/51)
Soru: İnat ve kinin müşriklerin ve inatçıların tutumlarına etkisi vardır. Bunu izah et.