Kuran
ﮗ
ﱄ
ﭛ ﭜ ﭝ ﭞ ﭟ ﭠ ﭡ ﭢ ﭣ ١٣ ١٣
ﭥ ﭦ ﭧ ﭨ ﭩ ﭪ ﭫ ﭬ ﭭ
ﭮ ﭯ ﭰ ﭱ ﭲ ﭳ ﭴ ﭵ ١٤ ١٤ ﭷ ﭸ ﭹ ﭺ
ﭻ ﭼ ﭽ ﭾ ﭿ ﮀ ﮁ ﮂ
ﮃ ﮄ ١٥ ١٥ ﮆ ﮇ ﮈ ﮉ ﮊ ﮋ ﮌ
ﮍ ﮎ ﮏ ﮐ ﮑ ﮒ ﮓ ﮔ ﮕ ﮖ ١٦ ١٦
ﮘ ﮙ ﮚ ﮛ ﮜ ﮝ ﮞ ﮟ ﮠ ﮡ ﮢ
ﮣ ﮤ ﮥ ﮦ ﮧ ﮨ ﮩ ﮪ ﮫ ﮬ ﮭ
ﮮ ﮯ ﮰ ﮱ ﯓ ﯔ ﯕ ﯖ ﯗ ﯘ ﯙ ﯚ ﯛ
ﯜ ﯝ ﯞ ﯟ ﯠ ﯡ ﯢ ﯣ ١٧ ١٧ ﯥ
ﯦ ﯧ ﯨ ﯩ ﯪ ﯫ ﯬ ﯭ ﯮ ﯯ
ﯰ ﯱ ﯲ ﯳ ﯴ ﯵ ﯶ ﯷ ﯸ
ﯹ ﯺ ﯻ ﯼ ﯽ ١٨ ١٨ ﯿ ﰀ ﰁ ﰂ
ﰃ ﰄ ﰅ ﰆ ﰇ ﰈ ﰉ ١٩ ١٩
أَمۡ يَقُولُونَ ٱفۡتَرَىٰهُۖ قُلۡ فَأۡتُواْ بِعَشۡرِ سُوَرٖ مِّثۡلِهِۦ مُفۡتَرَيَٰتٖ وَٱدۡعُواْ مَنِ ٱسۡتَطَعۡتُم مِّن دُونِ ٱللَّهِ إِن كُنتُمۡ صَٰدِقِينَ ١٣
Yüce Allah önce (فليأتوا بحديث مثله) “benzeri bir söz meydana getirsinler” (Tûr, 52/34.) buyruğuyla, sonra da (بعشر سور مثله) “onun gibi uydurulmuş on sûre” (Hûd, 11/13.) buyruğuyla meydan okuduğunda her iki durumda da âciz kaldılar. Daha sonra Yüce Allah (بسورة مثله) “benzeri bir sûre” (Yûnus, 10/38.) buyruğuyla onlara meydan okudu, ancak bundan da âciz kaldılar. Şüphesiz ki insanların bu Kur’ân’ın mutlak anlamda ne bir mislini ne de onun bir sûresinin benzerini getirmeleri mümkündür. (İbn Teymiyye, 3/509.)
Soru: Bu Kur’ân’ın benzerini getirmeleri hususunda kâfirlere meydan okumanın mertebelerini açıkla.
قُلۡ فَأۡتُواْ بِعَشۡرِ سُوَرٖ مِّثۡلِهِۦ مُفۡتَرَيَٰتٖ وَٱدۡعُواْ مَنِ ٱسۡتَطَعۡتُم مِّن دُونِ ٱللَّهِ إِن كُنتُمۡ صَٰدِقِينَ ١٣ فَإِلَّمۡ يَسۡتَجِيبُواْ لَكُمۡ فَٱعۡلَمُوٓاْ أَنَّمَآ أُنزِلَ بِعِلۡمِ ٱللَّهِ
Daha sonra Yüce Allah Kur’ân’ın i‘câzını ve hiç kimsenin onun bir mislini getirmeye güç yetiremeyeceğini açıklamıştır; ne (بعشر سور مثله) “onun gibi uydurulmuş on sûre” ne de (بسورة من مثله) “ona denk bir sûre” (Bakara, 2/23.) getirmeye... Çünkü Yüce Rabbin sıfatları sonradan yaratılan mahlûkatın sıfatlarına benzemediği gibi kelâmı da onların sözlerine benzemez. (İbn Kesîr, 2/420.)
Soru: Neden hiç kimse yüce Kur’ân’ın bir mislini getirmeye güç yetiremez?
فَٱعۡلَمُوٓاْ أَنَّمَآ أُنزِلَ بِعِلۡمِ ٱللَّهِ وَأَن لَّآ إِلَٰهَ إِلَّا هُوَۖ
Bu âyetlerde zannın yeterli olmadığı, bilakis kesin bir ilme sahip olunması gereken hususlar arasında Kur’ân ilmiyle tevhid ilminin de olduğuna işaret vardır. Çünkü Yüce Allah şöyle buyurmaktadır: “Bilin ki o ancak Allah’ın ilmiyle indirilmiştir ve O’ndan başka ilâh yoktur.” (Tefsîru’s-Sa‘dî, 378.)
Soru: (فاعلموا) “Bilin ki” tabiri neyi ifade etmektedir?
مَن كَانَ يُرِيدُ ٱلۡحَيَوٰةَ ٱلدُّنۡيَا وَزِينَتَهَا نُوَفِّ إِلَيۡهِمۡ أَعۡمَٰلَهُمۡ فِيهَا وَهُمۡ فِيهَا لَا يُبۡخَسُونَ ١٥
Yani bu kimsenin tüm istek ve arzusu dünya hayatı ve onun süsü olan kadınlar, oğullar, yük yük altın ve gümüş, salma atlar, davarlar ve ekinlere endekslidir. O tüm arzusunu, sa‘y-ü gayretini ve işlerini bu işlere çevirmiştir. Dâr-ı karar olan âhirete ise bu isteklerinden bir nasip kılmamıştır. Böyle bir kişinin kâfir olmaktan başka bir yanı yoktur. Çünkü eğer mümin olsaydı tüm istek ve arzularının dünya hayatına mahsus olmasını engelleyen bir imanı olurdu. (Tefsîru’s-Sa‘dî, 379)
Soru: Bu âyet-i kerîmenin müşriklere has olduğunu nasıl istidlâl edersin?
مَن كَانَ يُرِيدُ ٱلۡحَيَوٰةَ ٱلدُّنۡيَا وَزِينَتَهَا نُوَفِّ إِلَيۡهِمۡ أَعۡمَٰلَهُمۡ فِيهَا وَهُمۡ فِيهَا لَا يُبۡخَسُونَ ١٥ أُوْلَٰٓئِكَ ٱلَّذِينَ لَيۡسَ لَهُمۡ فِي ٱلۡأٓخِرَةِ إِلَّا ٱلنَّارُۖ وَحَبِطَ مَا صَنَعُواْ فِيهَا وَبَٰطِلٞ مَّا كَانُواْ يَعۡمَلُونَ ١٦
Bu buyruğun riyakârlık hakkında olduğu da söylenmiştir. Nitekim nakledilen haberde riyakârlara şöyle denileceği belirtilmektedir: “Siz sırf insanlar söylesin diye oruç tuttunuz, namaz kıldınız, zekât verdiniz, cihad ettiniz, Kur’ân okudunuz ve bunlar da hakkınızda söylenmiş bulunmaktadır.’ Daha sonra şöyle buyrulmaktadır: ‘İşte ateşin üzerlerine ilk alevlendirileceği kimseler bunlardır.’” Bu hadisi Ebû Hureyre, h rivâyet ettikten sonra şiddetlice ağladı... Hadisi İmam Müslim de bu mâna ile Sahîh’inde rivâyet etmiştir. (Kurtubî, 11/84)
Soru: Kıyamet günü riyakârların hâllerinin nasıl olacağını açıkla.
أَفَمَن كَانَ عَلَىٰ بَيِّنَةٖ مِّن رَّبِّهِۦ وَيَتۡلُوهُ شَاهِدٞ مِّنۡهُ وَمِن قَبۡلِهِۦ كِتَٰبُ مُوسَىٰٓ إِمَامٗا وَرَحۡمَةًۚ أُوْلَٰٓئِكَ يُؤۡمِنُونَ بِهِۦۚ
Mânası şudur: Rabbinden bir delile dayanan kişi, dünya hayatını ve ziynetini isteyen gibi olur mu? Veya Rabbinden açık bir delile dayanan kişi, dalâlet ve cehâlete dalan kimse gibi olur mu? (el-Beğavî, 2/392)
Soru: Dünyaya bağlanan kimse ile Allah’ın kendisini hakka hidâyet ettiği kimse eşit olur mu?
أَلَا لَعۡنَةُ ٱللَّهِ عَلَى ٱلظَّٰلِمِينَ ١٨ ٱلَّذِينَ يَصُدُّونَ عَن سَبِيلِ ٱللَّهِ وَيَبۡغُونَهَا عِوَجٗا وَهُم بِٱلۡأٓخِرَةِ هُمۡ كَٰفِرُونَ ١٩
Onlar ki hem kendi nefislerini hem de başkalarını imandan ve itaatten (الذين يصدون) “alıkoyanlar” (ويبغونها عوجا) “ve onu eğri göstermek isteyenlerdir,” yani insanların Allah yolundan mâsiyetlere ve şirke dönmesini isteyenlerdir. (Kurtubî, 11/92)
Soru: Âyette Yüce Allah’ın kendilerine lânet ettiği kimselerin vasıfları nelerdir?