Kuran
ﮖ
ﱃ
ﭚ ﭛ ﭜ ﭝ ﭞ ﭟ ﭠ ﭡ ﭢ ﭣ ﭤ
ﭥ ﭦ ﭧ ﭨ ﭩ ﭪ ﭫ ﭬ ﭭ ﭮ ﭯ ﭰ ﭱ ﭲ
ﭳ ﭴ ﭵ ﭶ ﭷ ﭸ ﭹ ﭺ ١٥ ١٥ ﭼ
ﭽ ﭾ ﭿ ﮀ ﮁ ﮂ ﮃ ﮄ ﮅ ﮆ
ﮇ ﮈ ﮉ ﮊ ﮋ ﮌ ﮍ ﮎ ﮏ ١٦ ١٦
ﮑ ﮒ ﮓ ﮔ ﮕ ﮖ ﮗ ﮘ ﮙ ﮚ ﮛ
ﮜ ﮝ ﮞ ﮟ ١٧ ١٧ ﮡ ﮢ ﮣ ﮤ
ﮥ ﮦ ﮧ ﮨ ﮩ ﮪ ﮫ ﮬ
ﮭ ﮮ ﮯ ﮰ ﮱ ﯓ ﯔ ﯕ ﯖ ﯗ ﯘ ﯙ
ﯚ ﯛ ﯜ ﯝ ﯞ ﯟ ﯠ ١٨ ١٨ ﯢ
ﯣ ﯤ ﯥ ﯦ ﯧ ﯨ ﯩ ﯪ ﯫ
ﯬ ﯭ ﯮ ﯯ ﯰ ﯱ ﯲ ﯳ
١٩ ١٩ ﯵ ﯶ ﯷ ﯸ ﯹ ﯺ ﯻ ﯼ ﯽ ﯾ
ﯿ ﰀ ﰁ ﰂ ﰃ ﰄ ﰅ ٢٠ ٢٠
وَإِذَا تُتۡلَىٰ عَلَيۡهِمۡ ءَايَاتُنَا بَيِّنَٰتٖ قَالَ ٱلَّذِينَ لَا يَرۡجُونَ لِقَآءَنَا ٱئۡتِ بِقُرۡءَانٍ غَيۡرِ هَٰذَآ أَوۡ بَدِّلۡهُۚ قُلۡ مَا يَكُونُ لِيٓ أَنۡ أُبَدِّلَهُۥ مِن تِلۡقَآيِٕ نَفۡسِيٓۖ إِنۡ أَتَّبِعُ إِلَّا مَا يُوحَىٰٓ إِلَيَّۖ إِنِّيٓ أَخَافُ إِنۡ عَصَيۡتُ رَبِّي عَذَابَ يَوۡمٍ عَظِيمٖ ١٥
Zikredilen âyetlerden değiştirmesini istedikleri şey; tehdit içeren âyeti vaad âyetiyle, vaad içeren âyeti ise tehdit âyetiyle, helâli haram ile, haramı da helâl ile değiştirmesidir. Bu istekleri üzerine Yüce Allah, Nebîsine ﷺ bunun kendi elinde olmadığını bilakis bunun, hükmü geri çevrilmeyen ve hükmü değişmeyene ait bir karar olduğunu bildirmesini emretti. O ﷺ ancak emredilenlere uyup tebliğ eden bir elçidir. (Taberî, 15/40)
Soru: Hevâ ve maslahata göre şeriatın hükümlerini değiştirmenin tehlikesini açıkla.
قَالَ ٱلَّذِينَ لَا يَرۡجُونَ لِقَآءَنَا ٱئۡتِ بِقُرۡءَانٍ غَيۡرِ هَٰذَآ أَوۡ بَدِّلۡهُۚ
Eğer bu sözleriyle görmek istedikleri âyet ve mûcizelerle hakikatin kendileri için ortaya çıkması kastını güttüklerini ileri sürecek olurlarsa şüphe yok ki bu hususta yalan söylemiş olurlar. Çünkü Yüce Allah âyetleri insanların anlayıp iman edebilecekleri şekilde açıklamıştır. O, bu âyetleri Rabbânî hikmeti ve kullarına olan rahmeti ile farklı yollarla açıklamıştır. (Tefsîru’s-Sa‘dî, 360)
Soru: Sadakate bağlı olmadığı takdirde münazara insana fayda sağlamaz. Âyete dayanarak bunu açıkla.
قَالَ ٱلَّذِينَ لَا يَرۡجُونَ لِقَآءَنَا
Yüce Allah’ın (قال الذين لا يرجون لقاءنا) “(öldükten sonra) Bize kavuşmayı beklemeyenler dediler ki” kavli onları kendilerinden meydana gelen dik kafalılığa iten şeyin Allah’a kavuşmaya iman etmemeleri ve O’nu ummayışları sebebiyle olduğunu göstermektedir. Aynı şekilde bu âyet, Allah’a kavuşacağına iman eden kimsenin bu yüce kitaba boyun eğip iman etmesi gerektiğine delildir. Çünkü bu hâlde olan kimsenin kastı güzeldir. (Tefsîru’s-Sa‘dî, 360)
Soru: Münafıkların ve kâfirlerin dik kafalılıklarının sebebi ve İslâm şeriatının hükümlerine karşı tutumları nasıldır?
فَقَدۡ لَبِثۡتُ فِيكُمۡ عُمُرٗا مِّن قَبۡلِهِۦٓۚ
(فقد لبثت قيكم عمرًا)“bir ömür boyu içinizde durmuştum,” yani benim ümmî olup okuma-yazma bilmediğimi, ders alıp birinden öğrenmediğimi bilecek kadar uzun süre aranızda kaldım. İşte size fesahat sahiplerini âciz bırakan, âlimlerin dahi takatini kesip güçsüz bırakan yüce bir kitap getirdim. Tüm bunlardan sonra bunun (Kitab’ın) kendi nefsimden kaynaklanması mümkün olabilir mi?! Yoksa tüm bunlar bu Kitab’ın sonsuz hikmet sahibi ve tüm hamdlere layık olanın katından indirilmiş olduğuna kesin bir delil midir? Şayet sizler aklınızı kullanıp benim hâlim ile bu Kitab’ın durumunu düşünseydiniz kesinkes doğruluğunun şüphe götürmeyen ve kendisinden sonra dalâletten başka bir şey olmayan hak olduğunu bilirdiniz. Ancak ne var ki siz yalanlamaktan ve inat etmekten başka bir yolu kabul etmediniz. Artık şüphe yoktur ki sizler zalimlerin ta kendilerisiniz. (Tefsîru’s-Sa‘dî, 360)
Soru: Nebî’nin ﷺ kavmine bi’setten önce bir müddet kendileri arasında kaldığını bildirmekle hedeflediği nedir?
وَيَعۡبُدُونَ مِن دُونِ ٱللَّهِ مَا لَا يَضُرُّهُمۡ وَلَا يَنفَعُهُمۡ وَيَقُولُونَ هَٰٓؤُلَآءِ شُفَعَٰٓؤُنَا عِندَ ٱللَّهِۚ
Onlar göklerin ve yerin yaratılması hususunda ilâhlarının Allah’a ortak olmadığını ve hiçbir şey yaratmadıklarını itiraf ediyorlardı. Ancak o (ilâhlarını) şefaatçiler ve aracılar ediniyorlardı. Nitekim Yüce Allah şöyle buyurmuştur: “Onlar Allah’ı bırakıp kendilerine zarar da fayda da veremeyecek şeylere tapıyorlar ve “Bunlar, Allah katında bizim şefaatçilerimizdir” diyorlar.” (İbn Teymiyye, 3/473)
Soru: “Biz sadece onların şefaatlerini kastediyoruz.” deyip kabirlere ibadet edenlere bu âyet-i kerîme ile nasıl cevap verirsin?
وَيَقُولُونَ لَوۡلَآ أُنزِلَ عَلَيۡهِ ءَايَةٞ مِّن رَّبِّهِۦۖ فَقُلۡ إِنَّمَا ٱلۡغَيۡبُ لِلَّهِ فَٱنتَظِرُوٓاْ إِنِّي مَعَكُم مِّنَ ٱلۡمُنتَظِرِينَ ٢٠
De ki: sizler benden ancak gayb olanı istediniz. Gayb ise yalnız Allah’a ait bir bilgidir. Hiç kimse bunu neden yapmadığını bilemez. Bunu ancak Allah bilir. (el-Beğavî, 2/356)
Soru: Bugün bazıları çıkıp gaybı bildiklerini ve kaybolan şeyleri geri getirdiklerini iddia etmekteler. Bunlara karşı müminin akidesi nedir?
وَيَقُولُونَ لَوۡلَآ أُنزِلَ عَلَيۡهِ ءَايَةٞ مِّن رَّبِّهِۦۖ فَقُلۡ إِنَّمَا ٱلۡغَيۡبُ لِلَّهِ فَٱنتَظِرُوٓاْ إِنِّي مَعَكُم مِّنَ ٱلۡمُنتَظِرِينَ ٢٠
Şayet Yüce Allah onların bu isteklerinin doğruyu bulma ve hak üzere sabit olma isteğinden kaynaklandığını bilseydi, mutlaka onların bu isteklerine icabet ederdi. Ancak Yüce Allah onların bu isteklerinin ancak bir inat ve dikkafalılık sebebiyle olduğunu pekâlâ biliyordu. Bundan dolayı Yüce Allah da onları şüphe ettiklerine terk etmiştir. (İbn Kesîr, 2/394)
Soru: Neden Yüce Allah, Muhammed’in ﷺ doğruluğunu ispat edecek mûcizeleri talep ettiklerinde müşriklere icabet etmemiştir?