Kuran
ﮕ
ﱂ
ﮕ
ﭛ ﭜ ﭝ ﭞ ﭟ ﭠ ﭡ ﭢ ﭣ
ﭤ ﭥ ﭦ ﭧ ﭨ ٢ ٢ ﭪ ﭫ ﭬ ﭭ
ﭮ ﭯ ﭰ ﭱ ﭲ ﭳ ﭴ ﭵ ﭶ ﭷ
ﭸ ﭹ ﭺ ﭻ ﭼ ﭽ ﭾ ﭿ ﮀ ﮁ ﮂ
ﮃ ﮄ ﮅ ﮆ ﮇ ﮈ ﮉ ﮊ ﮋ ﮌ
٣ ٣ ﮎ ﮏ ﮐ ﮑ ﮒ ﮓ ﮔ ﮕ ﮖ
ﮗ ﮘ ﮙ ﮚ ﮛ ﮜ ﮝ ﮞ ﮟ ﮠ
ﮡ ﮢ ﮣ ﮤ ٤ ٤ ﮦ ﮧ ﮨ ﮩ
ﮪ ﮫ ﮬ ﮭ ﮮ ﮯ
ﮰ ﮱ ﯓ ﯔ ﯕ ﯖ ﯗ ﯘ ﯙ ﯚ
ﯛ ﯜ ﯝ ﯞ ﯟ ﯠ ﯡ ﯢ ٥ ٥ ﯤ ﯥ
ﯦ ﯧ ﯨ ﯩ ﯪ ﯫ ﯬ
ﯭ ﯮ ﯯ ﯰ ﯱ ﯲ ﯳ ﯴ ﯵ ﯶ ٦ ٦
بَرَآءَةٞ مِّنَ ٱللَّهِ وَرَسُولِهِۦٓ إِلَى ٱلَّذِينَ عَٰهَدتُّم مِّنَ ٱلۡمُشۡرِكِينَ ١
Ali b. Ebî Tâlib h der ki: “Besmelede eman vardır. Tevbe sûresi ise kılıç ile inmiştir. Bu sebeple eman ile başlamamıştır.” (İbn Cüzeyy, 1/350.)
Soru: Tevbe sûresinin besmele ile başlamamasında, inatçı olan kâfirlere karşı Kur’ân’ın bir gücü olduğuna delil vardır. Bunu izah et.
بَرَآءَةٞ مِّنَ ٱللَّهِ وَرَسُولِهِۦٓ إِلَى ٱلَّذِينَ عَٰهَدتُّم مِّنَ ٱلۡمُشۡرِكِينَ ١
Yüce Allah’ın; (ورسوله إلى ٱلذين عهدتم من ٱلمشركين) “Allah ve Rasûlünden, kendileriyle antlaşma yapmış olduğunuz müşriklere bir ihtar!” buyruğuna gelince; bunlar lazım/zorunlu olan ahidler değil câiz olan ahidlerdir. Çünkü bu ahidler mutlak anlamda kullanılmıştır. Nebî ﷺ ise anlaşmayı sürdürme ve bozma konusunda serbestti. (İbn Teymiyye, 3/300.)
Soru: Müşriklerle yapılan söz konusu ahidler zorunlu muydu, yoksa câiz miydi?
وَأَذَٰنٞ مِّنَ ٱللَّهِ وَرَسُولِهِۦٓ إِلَى ٱلنَّاسِ يَوۡمَ ٱلۡحَجِّ ٱلۡأَكۡبَرِ أَنَّ ٱللَّهَ بَرِيٓءٞ مِّنَ ٱلۡمُشۡرِكِينَ وَرَسُولُهُۥۚ
Bu buyruk Müslümanların, ahde vefasızlık gösterenlerden olmamaları için, müşriklere, bu bildiriyi yapmaları için bir emirdir. (İbn Âşûr, 10/118.)
Soru: Neden Müslümanlar kendileri ile müşrikler arasındaki ahdin sona erdiğini bildirmekle emrolundular?
فَإِن تَابُواْ وَأَقَامُواْ ٱلصَّلَوٰةَ وَءَاتَوُاْ ٱلزَّكَوٰةَ فَخَلُّواْ سَبِيلَهُمۡۚ إِنَّ ٱللَّهَ غَفُورٞ رَّحِيمٞ ٥
Bu âyet-i kerîme sadece dil ile “Ben tevbe ettim.” diyen kimsenin bu tevbesinin, tevbesine onu gerçekleştirecek fiilleri de eklemediği müddetçe yeterli olmayacağına bir delildir. Çünkü Yüce Allah burada kendileriyle tevbenin gerçekleşmesi için tevbeyle beraber namazı ikame etmeyi ve zekâtı edâ etmeyi de emretmiştir. (Kurtubî, 10/114.)
Soru: Sadece diliyle tevbe edip bununla yetinen ve ameli terk eden kişi hakkında ne dersin?
فَإِن تَابُواْ وَأَقَامُواْ ٱلصَّلَوٰةَ وَءَاتَوُاْ ٱلزَّكَوٰةَ فَخَلُّواْ سَبِيلَهُمۡۚ
Yüce Allah şartlardan en üstünü ile, daha aşağı olanlarına tembihte bulunmuştur. Çünkü kelime-i şehâdetten sonra İslâm’ın rükünlerinin en üstünü namazdır ki bu, Yüce Allah’ın hakkıdır. Namazdan sonra ise zekât gelir ki onun da faydası fakirlere ve yoksullara gider. Bu ise mahlûkatla ilgili amellerin en şereflisidir. Bundan dolayı Yüce Allah çoğu yerde namazla zekâtı birlikte zikreder. (İbn Kesîr, 2/321.)
Soru: Neden diğer ibadetlerin haricinde sadece namaz ile zekât zikredilmiştir?
وَإِنۡ أَحَدٞ مِّنَ ٱلۡمُشۡرِكِينَ ٱسۡتَجَارَكَ فَأَجِرۡهُ حَتَّىٰ يَسۡمَعَ كَلَٰمَ ٱللَّهِ ثُمَّ أَبۡلِغۡهُ مَأۡمَنَهُۥۚ ذَٰلِكَ بِأَنَّهُمۡ قَوۡمٞ لَّا يَعۡلَمُونَ ٦
Himayeni isterse, yani emanını (aman dilerse) ve korumanı isterse Kur’ân’ı işitmesi için, yani ahkâmlarını, emirlerini ve nehiylerini işitmesi için bunu sağla. Şayet bunları kabul ederse ne âlâ, yok bunları reddederse onu, güvenliğini sağlayacağı yere bırak. (Kurtubî, 10/114.)
Soru: Neden diğer ibadetlerin haricinde sadece namaz ile zekât zikredilmiştir?
وَإِنۡ أَحَدٞ مِّنَ ٱلۡمُشۡرِكِينَ ٱسۡتَجَارَكَ فَأَجِرۡهُ حَتَّىٰ يَسۡمَعَ كَلَٰمَ ٱللَّهِ
“Allah’ın kelâmı”ndan kasıt Kur’ândır. Sen onu onlara okuyup aleyhlerine hüccet olacak dinin bazı emirlerini hatırlatırsın. Bu ve benzeri yöntemler onların çoğunun hidâyetine vesile olmada en büyük sebeplerdendir. (İbn Kesîr, 2/322.)
Soru: Müşriklere Kur’ân’ı işittirmedeki hikmet nedir?