Kuran
ﮓ
ﱁ
ﭜ ﭝ ﭞ ﭟ ﭠ ﭡ ﭢ ﭣ ﭤ ١٦٤ ١٦٤
ﭦ ﭧ ﭨ ﭩ ﭪ ﭫ ﭬ ﭭ ﭮ ﭯ
ﭰ ﭱ ﭲ ﭳ ﭴ ﭵ ﭶ ﭷ ١٦٥ ١٦٥
ﭹ ﭺ ﭻ ﭼ ﭽ ﭾ ﭿ ﮀ ﮁ ﮂ ﮃ ١٦٦ ١٦٦
ﮅ ﮆ ﮇ ﮈ ﮉ ﮊ ﮋ ﮌ ﮍ ﮎ
ﮏ ﮐ ﮑ ﮒ ﮓ ﮔ ﮕ ﮖ ﮗ ﮘ
١٦٧ ١٦٧ ﮚ ﮛ ﮜ ﮝ ﮞ ﮟ ﮠ ﮡ
ﮢ ﮣ ﮤ ﮥ ﮦ ﮧ ﮨ
ﮩ ١٦٨ ١٦٨ ﮫ ﮬ ﮭ ﮮ ﮯ ﮰ
ﮱ ﯓ ﯔ ﯕ ﯖ ﯗ ﯘ ﯙ
ﯚ ﯛ ﯜ ﯝ ﯞ ﯟ ﯠ ﯡ ﯢ ﯣ
ﯤ ﯥ ﯦ ﯧ ﯨ ﯩ ﯪ ﯫ ﯬ ﯭ ﯮ ﯯ ﯰ
ﯱ ﯲ ﯳ ﯴ ﯵ ﯶ ١٦٩ ١٦٩ ﯸ ﯹ
ﯺ ﯻ ﯼ ﯽ ﯾ ﯿ ﰀ ﰁ ١٧٠ ١٧٠
وَإِذۡ قَالَتۡ أُمَّةٞ مِّنۡهُمۡ لِمَ تَعِظُونَ قَوۡمًا ٱللَّهُ مُهۡلِكُهُمۡ أَوۡ مُعَذِّبُهُمۡ عَذَابٗا شَدِيدٗاۖ قَالُواْ مَعۡذِرَةً إِلَىٰ رَبِّكُمۡ وَلَعَلَّهُمۡ يَتَّقُونَ ١٦٤
Benî İsrâil üç gruba ayrıldı: Bir grup cumartesi günü avlanmak suretiyle yasağı çiğneyerek isyan ettiler. Bir grup bu fiilden nehyedip onlardan uzaklaştılar. Üçüncü grup ise bu fiile sessiz kalıp uzaklaştılar; ne nehyettiler ne de o yasak fiile isyan ettiler. Bu üçüncü grup nehyeden grubun hicret etmelerini/uzaklaşmalarını ve isyan edenlerin taşkınlıklarını gördüğünde nehyeden gruba dedi ki: “Neden Yüce Allah’ın helâk edip azap etmek istediği bir topluma öğüt veriyorsunuz?” Nehyeden grup dedi ki: “Yüce Allah’a bir mazeret sunmak ve sakınmalarını umarak onları nehyediyoruz!” Sonunda âsi olan grup helâk olurken nehyeden grup kurtuluşa erdi. Üçüncü grup hakkında ise ihtilaf edildi, susmaları sebebiyle helâk mı edilecekler, yoksa isyanı terk edip uzak kalmaları sebebiyle kurtuluşa mı erecekler? (İbn Cüzeyy, 1/362.)
Soru: Münkerin yayılması durumunda insanlar üç kısma ayrılırlar. Bu kısımlar nelerdir ve bunların varacağı âkıbet nedir?
وَإِذۡ قَالَتۡ أُمَّةٞ مِّنۡهُمۡ لِمَ تَعِظُونَ قَوۡمًا ٱللَّهُ مُهۡلِكُهُمۡ أَوۡ مُعَذِّبُهُمۡ عَذَابٗا شَدِيدٗاۖ قَالُواْ مَعۡذِرَةً إِلَىٰ رَبِّكُمۡ وَلَعَلَّهُمۡ يَتَّقُونَ ١٦٤
İşte kötülüğe karşı çıkmanın en büyük maksadı budur: Allah’a karşı bir mazeret olması, kendilerine (Şâri‘ tarafından) emredilip nehyedilen kimselere karşı bir hüccet olması ve Yüce Allah’ın kendilerine hidâyet etmesini ummak -ki bu vesileyle bu emir ve nehiylerin gereklerince amel etsinler-. (Tefsîru’s-Sa‘dî, 307.)
Soru: Emr-i bi’l-ma‘rûf nehy-i ani’l-münkerin en büyük gayesi nedir?
فَلَمَّا نَسُواْ مَا ذُكِّرُواْ بِهِۦٓ أَنجَيۡنَا ٱلَّذِينَ يَنۡهَوۡنَ عَنِ ٱلسُّوٓءِ
İşte Yüce Allah’ın, kulları hakkındaki kanunu budur. Ceza indiği zaman iyiliği emredip kötülükten nehyedenler o cezadan kurtulurlar. (Tefsîru’s-Sa‘dî, 307.)
Soru: İyiliği emredip kötülükten alıkoyan kimseye dönen dünyevî fâide nedir?
إِنَّ رَبَّكَ لَسَرِيعُ ٱلۡعِقَابِ وَإِنَّهُۥ لَغَفُورٞ رَّحِيمٞ ١٦٧
Bu, ümitsizliğe düşülmemesi için cezayla birlikte rahmetin zikredilmesi kabîlindendir. Nefislerin korku ile ümit arasında kalması için Yüce Allah teşvik ile korkutmayı bir arada zikreder. (İbn Kesîr, 2/249.)
Soru: Neden Yüce Allah rahmet ile azabı bir arada zikretti?
وَبَلَوۡنَٰهُم بِٱلۡحَسَنَٰتِ وَٱلسَّيِّـَٔاتِ لَعَلَّهُمۡ يَرۡجِعُونَ ١٦٨
Bolluk ve âfiyet gibi (و بلوناهم بالحسنات) “iyiliklerle,” kuraklık ve zorluklar gibi (وٱلسيئآت) “kötülüklerle” imtihan ettik ki Rablerine itaate dönüp tevbe etsinler. (لعلهم يرجعون) “Umulur ki dönerler.” (el-Beğavî, 2/164.)
Soru: Nimet ve belâlar vererek imtihan etmenin hikmeti nedir?
أَلَمۡ يُؤۡخَذۡ عَلَيۡهِم مِّيثَٰقُ ٱلۡكِتَٰبِ أَن لَّا يَقُولُواْ عَلَى ٱللَّهِ إِلَّا ٱلۡحَقَّ وَدَرَسُواْ مَا فِيهِۗ
(و درسوا ما فيه) “Kitap’takini okumamışlar mıydı?” Onlar için bu konuda bir kapalılık yoktu. Bilakis yaptıklarını kasten yapıyorlardı. Bu da günahın daha büyük, kınamanın daha ağır ve cezanın daha acımasız bir şekilde olmasını gerektirmektedir. (Tefsîru’s-Sa‘dî, 307.)
Soru: Bilen ile câhil bir kimsenin işlediği günah arasında ne fark vardır?
وَٱلَّذِينَ يُمَسِّكُونَ بِٱلۡكِتَٰبِ وَأَقَامُواْ ٱلصَّلَوٰةَ إِنَّا لَا نُضِيعُ أَجۡرَ ٱلۡمُصۡلِحِينَ ١٧٠
(يمسكون) “sımsıkı sarılıp” tabirinde Yüce Allah’ın Kitabı’na ve dinine sımsıkı tutunma hususunda tekrarlama ve çokluk mânası vardır. İşte onlar bununla övülürler. Yüce Allah’ın Kitabı’na sımsıkı tutunma, bağlılığa ve tekrara ihtiyaç duyar. (Kurtubî, 9/374.)
Soru: Neden Yüce Allah’ın Kitabı’na izafe edildiğinde (يمسكون) “sımsıkı sarılıp” kelimesi şeddeli gelmiştir?