Kuran
ﮓ
ﱀ
ﭜ ﭝ ﭞ ﭟ ﭠ ﭡ ﭢ ﭣ ﭤ ﭥ ﭦ ﭧ
ﭨ ﭩ ﭪ ﭫ ﭬ ﭭ ﭮ ﭯ ﭰ
ﭱ ﭲ ﭳ ﭴ ﭵ ﭶ ﭷ ﭸ ﭹ ﭺ ﭻ
٣٨ ٣٨ ﭽ ﭾ ﭿ ﮀ ﮁ ﮂ ﮃ ﮄ ﮅ
ﮆ ﮇ ﮈ ﮉ ﮊ ٣٩ ٣٩ ﮌ ﮍ
ﮎ ﮏ ﮐ ﮑ ﮒ ﮓ ﮔ ﮕ ﮖ
ﮗ ﮘ ﮙ ﮚ ﮛ ﮜ ﮝ ﮞ ﮟ ﮠ ﮡ
ﮢ ﮣ ٤٠ ٤٠ ﮥ ﮦ ﮧ ﮨ ﮩ ﮪ ﮫ ﮬ
ﮭ ﮮ ﮯ ٤١ ٤١ ﮱ ﯓ ﯔ ﯕ
ﯖ ﯗ ﯘ ﯙ ﯚ ﯛ ﯜ ﯝ ﯞ ﯟ
ﯠ ﯡ ٤٢ ٤٢ ﯣ ﯤ ﯥ ﯦ ﯧ ﯨ ﯩ
ﯪ ﯫ ﯬ ﯭ ﯮ ﯯ ﯰ ﯱ ﯲ ﯳ ﯴ ﯵ
ﯶ ﯷ ﯸ ﯹ ﯺ ﯻ ﯼ ﯽ ﯾ ﯿ ﰀ ﰁ
ﰂ ﰃ ﰄ ﰅ ﰆ ﰇ ﰈ ﰉ ٤٣ ٤٣
قَالَ ٱدۡخُلُواْ فِيٓ أُمَمٖ قَدۡ خَلَتۡ مِن قَبۡلِكُم مِّنَ ٱلۡجِنِّ وَٱلۡإِنسِ فِي ٱلنَّارِۖ كُلَّمَا دَخَلَتۡ أُمَّةٞ لَّعَنَتۡ أُخۡتَهَاۖ حَتَّىٰٓ إِذَا ٱدَّارَكُواْ فِيهَا جَمِيعٗا قَالَتۡ أُخۡرَىٰهُمۡ لِأُولَىٰهُمۡ رَبَّنَا هَٰٓؤُلَآءِ أَضَلُّونَا فَـَٔاتِهِمۡ عَذَابٗا ضِعۡفٗا مِّنَ ٱلنَّارِۖ قَالَ لِكُلّٖ ضِعۡفٞ وَلَٰكِن لَّا تَعۡلَمُونَ ٣٨
Yüce Allah’ın haber verdiği ümmetlerin liderleri ile kendilerine tâbi olanlar arasındaki diyalogda Müslümanların liderleri içinde hevâlarının hoşuna giden şeyle kendilerini ve kendilerine tâbi olanları dalâlete sürüklemeleri hususunda bir öğüt ve uyarı vardır. Aynı şekilde hevâlarına tâbi olanları desteklemede rahat davranıp nasihat etmeyenlerin geneline de bir öğüt vardır. (İbn Âşûr, 8/125.)
Soru: Âyet-i kerîmedeki, liderlerin tâbileriyle aralarında geçen diyalogdan nasıl istifade edilir?
قَالَ لِكُلّٖ ضِعۡفٞ وَلَٰكِن لَّا تَعۡلَمُونَ ٣٨
Yani hiçbir grup diğerine yapılan (azabı) bilmez. Çünkü cehennemde olanlar grubu başka bir kimsenin azabının kendi azabından daha fazla olduğunu bilirse, bu onun için bir nevi teselli olmuş olur. (Kurtubî, 9/222.)
Soru: Neden Yüce Allah cehennem ehlinin azabını birbirlerinden gizlemiştir?
إِنَّ ٱلَّذِينَ كَذَّبُواْ بِـَٔايَٰتِنَا وَٱسۡتَكۡبَرُواْ عَنۡهَا لَا تُفَتَّحُ لَهُمۡ أَبۡوَٰبُ ٱلسَّمَآءِ وَلَا يَدۡخُلُونَ ٱلۡجَنَّةَ حَتَّىٰ يَلِجَ ٱلۡجَمَلُ فِي سَمِّ ٱلۡخِيَاطِۚ وَكَذَٰلِكَ نَجۡزِي ٱلۡمُجۡرِمِينَ ٤٠
Âyetin mefhumu şudur: Yüce Allah’ın emrine boyun eğen ve âyetlerini tasdik eden müminlerin ruhları için Yüce Allah’a yükselene dek semanın kapıları kendilerine açılacaktır. Müminlerin ruhları Yüce Allah’ın dilemesi kadar o ulvî âleme ulaşacak ve Rablerine olan yakınlıkları ile rızasına ermek sebebiyle de sevineceklerdir. (Tefsîru’s-Sa‘dî, 288.)
Soru: Gök kapılarının kâfirlerin ruhlarına kapalı olmasını bildirmek neyi ifade eder?
لَهُم مِّن جَهَنَّمَ مِهَادٞ وَمِن فَوۡقِهِمۡ غَوَاشٖۚ وَكَذَٰلِكَ نَجۡزِي ٱلظَّٰلِمِينَ ٤١
(لهم من جهنم مهاد) “Onlar için cehennem ateşinden döşekler vardır,” yani yataklar vardır, (ومن فوقهم غواش) “üstlerine de örtüler vardır,” yani battaniyeler vardır. (غواش) “örtüler,” (غاشية) kelimesinin çoğuludur. Yani onları örtüp saran şey… Bu ifade ile ateşin onları her cihetten kuşatacağını kastetmiş oluyor. (el-Beğavî, 2/103.)
Soru: Nasıl ki refah ve bolluk dünyada sahibinin cesedini kuşatıyorsa, aynı şekilde kıyamet günü de azap o kişiyi kuşatacaktır. Bunu izah edin.
وَٱلَّذِينَ ءَامَنُواْ وَعَمِلُواْ ٱلصَّٰلِحَٰتِ لَا نُكَلِّفُ نَفۡسًا إِلَّا وُسۡعَهَآ
“İnanıp da iyi işler yapanlara gelince,” yani kalpleri iman edip âzalarının sâlih amel işlediği kimselere gelince… Bunların zıddı Yüce Allah’ın âyetlerini inkâr edip ona karşı büyüklenenlerdir. Bu buyruk ile Rabbimiz iman edip sâlih amel işlemenin kolay olduğuna dikkat çekmektedir. Çünkü şöyle buyurdu: “Hiç kimseye gücünün üstünde bir vazife yüklemeyiz.” (İbn Kesîr, 2/205.)
Soru: İmana ve sâlih amele engel olan şey zor olmaları değildir. Bunu açıkla.
وَنَزَعۡنَا مَا فِي صُدُورِهِم مِّنۡ غِلّٖ تَجۡرِي مِن تَحۡتِهِمُ ٱلۡأَنۡهَٰرُۖ
Şanı Yüce Allah vasıflarını saydığı ve cennet ehli olduklarını söylediği bu kişiler hakkında buyuruyor ki: Dünyadayken kalplerinde birbirlerine karşı besledikleri tüm kin ve düşmanlığı giderdik. Yüce Allah o müminleri cennete koyduğu zaman onları tahtlar üzerinde karşılıklı oturur kılacaktır. Onlar Yüce Allah’ın bazılarını has kıldığı, lütfuyla üstün kıldığı konuda haset etmeyeceklerdir. Onların altlarından cennetin nehirlerin akacaktır. (Taberî, 12/437.)
Soru: Kin ve nefreti terk etmek insanın saadetindendir. Âyetten yola çıkarak bunu açıkla.
وَقَالُواْ ٱلۡحَمۡدُ لِلَّهِ ٱلَّذِي هَدَىٰنَا لِهَٰذَا وَمَا كُنَّا لِنَهۡتَدِيَ لَوۡلَآ أَنۡ هَدَىٰنَا ٱللَّهُۖ
İyi amel işleyen kimsenin o amelinin bizatihi kendisi Yüce Allah’ın lütfundan ve kendisine hidâyet ile imanı lütfetmesindendir. Tıpkı cennet ehlinin dediği gibi: “Hidâyetiyle bizi (bu nimete) kavuşturan Allah’a hamdolsun! Allah bizi doğru yola iletmeseydi kendiliğimizden doğru yolu bulacak değildik.” (Taberî, 3/162.)
Soru: İyi ameller Yüce Allah’ın lütfundandır. Âyet-i kerîmeden yola çıkarak bunu açıkla.