Kuran
ﮎ
ﰹ
ﭙ ﭚ ﭛ ﭜ ﭝ ﭞ ﭟ ٨٤ ٨٤
ﭡ ﭢ ﭣ ﭤ ﭥ ﭦ ﭧ
ﭨ ﭩ ﭪ ﭫ ﭬ ﭭ ﭮ
ﭯ ﭰ ﭱ ﭲ ﭳ ﭴ ﭵ
ﭶ ﭷ ﭸ ﭹ ﭺ ﭻ ﭼ ﭽ
ﭾ ﭿ ﮀ ﮁ ﮂ ﮃ ﮄ ﮅ ﮆ ﮇ
ﮈ ﮉ ﮊ ﮋ ﮌ ﮍ ﮎ ﮏ ﮐ ﮑ ﮒ
ﮓ ﮔ ﮕ ٨٥ ٨٥ ﮗ ﮘ ﮙ ﮚ
ﮛ ﮜ ﮝ ﮞ ﮟ ﮠ ﮡ ﮢ ﮣ ﮤ
٨٦ ٨٦ ﮦ ﮧ ﮨ ﮩ ﮪ ﮫ ﮬ
ﮭ ﮮ ﮯ ﮰ ﮱ ﯓ ﯔ ﯕ ﯖ
ﯗ ﯘ ﯙ ﯚ ﯛ ﯜ ﯝ ﯞ ﯟ
ﯠ ﯡ ﯢ ﯣ ﯤ ٨٧ ٨٧ ﯦ ﯧ
ﯨ ﯩ ﯪ ﯫ ﯬ ﯭ ﯮ ﯯ ﯰ ٨٨ ٨٨
وَإِن يَأۡتُوكُمۡ أُسَٰرَىٰ تُفَٰدُوهُمۡ
Nebî’den ﷺ gelen haberlerde, onun esirleri kurtardığı, kurtarılmalarını da emrettiği vârit olmuştur. Müslümanların ameli de bu doğrultuda devam etmiştir. Bu konuda icma vardır. Esirlerin, fidyelerini devlet hazinesinden vermek yoluyla kurtarılmaları vâciptir. Eğer devlet hazinesinde yeterli mal yoksa, o zaman bu iş, Müslümanların tamamına farz-ı kifâye olur. Müslümanlardan birinin yapmasıyla bu sorumluluk geri kalanlardan düşer. Kurtubî, 2/242.
Soru: Dünyadaki Müslüman esirlere karşı bizim görevimiz nedir?
أَفَتُؤۡمِنُونَ بِبَعۡضِ ٱلۡكِتَٰبِ وَتَكۡفُرُونَ بِبَعۡضٖۚ
Bu âyette; imanın, emredilenleri yapmayı, nehyedilenlerden de kaçınmayı gerektirdiğine ve emredilenlerin imandan olduğuna dair en büyük delil vardır. Tefsîru’s-Sa‘dî, 58.
Soru: Bu âyetle amel etmemesine rağmen iman iddiasında bulunana nasıl cevap verirsin?
أُوْلَٰٓئِكَ ٱلَّذِينَ ٱشۡتَرَوُاْ ٱلۡحَيَوٰةَ ٱلدُّنۡيَا بِٱلۡأٓخِرَةِۖ
Yüce Allah, Kitab’ın bir kısmına inanıp bir kısmını inkâr etmelerinin sebebini şöyle haber verdi: “İşte onlar, âhirete karşılık dünya hayatını satın alan kimselerdir.” Tefsîru’s-Sa‘dî, 58.
Soru: İnsanlardan bazılarının, Kitab’ın bir kısmına iman edip bir kısmını inkâr etmelerine sebep olan şey nedir?
وَلَقَدۡ ءَاتَيۡنَا مُوسَى ٱلۡكِتَٰبَ وَقَفَّيۡنَا مِنۢ بَعۡدِهِۦ بِٱلرُّسُلِۖ وَءَاتَيۡنَا عِيسَى ٱبۡنَ مَرۡيَمَ ٱلۡبَيِّنَٰتِ وَأَيَّدۡنَٰهُ بِرُوحِ ٱلۡقُدُسِۗ
Rûhu’l-Kudüs (Cebrâil) ile desteklemek, sadece rasûllere has değildir. Bilakis, müşriklerden ve Ehl-i Kitap’tan rasûllere muhalefet edenlere karşı onları müdafaa eden herkes için genel bir hükümdür. (Yani peygamberleri destekleyen her bireyi Allah, Cebrâil ile destekleyecektir).İbn Teymiyye, 1/268.
Soru: Allah kimleri Rûhu’l-Kudüs ile destekleyecektir?
أَفَكُلَّمَا جَآءَكُمۡ رَسُولُۢ بِمَا لَا تَهۡوَىٰٓ أَنفُسُكُمُ ٱسۡتَكۡبَرۡتُمۡ
Hevâ (هوى),” “düşmek, yuvarlanmak” olarak isimlendirilmiştir. Çünkü o, sahibini cehenneme yuvarlar. Bundan dolayı genellikle hakkın ve hayrın olmadığı konular söz konusu olduğunda kullanılır.Kurtubî, 2/245.
وَقَالُواْ قُلُوبُنَا غُلۡفُۢۚ بَل لَّعَنَهُمُ ٱللَّهُ بِكُفۡرِهِمۡ فَقَلِيلٗا مَّا يُؤۡمِنُونَ ٨٨
Dediler ki: “Bizim kalplerimiz yaratılıştan kılıflarla örtülüdür. Bu kılıflar, senin getirdiğin şeyin nüfuz etmesini engelleyen bir örtüdür.” Burada Nebî ﷺ ’in onların davete icabet etmesinden ümidini kesmiş ve onlardan beklentisini külliyen bitirmek istemiştir. Böylece Allah Teâlâ onları rahmetinden uzaklaştırdı. (Âlûsî, 1/318.)
Soru: Yahudiler, ( قلوبنا غلف ) “Kalplerimiz perdelidir.” sözleriyle neyi kastetmişlerdir?
وَقَالُواْ قُلُوبُنَا غُلۡفُۢۚ بَل لَّعَنَهُمُ ٱللَّهُ بِكُفۡرِهِمۡ فَقَلِيلٗا مَّا يُؤۡمِنُونَ ٨٨
Allah (بل) “Hayır!” sözüyle onlardan yüz çevirdi. Yani onların dedikleri gibi hakiki mânada kalplerinde perde yoktur, bilakis Allah onlara lânet etmiştir. Yani en Yüce Hükümdar bunu kabul etmeyip onları reddetmiştir. Çünkü Allah onları, kalplerinde perde olmaksızın doğru fıtrat üzere yaratmışken bugün artık saadet ehli değildirler. Çünkü lânet, hem makam hem mekân olarak uzaklaştırmaktır.(el-Bikâî, 1/182.)
Soru: Neden Yüce Allah onlara lânet edip rahmetinden uzaklaştırmıştır?