Kuran

Sonuç bulunamadı
Sonuç bulunamadı
Sonuç bulunamadı

ﮑ

ﰾ

ﭑ ﭒ ﭓ ﭔ ﭕ ﭖ ﭗ
ﭘ ﭙ ﭚ ﭛ ﭜ ﭝ ﭞ ﭟ ﭠ ﭡ
ﭢ ﭣ ﭤ ﭥ ﭦ ﭧ ﭨ ﭩ ﭪ
ﭫ ﭬ ﭭ ﭮ ٤٢ ٤٢
ﭰ ﭱ
ﭲ ﭳ ﭴ ﭵ ﭶ ﭷ ﭸ ﭹ ﭺ
ﭻ ﭼ ﭽ ﭾ ﭿ ٤٣ ٤٣
ﮁ ﮂ ﮃ
ﮄ ﮅ ﮆ ﮇ ﮈ ﮉ ﮊ ﮋ ﮌ
ﮍ ﮎ ﮏ ﮐ ﮑ ﮒ ﮓ
ﮔ ﮕ ﮖ ﮗ ﮘ ﮙ ﮚ ﮛ ﮜ
ﮝ ﮞ ﮟ ﮠ ﮡ ﮢ ﮣ ﮤ ﮥ ﮦ
ﮧ ﮨ ﮩ ﮪ ﮫ ﮬ ٤٤ ٤٤
ﮮ
ﮯ ﮰ ﮱ ﯓ ﯔ ﯕ ﯖ ﯗ
ﯘ ﯙ ﯚ ﯛ ﯜ ﯝ
ﯞ ﯟ ﯠ ﯡ ﯢ ﯣ ﯤ ﯥ ﯦ ﯧ
ﯨ ﯩ ﯪ ﯫ ﯬ ﯭ ﯮ ﯯ ٤٥ ٤٥
115
سورة المائدة Ayetler 0 - 42

سَمَّٰعُونَ لِلۡكَذِبِ أَكَّٰلُونَ لِلسُّحۡتِۚ

Bu haram mal, “helâk edici (suht)” olarak isimlendirildi. Çünkü o, itaatleri helâk eder, yani sevabını götürüp hiçbir şey bırakmaz. Haram yemek, insanın şahsiyetini götürdüğü için de “helâk edici (suht)” olarak isimlendirildi, denilmiştir. (Kurtubî, 7/485.)
Soru: Niçin haram mal, “helâk edici (suht)” olarak isimlendirildi?

سورة المائدة Ayetler 0 - 42

سَمَّٰعُونَ لِلۡكَذِبِ أَكَّٰلُونَ لِلسُّحۡتِۚ

Yüce Allah, Yahudilerin bedenlerinin zararlı gıdası olarak, ağızlarına ve midelerine giren haram yiyeceği, kalplerinin zararlı gıdası olarak da kulaklarına ve kalplerine giren yalan kelâmı zikretti. (İbn Teymiyye, 2/475-476.)
Soru: Yüce Allah, âyet-i kerîmede yahudilerin beslendiği iki gıdayı zikretti, onlar nelerdir?

سورة المائدة Ayetler 0 - 44

وَٱلرَّبَّٰنِيُّونَ وَٱلۡأَحۡبَارُ بِمَا ٱسۡتُحۡفِظُواْ مِن كِتَٰبِ ٱللَّهِ وَكَانُواْ عَلَيۡهِ شُهَدَآءَۚ

Zâhidler (Rabbânîler); insanlara ilmi aşılayan ve henüz büyümeden onları terbiye eden kimselerdir. Mücâhid der ki: “Rabbânîler, âlimlerden üstündür.” (Kurtubî, 7/495.)
Soru: Müslüman bir kişi nasıl Rabbânî olur?

سورة المائدة Ayetler 0 - 44

وَٱلرَّبَّٰنِيُّونَ وَٱلۡأَحۡبَارُ بِمَا ٱسۡتُحۡفِظُواْ مِن كِتَٰبِ ٱللَّهِ وَكَانُواْ عَلَيۡهِ شُهَدَآءَۚ فَلَا تَخۡشَوُاْ ٱلنَّاسَ وَٱخۡشَوۡنِ وَلَا تَشۡتَرُواْ بَِٔايَٰتِي ثَمَنٗا قَلِيلٗاۚ

“Şu hâlde (ey yahudiler ve hâkimler!) İnsanlardan korkmayın, Benden korkun. Âyetlerimi az bir bedel karşılığında satmayın:” Yani az bir dünya karşılığında, hakkı saklayıp bâtılı ortaya koymayın. Âlimin muvaffak olup saadete ermesi; ilmi öğrenme ve öğretmede gayretli olması, Yüce Allah’ın ona nasip ettiği ilmi koruması ve onu şahit kılmak istediğini bilmesi, sadece Rabbinden korkması, insanların korkusunun onu yapması gereken sorumlulukları yapmaktan engellememesi ve dünyayı dinine tercih etmemesi ile bu afetlerden kurtulmasına bağlıdır. Tıpkı âlimin felâketinin, tembel olmasında, görevlerini yapmamasında, ilmi muhafazada umursamaz olmasında, ihmal edip zayi etmesinde ve dinini dünyalık karşısında satmasında olduğu gibi. (Tefsîru’s-Sa‘dî, 233.)
Soru: Rabbânî olan ve olmayan âlimin farkını âyetin muhtavasıyla açıkla.

سورة المائدة Ayetler 0 - 45

وَكَتَبۡنَا عَلَيۡهِمۡ فِيهَآ أَنَّ ٱلنَّفۡسَ بِٱلنَّفۡسِ

Kısasta katil, ister aşireti (akrabaları) geniş, ister üst düzey yönetici; öldürülen de ister halkın içinden olsun ister katil büyük, maktul küçük, ister biri zengin, diğeri fakir, ister biri Arap, diğeri yabancı, ister biri Hâşimî, diğeri Kureyş’ten olsun, farketmeksizin cana karşılık can alınır. Bu, câhiliye ehlinin ameline reddiyedir. (İbn Teymiyye, 2/482.)
Soru: Emniyet ancak adâleti genele yaymakla mümkün olur, bunu izah et.

سورة المائدة Ayetler 0 - 45

وَٱلۡجُرُوحَ قِصَاصٞۚ فَمَن تَصَدَّقَ بِهِۦ فَهُوَ كَفَّارَةٞ لَّهُۥۚ

(Yüce Allah), zalimin hak ettiği kısası ondan affetmeyi, sahibi için kefâret olacak bir sadaka kıldı. Kısas uygulaması, onun için kefâret olmayacağından, affetmesi, kısas almasından daha hayırlıdır. Çünkü kişiye gelen musibetler günahlarına kefârettir, sabretmesi karşılığında ecir alır ve Allah’ın kendisine takdir ettiği musibetlere rıza göstermesi derecesini yükseltir. (İbn Teymiyye, 2/481.)
Soru: Affetmek kısas almaktan daha hayırlıdır, bunu âyetin muhtavasıyla açıkla.

سورة المائدة Ayetler 0 - 44

وَمَن لَّمۡ يَحۡكُم بِمَآ أَنزَلَ ٱللَّهُ فَأُوْلَٰٓئِكَ هُمُ ٱلۡكَٰفِرُونَ ٤٤ وَمَن لَّمۡ يَحۡكُم بِمَآ أَنزَلَ ٱللَّهُ فَأُوْلَٰٓئِكَ هُمُ ٱلظَّٰلِمُونَ ٤٥ وَمَن لَّمۡ يَحۡكُم بِمَآ أَنزَلَ ٱللَّهُ فَأُوْلَٰٓئِكَ هُمُ ٱلۡفَٰسِقُونَ ٤٧

Yüce Allah onları, durumlarına göre üç sıfatla vasıflandırmıştır:
1- (Allah’ın hükmünü) inkâr ettikleri için kâfirlikle,
2- Başka kurallarla hükmettikleri için zalimlikle,
3- Hak yoldan çıktıkları için de fâsıklıkla nitelemiştir. (Âlûsî, 6/430.)
Soru: Yüce Allah, şeriatıyla hükmetmeyenleri niçin kâfirlik, zalimlik ve fâsıklıkla nitelendirmiştir?