Kuran
ﰝ
ﱖ
ﰝ
ﭞ ﭟ ﭠ ﭡ ﭢ ٤ ٤
ﰞ
ﭰ ﭱ ﭲ ٣ ٣ ﭴ ﭵ ﭶ ﭷ ﭸ ٤ ٤
ﭺ ﭻ ﭼ ﭽ ﭾ ٥ ٥
ﰟ
ﮉ ٣ ٣ ﮋ ﮌ ﮍ ﮎ ٤ ٤ ﮐ
ﮑ ﮒ ﮓ ﮔ ٥ ٥
. ﮖﮗﮘ ٦ ٦
قُلۡ هُوَ ٱللَّهُ أَحَدٌ ١
Rasûlullah’ın ﷺ , “İhlâs sûresi Kur’ân’ın üçte birine denktir.” sözünün mânası hakkında ihtilaf edildi. Bir görüşe göre denildi ki: “Bu, sevapta böyledir.” Yani bu sûreyi okuyan kimse için Kur’ân’ın üçte birini okuyan kimsenin ecri gibi bir ecir vardır. Yine denildi ki: “Bu, İhlâs sûresinin ihtiva ettiği mânalar ve ilimler itibariyle böyledir.” Şöyle ki: Kur’ân’ın ilimleri üç kısma ayrılır: Tevhid, hükümler ve kıssalar. Bu sûre de tevhidi anlatmaktadır. Bu cihetle İhlâs sûresi Kur’ân’ın üçte biridir. Bu görüş en güçlü olandır. (İbn Cüzeyy, 2/624.)
Soru: Kur’ân’ın ilimleri üç kısma ayrılır, bunlar hangileridir ve İhlâs sûresi bunlardan hangisini kapsamaktadır?
ٱللَّهُ ٱلصَّمَدُ ٢
İbnu’l-Enbârî υ der ki: “(الصمد) “Samed”in, kendisinden daha üstün kimsenin olmadığı, efendi olduğunda lügat âlimleri arasında ihtilaf yoktur. O ki insanlar hacetlerini gidermek ve işlerini halletmek için kendisine yönelir.” ez-Zeccâc der ki: “O ki hâkimiyetin kendisinde son bulduğu ve herkesin kendisine yöneldiği zattır.” Ebû Hureyre h der ki: “O herkesten müstağni olan ve herkesin kendisine muhtaç olduğu zattır.” (Âlûsî, 30/273-274.)
Soru: (الصمد) “Samed”in mânası nedir?
وَمِن شَرِّ حَاسِدٍ إِذَا حَسَدَ ٥
Kıskanan kişi kapsamına (hasetçiye) nazar eden de girer. Çünkü nazar da ancak tabiatı şerli, nefsi kötü hasetçiden meydana gelir. (Tefsîru’s-Sa‘dî, 937.)
Soru: Bu sûre, nazar eden kişiyi de kapsamakta mıdır? Bunu izah et.
قُلۡ أَعُوذُ بِرَبِّ ٱلنَّاسِ ١ مَلِكِ ٱلنَّاسِ ٢ إِلَٰهِ ٱلنَّاسِ ٣
Felak suresinde istiazede bir tane sıfat zikretmiştir ki o da “Felak’ın Rabbi” sıfatıdır. Nâs suresinde ise istiazede üç tane sıfat zikretmiştir (insanların rabbi, insanların meliki, insanların ilahı). Buna karşın istiaze olunanlar ilk ayette üç (yarattığı şeylerin şerrinden, karanlığı çöktüğü zaman gecenin şerrinden, düğümlere üfleyenlerin şerrinden); ikinci ayette ise sadece bir husustur (sinip gizlenen vesvese). İşte o tek husus pek önemli olduğu için bu şekilde üç tane sıfat gelmiştir. (Şınkîtî 9/183.)
Soru: Bu sûre, nazar eden kişiyi de kapsamakta mıdır? Bunu izah et.
قُلۡ أَعُوذُ بِرَبِّ ٱلنَّاسِ ١ مَلِكِ ٱلنَّاسِ ٢ إِلَٰهِ ٱلنَّاسِ ٣
Şayet denilse ki: “Neden Yüce Allah’ın önce (رب) “Rab” vasfı, sonra (مَلِك) “Melik” ve (اله) “İlâh” vasıfları zikredilmiştir?” Cevaben deriz ki: Bu daha yüce olana yükselme üzerine bir tertiptir. Şöyle ki: Rab, insanlardan birçoğu için de kullanılır, mesela (رب الدار) “Rabb’üd-dâr / Evin efendisi” vb. ifadeler... Mânasının müşterek olmasından ötürü Yüce Allah bu vasıf ile başladı. Melik (sahip ve hâkim) ise insanlardan sadece bir kesim için kullanılır ki bunlar da krallardır. Şüphe yok ki onlar diğer insanlardan daha üstündür. Bundan dolayı bu vasıf Rab vasfından sonra gelmiştir. İlâh’a gelince; bu, kraldan daha üstündür. Bu sebeple krallar ilâhlık iddiasında bulunmazlar. Çünkü ilâh tektir ve O’nun bir ortağı ve benzeri yoktur. Bundan dolayı âyet bununla sonlanmıştır. (İbn Cüzeyy, 2/631.)
Soru: Bu sûrede Yüce Allah’ın önce (رب) “Rab,” ardından (ملك) “Melik” ve (اله) “İlâh” diye vasıflanmasındaki bu tertibin sebebi nedir?
مِن شَرِّ ٱلۡوَسۡوَاسِ ٱلۡخَنَّاسِ ٤
Şeytanın, insanın göğsüne/kalbine vesvese vermesi birçok sebebe dayanır. Bunlardan bazıları şunlardır:
a- İmanı bozmak, inanç esaslarında kalbe şüphe vermek.
b- Eğer buna güç yetiremezse günahı emreder.
c- Eğer buna da güç yetiremezse onu ibadetlerden alıkoyar.
d- Buna da güç yetiremezse, kendini beğenmesini ve ameliyle büyüklenmesini telkin eder.
e- İşte buradan kalpte haset, kin ve öfke ateşi yanıp tutuşur; bu hasletler onu en şerli amellere ve en çirkin hâllere sürükleyene kadar da devam eder. (İbn Cüzeyy, 2/63.)
Soru: Şeytanın, âdemoğluna vesvese vermesinde izlediği adımlar nelerdir?
مِنَ ٱلۡجِنَّةِ وَٱلنَّاسِ ٦
Yüce Allah burada vesvese verenin bazen insanlardan olabileceğini haber vermiştir. Hasen der ki: “Bunlar iki ayrı şeytandır. Cin şeytanı, insanın göğsüne vesvese verir; insî şeytana gelince; o, alenen vesvesede bulunur.” Katâde der ki: “Cinlerden şeytanlar olduğu gibi, insanlardan da şeytanlar vardır. O yüzden hem insî hem de cinnî şeytanlardan Allah’a sığın.” (Kurtubî, 22/583.)
Soru: İnsanlardan şeytanlar var mıdır? Bunlara karşı mümine düşen görev nedir?