Kuran
ﯷ
ﱕ
٢٢ ٢٢ ﭡ ﭢ ﭣ ٢٣ ٢٣ ﭥ ﭦ ﭧ ﭨ ﭩ ﭪ ٢٤ ٢٤ ﭬ ﭭ
ﭮ ﭯ ﭰ ٢٥ ٢٥ ﭲ ﭳ ٢٦ ٢٦ ﭵ ﭶ ﭷ ﭸ ٢٧ ٢٧
ﭺ ﭻ ﭼ ﭽ ٢٨ ٢٨ ﭿ ﮀ ٢٩ ٢٩ ﮂ ﮃ ﮄ ٣٠ ٣٠ ﮆ ﮇ
ﮈ ﮉ ﮊ ﮋ ﮌ ﮍ ﮎ ﮏ ﮐ ﮑ ﮒ ﮓ
ﮔ ﮕ ﮖ ﮗ ﮘ ﮙ ﮚ ﮛ ﮜ ﮝ
ﮞ ﮟ ﮠ ﮡ ﮢ ﮣ ﮤ ﮥ ﮦ
ﮧ ﮨ ﮩ ﮪ ﮫ ﮬ ﮭ ﮮ ﮯ ﮰ ﮱ ﯓ
ﯔ ﯕ ﯖ ﯗ ﯘ ﯙ ﯚ ﯛ ﯜ ﯝ ﯞ ﯟ ﯠ ﯡ ﯢ
ﯣ ٣١ ٣١ ﯥ ﯦ ٣٢ ٣٢ ﯨ ﯩ ﯪ ٣٣ ٣٣ ﯬ ﯭ ﯮ ٣٤ ٣٤ ﯰ
ﯱ ﯲ ٣٥ ٣٥ ﯴ ﯵ ٣٦ ٣٦ ﯷ ﯸ ﯹ ﯺ ﯻ ﯼ ﯽ
٣٧ ٣٧ ﯿ ﰀ ﰁ ﰂ ﰃ ٣٨ ٣٨ ﰅ ﰆ ﰇ ٣٩ ٣٩ ﰉ ﰊ
ﰋ ٤٠ ٤٠ ﰍ ﰎ ٤١ ٤١ ﰐ ﰑ ﰒ ﰓ ٤٢ ٤٢ ﰕ ﰖ ﰗ
ﰘ ﰙ ٤٣ ٤٣ ﰛ ﰜ ﰝ ﰞ ٤٤ ٤٤ ﰠ ﰡ ﰢ
ﰣ ٤٥ ٤٥ ﰥ ﰦ ﰧ ﰨ ٤٦ ٤٦ ﰪ ﰫ ﰬ ٤٧ ٤٧
وَمَا جَعَلۡنَآ أَصۡحَٰبَ ٱلنَّارِ إِلَّا مَلَٰٓئِكَةٗۖ وَمَا جَعَلۡنَا عِدَّتَهُمۡ إِلَّا فِتۡنَةٗ لِّلَّذِينَ كَفَرُواْ لِيَسۡتَيۡقِنَ ٱلَّذِينَ أُوتُواْ ٱلۡكِتَٰبَ وَيَزۡدَادَ ٱلَّذِينَ ءَامَنُوٓاْ إِيمَٰنٗا وَلَا يَرۡتَابَ ٱلَّذِينَ أُوتُواْ ٱلۡكِتَٰبَ وَٱلۡمُؤۡمِنُونَ وَلِيَقُولَ ٱلَّذِينَ فِي قُلُوبِهِم مَّرَضٞ وَٱلۡكَٰفِرُونَ مَاذَآ أَرَادَ ٱللَّهُ بِهَٰذَا مَثَلٗاۚ كَذَٰلِكَ يُضِلُّ ٱللَّهُ مَن يَشَآءُ وَيَهۡدِي مَن يَشَآءُۚ وَمَا يَعۡلَمُ جُنُودَ رَبِّكَ إِلَّا هُوَۚ وَمَا هِيَ إِلَّا ذِكۡرَىٰ لِلۡبَشَرِ ٣١
İşte bu, inen hakka karşı kalplerin hâlidir. Nice kalpler bu tür durumlarda küfür ve inkâr fitnesine düşer, nice kalplerin iman ve tasdiki artar, bazı kalpler vardır ki inen bu hak ile yakîne kavuşur ve üzerine hüccet kâim olmuş olur, nice kalpler ise hayrete ve körlüğe düşer de o hak ile neyin kastedildiğini anlamaz. (İbn Kayyim, 3/216.)
Soru: Hakkı işitmenin karşısında kalplerin kısımları hangileridir?
لِيَسۡتَيۡقِنَ ٱلَّذِينَ أُوتُواْ ٱلۡكِتَٰبَ وَيَزۡدَادَ ٱلَّذِينَ ءَامَنُوٓاْ إِيمَٰنٗا
Bu buyruk, Allah’tan geliyor olması hasebiyle, hikmetini, sırrını veya amacını bilmese dahi hak karşısında müminin derhal boyun eğip tasdik etmesi gerektiğine dair bir açıklamadır. (eş-Şenkîtî, 8/365.)
Soru: İman edip tasdiklemesi için müminin İslâm’a dair her meselenin hikmetini ve sırrını bilmesi zorunlu mudur?
وَلَا يَرۡتَابَ ٱلَّذِينَ أُوتُواْ ٱلۡكِتَٰبَ وَٱلۡمُؤۡمِنُونَ
Yani şek ve şüphe kendilerinden zâil olsun diye. Bunlar akıl sahiplerinin önem verdikleri yüce maksatlardır ki bunlar yakînî elde etmek ve dinin her bir meselesinde her vakit imanı arttırmak için gayret sarfetmek ve hakkın karşısında duran şek ve evhamları defetmektir. (Tefsîru’s-Sa‘dî, 897.)
Soru: Âyet-i kerîme dinin tüm meselelerinde yakîn üzere olmanın farz olduğuna delâlet etmiştir. Bunu açıkla.
كُلُّ نَفۡسِۢ بِمَا كَسَبَتۡ رَهِينَةٌ ٣٨ إِلَّآ أَصۡحَٰبَ ٱلۡيَمِينِ ٣٩
Daha önce vasıfları zikredilenler (sağ ehli) başkadır. Onlar Yüce Allah’a yönelip, emirlerini yerine getiren ve nehiylerinden el çeken kimselerdir. Muhakkak ki onlar amellerine rehin tutulmayacaklardır. Bilakis Yüce Allah onlara merhamet edecek, hasenatlarını kabul edip kötülüklerinden vaz geçecektir. (el-Bikâî, 21/71.)
Soru: (اصحاب اليمين) “Sağ ehli” olanlar kimlerdir?
مَا سَلَكَكُمۡ فِي سَقَرَ ٤٢ قَالُواْ لَمۡ نَكُ مِنَ ٱلۡمُصَلِّينَ ٤٣
Ayakların namaz üzere sabit kalmasının onların hâline düşmekten koruduğuna dikkat çekmek için, keza namazın en büyük amel olduğuna ve ondan hesaba çekilmenin diğer amellerden hesaba çekilmekten önce geldiğine dikkat çekmek için bu ifade zikredilmiştir. (el-Bikâî, 21/75.)
Soru: Bu insanların cehenneme girmelerinin sebebi nedir ve sen bundan ne fayda elde etmektesin?
مَا سَلَكَكُمۡ فِي سَقَرَ ٤٢ قَالُواْ لَمۡ نَكُ مِنَ ٱلۡمُصَلِّينَ ٤٣
Âyet-i kerîmede; namazını dosdoğru kılmayı ve zekâtı vermeyi zayi eden Müslümanın; bu amelleri zayi ettiği miktarda ve Yüce Allah’ın iyi ve kötü amellerini, keza açık ve gizli amellerini dengelemesi miktarında cehenneme müstahak olduğuna işaret vardır. (İbn Âşûr, 29/328.)
Soru: Bu âyette, Müslümanın namazı ve zekâtı edâ etmede tembellik göstermesindeki tehlikeye işaret vardır. Bunu açıkla.
وَكُنَّا نَخُوضُ مَعَ ٱلۡخَآئِضِينَ ٤٥
Yani bâtıla başlayanlarla birlikte başlardık. Burada “bâtıl” ile gereksiz söz ve fiiller kastedilmiştir. Bu durumun içerisine, eşlerin halvet anında aralarında geçen konuşmaları ve zevkine, kaynaşmak için tüm kısımlarıyla fasıkların hâllerini konuşup anlatmak da dâhildir. (Âlûsî, 15/147.)
Soru: Dilin dizginlerini salmak helâk edicidir. Bunu açıkla.