Kuran
ﯵ
ﱕ
ﯵ
ﭝ ١ ١ ﭟ ﭠ ﭡ ﭢ ﭣ ﭤ ﭥ ﭦ ﭧ ﭨ ٢ ٢
ﭪ ﭫ ﭬ ﭭ ﭮ ﭯ ﭰ ﭱ ﭲ ٣ ٣ ﭴ ﭵ
ﭶ ﭷ ﭸ ﭹ ﭺ ٤ ٤ ﭼ ﭽ ﭾ ﭿ ﮀ ﮁ
ﮂ ﮃ ﮄ ﮅ ٥ ٥ ﮇ ﮈ ﮉ ﮊ ﮋ ﮌ ﮍ
ﮎ ﮏ ﮐ ﮑ ٦ ٦ ﮓ ﮔ ﮕ ﮖ ﮗ ﮘ ﮙ
ﮚ ﮛ ٧ ٧ ﮝ ﮞ ﮟ ﮠ ﮡ ﮢ
ﮣ ﮤ ٨ ٨ ﮦ ﮧ ﮨ ﮩ ﮪ ﮫ ﮬ
ﮭ ﮮ ﮯ ﮰ ﮱ ﯓ ٩ ٩ ﯕ ﯖ ﯗ ﯘ ﯙ
ﯚ ﯛ ﯜ ﯝ ﯞ ﯟ ﯠ ﯡ ١٠ ١٠ ﯣ ﯤ ﯥ
ﯦ ﯧ ﯨ ﯩ ﯪ ﯫ ﯬ ١١ ١١ ﯮ ﯯ ﯰ ﯱ ﯲ
ﯳ ﯴ ﯵ ﯶ ﯷ ﯸ ١٢ ١٢ ﯺ ﯻ ﯼ ﯽ
ﯾ ﯿ ﰀ ﰁ ﰂ ﰃ ﰄ ﰅ ﰆ ﰇ ﰈ ١٣ ١٣
يَهۡدِيٓ إِلَى ٱلرُّشۡدِ فَـَٔامَنَّا بِهِۦۖ وَلَن نُّشۡرِكَ بِرَبِّنَآ أَحَدٗا ٢
Bu buyrukta, âdemoğlundan kâfir olanlar için bir kınama vardır. Çünkü cinler bile bir dinlemeyle Kur’ân’a iman etmişler, dinledikleri birkaç âyetle faydalanmışlar ve akıllarıyla bu sözün Allah’ın kelâmı olduğunu idrak edip O’na iman etmişlerdi. Hal böyleyken insanlardan kâfir olanlar bu âyetlerden faydalanmamışlardı. (eş-Şevkânî, 5/303-304.)
Soru: Cinlerin, Kur’ân-ı Kerîm’i işittikleri gibi hemen iman etmeleri ne ifade etmektedir?
وَأَنَّا ظَنَنَّآ أَن لَّن تَقُولَ ٱلۡإِنسُ وَٱلۡجِنُّ عَلَى ٱللَّهِ كَذِبٗا ٥
Bu buyruk, hiçbir hususta taklide baş vurulmaması gerektiğine dair bir yönlendirmedir. Çünkü her kişiye güvenmek âcizliktir. Eşyaların ve olayların hakikati ancak tecrübelerle ortaya çıkar. Bazen taklit, kişiyi ebedî helâke sürükleyen küfre iter. Nitekim İmam Buhârî ve Müslim’in Nu‘mân b. Beşîr’den h aktardıkları hadiste de Nebî ﷺ bu gerçeğe irşad etmiştir: “Her kim şüpheli şeylerden sakınırsa, dini ve ırzı (şeref ve haysiyeti) lehine korunmuş olur.” Yine bunda, dinin aslî meselelerine ancak kat’î nass ile yaklaşılması gerektiğine dair ciddi bir teşvik vardır. (el-Bikâî, 20/471.)
Soru: Taklit ne zaman hoş karşılanıp ne zaman yerilir?
وَأَنَّهُۥ كَانَ رِجَالٞ مِّنَ ٱلۡإِنسِ يَعُوذُونَ بِرِجَالٖ مِّنَ ٱلۡجِنِّ فَزَادُوهُمۡ رَهَقٗا ٦
Mâna şudur: İnsanlar cine sığınınca cin, insanların dalâlet ve günahlarını daha da arttırdı. Veya cin, insanların akıllarındaki zayıflığı görünce korkularını daha da arttırdı. Denildi ki: “Fâilin zamiri insana, mef’ûlün zamiri ise cine dönmektedir.” Bu durumda mâna şöyle olur: İnsanlar cine sığınınca onların kibir ve tuğyanlarını daha da arttırdı. Öyle ki artık cin şöyle demeye başladı: “Ben cinlerin ve insanların efendisiyim!” (İbn Cüzeyy, 2/495.)
Soru: Bazı insanların sihirbazlara, düzenbazlara ve şeytanlara sığınmalarının zararını açıkla.
وَأَنَّا لَا نَدۡرِيٓ أَشَرٌّ أُرِيدَ بِمَن فِي ٱلۡأَرۡضِ أَمۡ أَرَادَ بِهِمۡ رَبُّهُمۡ رَشَدٗا ١٠
Kelâmda Allah’a karşı riayet edilen edep gereğince şerri Allah’a nispet etmekten kaçınmak için şer fiilinin murat edilmesi meçhule isnat edilmiştir. Oysa bunun mukabili O’na isnat edilmiştir: “yoksa Rableri onlara bir hayır mı diledi?” (İbn Âşûr, 29/231.)
Soru: Asıl takdir eden ve fâil Allah olmasına rağmen neden hayrın iradesi Allah’a isnat edilirken şerrin iradesi Allah’a isnat edilmemiştir?
وَأَنَّا مِنَّا ٱلصَّٰلِحُونَ وَمِنَّا دُونَ ذَٰلِكَۖ كُنَّا طَرَآئِقَ قِدَدٗا ١١
Ne zaman ki kardeşlerini hayır yoluna uymaya davete başladılar, onları açıkça bozgunculuk çıkartmaya nispet etmediler, aksine Yüce Allah’ın kendilerine ilham ettiği şu sözü söylediler: (منا الصالحون) “kimimiz sâlih kişiler...” Ardından nezaketi kuşanarak şu ifadeyi kullandılar: (و منا دون ذلك) “kimimiz ise bunlardan aşağıda olmak üzere- türlü türlü yollar tutmuştuk.” (İbn Âşûr, 29/232.)
Soru: Davetçinin bu âyetten çıkartacağı edep nedir?
وَأَنَّا لَمَّا سَمِعۡنَا ٱلۡهُدَىٰٓ ءَامَنَّا بِهِۦۖ فَمَن يُؤۡمِنۢ بِرَبِّهِۦ فَلَا يَخَافُ بَخۡسٗا وَلَا رَهَقٗا ١٣
Ne bir ecrin eksikliğine uğratılmaktan ne de haksızlık edilmekten korkar. Çünkü Yüce Allah hakikatte bu dini kabul eden hiç kimseyi ne haksızlığa ne de zulme uğratmıştır. Bundan dolayı kimse alacağı karşılıktan korkmaz. (Âlûsî, 15/100.)
Soru: Ceza, amelin cinsindendir. Âyet-i kerîmeden yola çıkarak bunu açıkla.
فَمَن يُؤۡمِنۢ بِرَبِّهِۦ فَلَا يَخَافُ بَخۡسٗا وَلَا رَهَقٗا ١٣
İbn Abbâs h der ki: “Kimse hasenatının eksilmesinden veya kötülüklerinin artmasından yana korkuya kapılmaz. Çünkü âyette geçen (بخس), noksanlık; (رهق) ise haddi aşmaktır.” (Kurtubî, 21/292.)
Soru: Zulüm kabîlinden kulun hasenatı eksilip kötülükleri artar mı?