Kuran
ﯬ
ﱔ
ﭛ ﭜ ﭝ ﭞ ٥ ٥ ﭠ ﭡ
ﭢ ﭣ ﭤ ﭥ ﭦ ﭧ ﭨ ﭩ ﭪ ﭫ ﭬ
ﭭ ﭮ ﭯ ﭰ ﭱ ﭲ ٦ ٦ ﭴ ﭵ ﭶ
ﭷ ﭸ ﭹ ﭺ ﭻ ﭼ ﭽ ﭾ ﭿ ﮀ ﮁ
ﮂ ﮃ ﮄ ﮅ ﮆ ﮇ ﮈ
٧ ٧ ﮊ ﮋ ﮌ ﮍ ﮎ ﮏ ﮐ
ﮑ ﮒ ﮓ ﮔ ﮕ ﮖ ﮗ ﮘ
ﮙ ﮚ ﮛ ٨ ٨ ﮝ ﮞ ﮟ ﮠ ﮡ
ﮢ ﮣ ﮤ ﮥ ﮦ ﮧ ﮨ ﮩ ﮪ
ﮫ ﮬ ﮭ ﮮ ٩ ٩ ﮰ ﮱ ﯓ ﯔ
ﯕ ﯖ ﯗ ﯘ ﯙ ﯚ ﯛ ﯜ ﯝ ﯞ
ﯟ ﯠ ﯡ ﯢ ﯣ ﯤ ﯥ ١٠ ١٠ ﯧ
ﯨ ﯩ ﯪ ﯫ ﯬ ﯭ ﯮ ﯯ ﯰ ﯱ ﯲ ١١ ١١
ﯭ
وَلِلَّهِ خَزَآئِنُ ٱلسَّمَٰوَٰتِ وَٱلۡأَرۡضِ وَلَٰكِنَّ ٱلۡمُنَٰفِقِينَ لَا يَفۡقَهُونَ ٧
(و لكن المنافقين لا يفقهون) “Fakat münafıklar bunu anlamazlar.” kavli istidrâk cümlesidir. (Önceki sözden doğan yanlış anlaşılma ihtimalini ortadan kaldırmak için gelen cümle.) O münafıklar (لا تنفقوا على من عند رسول ٱلله حتى ينفضوا) “Allah’ın elçisinin yanında bulunanlar için hiçbir şey harcamayın ki dağılıp gitsinler.” dediklerinde, bu sözü bir öngörü ve yakîn üzere söyledikleri vehmini ortadan kaldırmak için gelmiştir. Şöyle ki: Zanlarınca onlar Rasûlullah’a ﷺ sığınanlara yaptıkları harcamaları kestikleri takdirde, onların rızıkları kesilecekti ve harcamaya ancak kendilerinin güç yetirebiliyor olmalarına binaen de -çünkü kendileri mal-mülk sahipleriydiler- onun ﷺ yanından dağılıp gideceklerdi. Onlar böyle düşünürken zenginlik ve fakirliğin sebeplerinin, birden çok yolla olduğunu unutmuşlardı. (İbn Âşûr, 28/248.)
Soru: (و لكن المنافقين لا يفقهون) “Fakat münafıklar bunu anlamazlar.” istidrâk cümlesinin faydası nedir?
وَلِلَّهِ ٱلۡعِزَّةُ وَلِرَسُولِهِۦ وَلِلۡمُؤۡمِنِينَ وَلَٰكِنَّ ٱلۡمُنَٰفِقِينَ لَا يَعۡلَمُونَ ٨
İnsanlar izzeti kralların kapılarında ararlar. Oysa onu Allah’a itaatten başka bir şeyde bulamazlar. Hasan el-Basrî r şöyle derdi: “Beygirler onların altlarında rahvan yürüseler de katırlar tak tak vurarak kendilerini götürseler de mâsiyetin zilleti boyunlarındadır. Yüce Allah ise Zatına âsi olanı zelil kılmada kararlıdır.” (İbn Teymiyye, 6/312.)
Soru: Gerçek izzeti nerede ararsın?
يَٰٓأَيُّهَا ٱلَّذِينَ ءَامَنُواْ لَا تُلۡهِكُمۡ أَمۡوَٰلُكُمۡ وَلَآ أَوۡلَٰدُكُمۡ عَن ذِكۡرِ ٱللَّهِۚ
Yüce Allah münafıkların çirkinliklerini zikrettikten sonra, kendilerini zikrine teşvik ederek müminlere hitaba dönerek şöyle buyurmaktadır: “Ey iman edenler! Mallarınız ve çocuklarınız sizi Allah’ı anmaktan alıkoymasın.” Bu buyrukla Yüce Allah, onları, mallarının ve çocuklarının kendilerini Allah’ın zikrinden alıkoyan münafıkların kişiliklerinden sakındırmaktadır. (eş-Şevkânî, 5/233.)
Soru: Bu âyetin önceki âyetle bağlantısı nedir?
يَٰٓأَيُّهَا ٱلَّذِينَ ءَامَنُواْ لَا تُلۡهِكُمۡ أَمۡوَٰلُكُمۡ وَلَآ أَوۡلَٰدُكُمۡ عَن ذِكۡرِ ٱللَّهِۚ
Yüce Allah, özellikle Allah’ın zikrinden alıkoyacak derecede mallara ve çocuklara yönelişten ve uğraştan nehyetmektedir. Çünkü daha da çoğaltma ve onu elde etmenin yolları üzerinde kafa yorma noktasında insanların mallara yönelmeleri çokça meydana gelmektedir. Öyle ki o mallara ayrılan vakit çocuklara ayrılan vakitten daha fazla olur. Aynı şekilde onu kazanmaya ve çoğaltmaya vakti sarfetmek Allah’ın zikrinden alıkoyduğu gibi, onu biriktirme konusunda düşünme de O’nun zikrinden alıkoymaktadır. Öyle ki Yüce Allah’ın infak etmeye davet ettiği âyet ve öğüdü unutur hâle gelir. (İbn Âşûr, 28/251.)
Soru: Neden Allah’ın zikrinden alıkoyması konusunda özellikle mallar ve çocuklarla meşgul olmayı zikretmiştir?
يَٰٓأَيُّهَا ٱلَّذِينَ ءَامَنُواْ لَا تُلۡهِكُمۡ أَمۡوَٰلُكُمۡ وَلَآ أَوۡلَٰدُكُمۡ عَن ذِكۡرِ ٱللَّهِۚ
Zikrin devamlılığı muhabbetin devam etmesinin sebebidir. Kalp için zikir, tohum için su mesabesindedir. O tohumun sudan başka bir hayat kaynağı yoktur. Zikrin de kısımları vardır:
a- Yüce Allah’ı isim ve sıfatlarıyla zikretmek ve bunlarla yüce Allah’a övgüde bulunmak.
b- O’nu tesbih etmek, hamdetmek, tekbir etmek ve tehlîl (lâ ilâhe illallah) getirmek. Müteahhirîn (son dönem âlimlerinin) “zikir” lafzını kullanmalarında çoğunlukla kastettikleri mâna budur.
c- O’nun hükümleri, emirleri ve nehiyleri ile zikretmektir ki bu da ilim ehlinin zikretmesidir.
d- O’nu zikretmenin en faziletli yollardan biri O’nun kelâmı ile zikretmektir.
e- Aynı şekilde, O’na dua etmek, istiğfarda bulunmak, yalvarıp yakarmak da O’nu zikretmektir. İşte bu beş kısım, Allah’ı zikretmenin kısımlarındandır. (İbn Kayyim, 3/157-158.)
Soru: Zikrin önemini ve kısımlarını açıkla.
وَأَنفِقُواْ مِن مَّا رَزَقۡنَٰكُم
Bu buyruk, sıkıntı ve meşakkate girecek şekilde Yüce Allah’ın kullarını infakla yükümlü tutmadığına işaret etmektedir. Bunun aksine Yüce Allah’ın kendilerini rızıklandırdıklarından bir kısmını çıkarmalarını emretmiştir ki onu elde etmelerini ve sebeplerini kolay kılmıştır. (Tefsîru’s-Sa‘dî, 865.)
Soru: Bu âyette taksime delâlet eden (من) “min” harfinin gelmesindeki fayda nedir?
مِّن قَبۡلِ أَن يَأۡتِيَ أَحَدَكُمُ ٱلۡمَوۡتُ فَيَقُولَ رَبِّ لَوۡلَآ أَخَّرۡتَنِيٓ إِلَىٰٓ أَجَلٖ قَرِيبٖ فَأَصَّدَّقَ وَأَكُن مِّنَ ٱلصَّٰلِحِينَ ١٠
Ölüm geldiği zaman, aşırı giden herkes pişman olur ve kaçırdığı hayırları telafi etmek için sürenin bir an da olsa uzatılmasını ister. (İbn Kesîr, 4/373.)
Soru: Ölüm anında pişmanlık duymak kâfirlere mi hastır ve bu buyruktan ne istifade ediyorsun?