Kuran
ﯢ
ﱓ
٤٦ ٤٦ ﭜ ﭝ ﭞ ﭟ ٤٧ ٤٧ ﭡ ﭢ ﭣ ﭤ ٤٨ ٤٨ ﭦ
ﭧ ﭨ ﭩ ٤٩ ٤٩ ﭫ ﭬ ﭭ ﭮ ٥٠ ٥٠ ﭰ ﭱ
ﭲ ٥١ ٥١ ﭴ ﭵ ﭶ ﭷ ﭸ ﭹ ﭺ ﭻ ﭼ ﭽ
٥٢ ٥٢ ﭿ ﮀ ٥٣ ٥٣ ﮂ ﮃ ﮄ ٥٤ ٥٤ ﮆ ﮇ
ﮈ ﮉ ٥٥ ٥٥ ﮋ ﮌ ﮍ ﮎ ﮏ ٥٦ ٥٦ ﮑ ﮒ
٥٧ ٥٧ ﮔ ﮕ ﮖ ﮗ ﮘ ﮙ ٥٨ ٥٨ ﮛ ﮜ ﮝ
ﮞ ٥٩ ٥٩ ﮠ ﮡ ﮢ ٦٠ ٦٠ ﮤ ﮥ
٦١ ٦١ ﮧ ﮨ ﮩ ﮪ ٦٢ ٦٢
ﯣ
ﯗ ﯘ ٢ ٢ ﯚ ﯛ ﯜ ﯝ ﯞ ﯟ ﯠ ٣ ٣
ﯢ ﯣ ﯤ ﯥ ﯦ ﯧ ﯨ ٤ ٤ ﯪ ﯫ ﯬ ﯭ ﯮ
ﯯ ٥ ٥ ﯱ ﯲ ﯳ ﯴ ﯵ ﯶ ﯷ ﯸ ﯹ ٦ ٦
وَقَوۡمَ نُوحٖ مِّن قَبۡلُۖ إِنَّهُمۡ كَانُواْ هُمۡ أَظۡلَمَ وَأَطۡغَىٰ ٥٢
Bunun en büyük delillerinden biri Yüce Allah’ın, (فلبث فيهم الف سنة الا خمسين عاما) “İçlerinde elli yılı eksik olmak üzere bin sene yaşadı.” (Ankebût, 29/14.) kavlidir. Çünkü bu büyük zaman dilimine rağmen kerîm ve samimi bir peygamberin davetinden etkilenmeyen bir topluluk şüphesiz ki insanların en zalimi ve en azgın olanıdır. (Taberî, 22/573.)
Soru: Neden Yüce Allah, Nûh’un u kavmini insanların en zalimi ve en azgını olarak niteledi?
وَأَنتُمۡ سَٰمِدُونَ ٦١
(سمود) kelimesi şarkı/müzik aletleri anlamındadır. Bu da bu âyet hakkında (سمود) kelimesinin, bir şey hakkında gaflete düşüp oyalanmak anlamında olduğunu söylemeye aykırı değildir. Nitekim şarkı ve müzik aletleri tüm bunları gerektirip bir araya getirir. (İbn Kayyim, 3/85-86.)
Soru: Seleften bazılarından, âyette geçen (ÓïåïèÏ) kelimesinin şarkı ve çalgı aletleri olduğu rivâyet edilmiştir. Bazılarından ise gaflet ve oyalanma anlamı rivâyet edilmiştir. Bütün bu kavilleri nasıl cemedersin?
فَٱسۡجُدُواْۤ لِلَّهِۤ وَٱعۡبُدُواْ۩ ٦٢
Faziletine delâlet etmesi için secde ameli Allah’a has kılınmıştır. O ibadetin sırrı ve özüdür, çünkü ibadetin özü huşû ve O’na boyun eğmektir. Secde ise kulun, Rabbine en fazla boyun eğdiği hâldir. Zira böyle bir hâlde hem kalbi boyun eğer hem de bedeni. Yine böyle bir hâlde en şerefli azalarını ayakların temas ettiği alçak yere koyar. (Tefsîru’s-Sa‘dî, 823.)
Soru: Âyet-i kerîmeden yola çıkarak secdenin ibadetler arasındaki yüksek mertebesini nasıl anlarsın?
ٱقۡتَرَبَتِ ٱلسَّاعَةُ وَٱنشَقَّ ٱلۡقَمَرُ ١
Bu mûcize geçmiş zamanı gelecek zaman ile karıştırma yoluyla kıyametin yaklaştığını hatırlatmak için bir vesile kılınmıştır. Şöyle ki: Ay yeryüzünün düzenine uygun bir şekilde akan semâvî bir varlıktır. Onun düzeninde alışılmamış bir değişiklik gerçekleştiği vakit bu durum, dünyanın yok olması ihtimalinden dolayı insanların uyarılmasına uygun düşmüştür. Dolayısıyla âyette kullanılan geçmiş zaman fiili hakiki anlamında kullanılmıştır. (İbn Âşûr, 27/168.)
Soru: Yüce Allah’ın (اقتربت) “Kıyamet yaklaştı” kavli ile hemen sonra zikredilen (و انشق القمر) “Ay yarıldı” kavli arasındaki münasebet nedir?
ٱقۡتَرَبَتِ ٱلسَّاعَةُ
Şanı Yüce Allah (اقتربت الساعة) “Kıyamet yaklaştı” buyuruyor. Yani kıyametin kopacağı o saat yaklaştı. Bu da şanı yüce Allah’tan, kulları için bir uyarı ve dünyanın fâni olduğu hususunda bir hatırlatmadır. Aynı şekilde onlar bundan gafilken, oyalanıyorken başlarına gelmeden evvel kıyametin o korkulu sahnesine karşı bir hazırlık yapmalarına yönelik bir emirdir. (Taberî, 22/565.)
Soru: Yüce Allah’ın, kullarına, kıyametin yaklaştığını haber vermesindeki fayda nedir?
وَكَذَّبُواْ وَٱتَّبَعُوٓاْ أَهۡوَآءَهُمۡۚ وَكُلُّ أَمۡرٖ مُّسۡتَقِرّٞ ٣
Kuşeyrî dedi ki: “Hevâya uyma ortaya çıktığı zaman bunun şerrinden yalanlama meydana gelir. Çünkü Yüce Allah böyle olan birinin kalbini/aklını öyle karmaşık bir hâle getirir ki artık o doğruyu göremez olur. Bunun aksi olan rızaya tâbi olmak ise doğrulamaya bağlıdır. Çünkü Yüce Allah, hakka tâbi olmanın bereketiyle basîret gözünü açar ve böylece bunu, tasdik edip doğrulamak takip eder.” (el-Bikâî, 19/97.)
Soru: Hevâya tâbi olmanın neticesi nedir?
وَكَذَّبُواْ وَٱتَّبَعُوٓاْ أَهۡوَآءَهُمۡۚ وَكُلُّ أَمۡرٖ مُّسۡتَقِرّٞ ٣
Yani her amel edenin ameli kendisiyle istikrar bulur. Hayır, cennette de ehliyle birlikte olacak, şer de cehennemde ehliyle birlikte olacaktır. (Kurtubî, 20/75.)
Soru: Yüce Allah’ın (و كل امر مستقر) “Hâlbuki her işin ulaşacağı yeri vardır.” buyruğunda kastedilen mâna nedir?