Kuran
ﯕ
ﱐ
ﭛ ﭜ ﭝ ﭞ ﭟ ﭠ ﭡ ﭢ ﭣ ٢٦ ٢٦
ﭥ ﭦ ﭧ ﭨ ﭩ ﭪ ﭫ ﭬ ﭭ ﭮ ﭯ
ﭰ ﭱ ٢٧ ٢٧ ﭳ ﭴ ﭵ ﭶ ﭷ ﭸ
ﭹ ﭺ ﭻ ﭼ ﭽ ﭾ ﭿ ﮀ ﮁ
ﮂ ﮃ ﮄ ﮅ ﮆ ﮇ ﮈ ﮉ ﮊ
ﮋ ﮌ ﮍ ﮎ ﮏ ﮐ ﮑ ﮒ ﮓ ﮔ
ﮕ ﮖ ﮗ ﮘ ﮙ ﮚ ﮛ ﮜ ٢٨ ٢٨ ﮞ ﮟ
ﮠ ﮡ ﮢ ﮣ ﮤ ﮥ ﮦ ﮧ ﮨ ﮩ
ﮪ ﮫ ﮬ ﮭ ﮮ ﮯ ﮰ ﮱ ﯓ ﯔ ﯕ ﯖ
ﯗ ﯘ ﯙ ٢٩ ٢٩ ﯛ ﯜ ﯝ ﯞ ﯟ ﯠ
ﯡ ﯢ ﯣ ﯤ ٣٠ ٣٠ ﯦ ﯧ ﯨ ﯩ ﯪ
ﯫ ﯬ ﯭ ﯮ ﯯ ﯰ ﯱ ﯲ ﯳ ﯴ ٣١ ٣١
ﯶ ﯷ ﯸ ﯹ ﯺ ﯻ ٣٢ ٣٢ ﯽ ﯾ ﯿ
ﰀ ﰁ ﰂ ﰃ ﰄ ﰅ ﰆ ﰇ ﰈ ﰉ ﰊ ﰋ ﰌ ﰍ ٣٣ ٣٣
وَقَالَ فِرۡعَوۡنُ ذَرُونِيٓ أَقۡتُلۡ مُوسَىٰ وَلۡيَدۡعُ رَبَّهُۥٓۖ إِنِّيٓ أَخَافُ أَن يُبَدِّلَ دِينَكُمۡ أَوۡ أَن يُظۡهِرَ فِي ٱلۡأَرۡضِ ٱلۡفَسَادَ ٢٦
Firavun’un gururu ve işleri az tedebbür etmesi, onu kendi dinlerine muhalif olan her şeyi fesad olarak telakki etmeye yöneltmişti. Ki dinleri adına öne sürdükleri hüccetler, alıştıkları yaşam ve dünyalık menfaatlerden başka bir şey değildir. (İbn Âşûr, 24/125.)
Soru: Eğer ataların ve ecdadın âdetleri bozuk ise, bu durum hidâyetin önünde bir engel olur. Bunu açıkla.
وَقَالَ مُوسَىٰٓ إِنِّي عُذۡتُ بِرَبِّي وَرَبِّكُم مِّن كُلِّ مُتَكَبِّرٖ لَّا يُؤۡمِنُ بِيَوۡمِ ٱلۡحِسَابِ ٢٧
Tasdik ederek hesap gününe iman etmeyen kişi, yaptığı iyiliğe karşı sevabı uman, yaptığı kötülük ve çirkin amellerin cezasından da korkan biri olmaz. (Taberî, 21/375.)
Soru: Mûsâ u neden özellikle hesap gününe iman etmeyen kimseden Allah’a sığındı?
وَقَالَ رَجُلٞ مُّؤۡمِنٞ مِّنۡ ءَالِ فِرۡعَوۡنَ يَكۡتُمُ إِيمَٰنَهُۥٓ أَتَقۡتُلُونَ رَجُلًا أَن يَقُولَ رَبِّيَ ٱللَّهُ وَقَدۡ جَآءَكُم بِٱلۡبَيِّنَٰتِ مِن رَّبِّكُمۡۖ
Muhakkak ki Yüce Allah, Firavun ailesinden olup imanını saklayan mümin bir adamı övmüş, ona Kitabında yer vermiş ve onun küfür meclislerinin birinde söylediği sözle onun şanını kitaplarda sabit kılmıştır. Bu adam nerede, Ömer b. Hattâb nerede! O ki Mekke’de kılıcını çekip şöyle demişti: “Vallahi bugünden sonra gizliden Allah’a ibadet etmeyeceğim!” (İbn Atıyye, 4/555.)
Soru: Bu âyet, sahâbe-i kirâmın faziletlerine delildir. Nasıl olduğunu açıkla.
وَإِن يَكُ كَٰذِبٗا فَعَلَيۡهِ كَذِبُهُۥۖ وَإِن يَكُ صَادِقٗا يُصِبۡكُم بَعۡضُ ٱلَّذِي يَعِدُكُمۡ
Bu ifade, onun risâleti ve doğruluğu hakkında taşıdığı bir şüpheden kaynaklı değildi. Ancak ve ancak bu, gelecek eziyeti güzel bir şekilde önlemek ve bunu bertaraf etmek için kullanılan yumuşak bir üslup idi. (Kurtubî, 18/348-349.)
Soru: Firavun ailesinden iman eden adamın sözü Mûsâ’nın u doğruluğu hakkında beslediği bir şüpheden mi kaynaklanıyordu? Bu üsluptan, davete dayalı hangi edebi öğrenmekteyiz?
وَإِن يَكُ صَادِقٗا يُصِبۡكُم بَعۡضُ ٱلَّذِي يَعِدُكُمۡ
“Eğer doğru söylüyorsa sizi tehdit ettiğinin (azâbın), bir kısmı olsun gelip size çatar:” Onlara isabet edecek olan azap, tehdit edildikleri azabın tümü olmasına rağmen, sözde yumuşak bir üslup kullanmak, Mûsâ’ya u taassuptan kaçınmak, Firavun ve kavmine karşı samimi olduğunu izhar edip böylece hakka icabet etmelerini umabilmek için özellikle “azabın bir kısmı” demiş, “hepsi” dememiştir. (İbn Cüzeyy, 2/280.)
Soru: Onlara isabet edecek olan, azabın tümü olmasına rağmen neden Firavun ailesinden olan adam “azabın bir kısmı” demiştir?
وَقَالَ ٱلَّذِيٓ ءَامَنَ يَٰقَوۡمِ إِنِّيٓ أَخَافُ عَلَيۡكُم مِّثۡلَ يَوۡمِ ٱلۡأَحۡزَابِ ٣٠
İman etmiş olan kişi, kavmine yaptığı daveti tekrar edip, onların hidâyet bulmasından ümit kesmeksizin davetini sürdürdü. Nitekim Allah’a çağıran davetçilerin hâli işte böyledir. Durmadan onları Rablerine davet ederler, hiçbir sebep onları bundan alıkoymaz ve davet ettikleri kimselerin küstahlık edip inatlaşmaları onları tekrar davet etmekten alıkoymaz. (Tefsîru’s-Sa‘dî, 737.)
Soru: Âyet-i kerîmede Allah’a β davet edenlerin ümitsizliğe düşmemeleri hususunda büyük bir tevcih vardır. Bunu açıkla.
وَيَٰقَوۡمِ إِنِّيٓ أَخَافُ عَلَيۡكُمۡ يَوۡمَ ٱلتَّنَادِ ٣٢
Kıyamet günü insanların hepsi imamlarıyla çağrılır ve herkes birbirine seslenir. Cennet ehli, cehennem ehline; cehennem ehli ise cennet ehline seslenir. A‘râf ehline seslenilir. Saadet ve şekavet ile seslenirler. İyi bilin ki falanın oğlu falan öyle bir saadete ermiştir ki artık bundan sonra ebediyen şakî olmayacaktır! Falan oğlu falan öyle bir bedbahtlığa düşmüştür ki artık bundan sonra asla saadete ermeyecektir. Ve en son ölüm kesildikten sonra şöyle seslenilir: “Ey cennet ehli, artık ebedîlik vardır, ölüm yoktur; ey cehennem ehli, ebedîlik vardır, artık ölüm yoktur!” (el-Beğavî, 4/42.)
Soru: Neden kıyamet günü bağrışıp çağrışma günü olarak isimlendirilmiştir?