Kuran
ﮰ
ﱏ
ﭝ ﭞ ٢٨ ٢٨ ﭠ ﭡ ﭢ ﭣ ﭤ ﭥ ﭦ ﭧ
٢٩ ٢٩ ﭩ ﭪ ﭫ ﭬ ﭭ ﭮ ﭯ ﭰ ﭱ ﭲ ﭳ
ﭴ ٣٠ ٣٠ ﭶ ﭷ ﭸ ﭹ ﭺ ﭻ ﭼ
ﭽ ﭾ ﭿ ﮀ ٣١ ٣١ ﮂ ﮃ ﮄ ﮅ ﮆ ﮇ
٣٢ ٣٢ ﮉ ﮊ ﮋ ﮌ ﮍ ﮎ ﮏ ﮐ
ﮑ ﮒ ٣٣ ٣٣ ﮔ ﮕ ﮖ ﮗ ﮘ
ﮙ ﮚ ﮛ ﮜ ﮝ ٣٤ ٣٤ ﮟ ﮠ ﮡ
ﮢ ﮣ ﮤ ﮥ ﮦ ﮧ ٣٥ ٣٥ ﮩ ﮪ
ﮫ ﮬ ﮭ ﮮ ﮯ ﮰ ﮱ ﯓ
ﯔ ﯕ ﯖ ٣٦ ٣٦ ﯘ ﯙ ﯚ ﯛ ﯜ ﯝ
ﯞ ﯟ ﯠ ٣٧ ٣٧ ﯢ ﯣ ﯤ ﯥ ﯦ
ﯧ ﯨ ﯩ ﯪ ٣٨ ٣٨ ﯬ ﯭ ﯮ ﯯ
ﯰ ﯱ ﯲ ٣٩ ٣٩ ﯴ ﯵ ﯶ ﯷ ﯸ ﯹ
ﯺ ﯻ ﯼ ﯽ ﯾ ﯿ ﰀ ﰁ ﰂ ﰃ ٤٠ ٤٠
۞وَمَآ أَنزَلۡنَا عَلَىٰ قَوۡمِهِۦ مِنۢ بَعۡدِهِۦ مِن جُندٖ مِّنَ ٱلسَّمَآءِ وَمَا كُنَّا مُنزِلِينَ ٢٨
Mâna şudur: Yüce Allah onları Cibrîl’in haykırdığı bir çığlık ile helâk etti. Onlara azap etmek için gökten bir ordu indirmeye ihtiyaç duymadı. Çünkü onlar buna ihtiyaç duyulmayacak kadar zayıftırlar. (İbn Cüzeyy, 2/223)
Soru: Âyet-i kerîmeden yola çıkarak, Yüce Allah’ın azap etmeyi murat ettiği kasabaların zayıflığını açıkla.
۞وَمَآ أَنزَلۡنَا عَلَىٰ قَوۡمِهِۦ مِنۢ بَعۡدِهِۦ مِن جُندٖ مِّنَ ٱلسَّمَآءِ وَمَا كُنَّا مُنزِلِينَ ٢٨
Onları cezalandırmada, yok etmek için gökten bir ordu indirerek kendimizi külfete sokmaya ihtiyaç duymadık. (و ما كنا منزلين) “ve indirecek de değildik:” buna ihtiyaç olmadığı, Yüce Allah’ın kudretinin yüceliği ve âdemoğlunun son derece zayıf olması sebebiyle bunu yapmadık. Yüce Allah’ın azabından en hafif bir şeyin bile onlara isabet etmesi yeterlidir. (Tefsîru’s-Sa‘dî, 695.)
Soru: Âyet-i kerîmeden yola çıkarak insanın zayıflığından bahset.
يَٰحَسۡرَةً عَلَى ٱلۡعِبَادِۚ مَا يَأۡتِيهِم مِّن رَّسُولٍ إِلَّا كَانُواْ بِهِۦ يَسۡتَهۡزِءُونَ ٣٠
Allah’ın peygamberleriyle alay eden, böylelikle nefislerine yazık eden şu kulların vay hâline! Onlar ne büyük pişmanlık ve üzüntü yaşayacaklar! (Kurtubî, 17/436.)
Soru: Kulların üzüntü duymalarına sebep olan nedir?
وَءَايَةٞ لَّهُمُ ٱلۡأَرۡضُ ٱلۡمَيۡتَةُ أَحۡيَيۡنَٰهَا وَأَخۡرَجۡنَا مِنۡهَا حَبّٗا فَمِنۡهُ يَأۡكُلُونَ ٣٣
Yüce Allah bununla onlara, ölüleri dirilttiğine dair bir tembihte bulunup tevhidini ve kudretinin kemâlini hatırlattı ki bu da ölü toprağa hayat verip ondan dane çıkarmasıdır. (Kurtubî, 17/440.)
Soru: Sözün burasında ölü toprağın diriltilmesini hatırlatmadaki fayda nedir?
سُبۡحَٰنَ ٱلَّذِي خَلَقَ ٱلۡأَزۡوَٰجَ كُلَّهَا مِمَّا تُنۢبِتُ ٱلۡأَرۡضُ وَمِنۡ أَنفُسِهِمۡ وَمِمَّا لَا يَعۡلَمُونَ ٣٦
Bu, şahit oldukları onca âyetlerle beraber küfre saplanmalarına karşılık onların bu hâli için bir şaşkınlık ifadesidir. Bir şey hakkında şaşkınlık hisseden kimse “Subhanallah!” der. (Kurtubî, 17/441.)
Soru: İnsan bir şey hakkında şaşırdığı zaman ne der?
وَءَايَةٞ لَّهُمُ ٱلَّيۡلُ نَسۡلَخُ مِنۡهُ ٱلنَّهَارَ فَإِذَا هُم مُّظۡلِمُونَ ٣٧ وَٱلشَّمۡسُ تَجۡرِي لِمُسۡتَقَرّٖ لَّهَاۚ ذَٰلِكَ تَقۡدِيرُ ٱلۡعَزِيزِ ٱلۡعَلِيمِ ٣٨ وَٱلۡقَمَرَ قَدَّرۡنَٰهُ مَنَازِلَ حَتَّىٰ عَادَ كَٱلۡعُرۡجُونِ ٱلۡقَدِيمِ ٣٩ لَا ٱلشَّمۡسُ يَنۢبَغِي لَهَآ أَن تُدۡرِكَ ٱلۡقَمَرَ وَلَا ٱلَّيۡلُ سَابِقُ ٱلنَّهَارِۚ وَكُلّٞ فِي فَلَكٖ يَسۡبَحُونَ ٤٠
Tüm bunlar yaratıcı olan Allah’ın ve vasıflarının azametine açık bir delil ve muhteşem bir burhandır. Özellikle bu noktada kudret, hikmet ve ilim vasıflarına dair deliller vardır. (Tefsîru’s-Sa‘dî, 696.)
Soru: Bu âyetlerin delâlet ettiği Yüce Allah’ın en bariz ilâhlık vasıfları hangileridir?
وَٱلشَّمۡسُ تَجۡرِي لِمُسۡتَقَرّٖ لَّهَاۚ ذَٰلِكَ تَقۡدِيرُ ٱلۡعَزِيزِ ٱلۡعَلِيمِ ٣٨
Gezegenlerin seyrindeki düzene taalluk etmesi hasebiyle mânaların uyuşmasından dolayı (العزيز العليم) “Azîz ve Alîm” vasıfları zikredildi. Kudret, gezegeni emrine amade kılmasına; ilim ise dakik ve harika düzene münasip düşmüştür. (İbn Âşûr, 23/21.)
Soru: Âyet-i kerîmenin (العزيز العليم) “Azîz ve Alîm” olarak bu iki vasıfla bitirilmesinin sebebi nedir?