Kuran
ﮯ
ﱎ
٤ ٤ ﭞ ﭟ ﭠ ﭡ ﭢ ﭣ ﭤ ﭥ ﭦ ﭧ ﭨ
ﭩ ﭪ ﭫ ﭬ ٥ ٥ ﭮ ﭯ ﭰ ﭱ ﭲ
ﭳ ﭴ ﭵ ﭶ ﭷ ﭸ ﭹ ﭺ ﭻ ٦ ٦ ﭽ
ﭾ ﭿ ﮀ ﮁ ﮂ ﮃ ﮄ ﮅ ﮆ ﮇ
ﮈ ﮉ ﮊ ٧ ٧ ﮌ ﮍ ﮎ ﮏ ﮐ ﮑ ﮒ ﮓ ﮔ
ﮕ ﮖ ﮗ ﮘ ﮙ ﮚ ﮛ ﮜ ﮝ ﮞ ﮟ ﮠ
ﮡ ﮢ ﮣ ﮤ ﮥ ﮦ ﮧ ٨ ٨ ﮩ ﮪ ﮫ
ﮬ ﮭ ﮮ ﮯ ﮰ ﮱ ﯓ ﯔ ﯕ ﯖ
ﯗ ﯘ ﯙ ﯚ ﯛ ٩ ٩ ﯝ ﯞ ﯟ ﯠ ﯡ ﯢ ﯣ ﯤ
ﯥ ﯦ ﯧ ﯨ ﯩ ﯪ ﯫ ﯬ ﯭ
ﯮ ﯯ ﯰ ﯱ ﯲ ﯳ ﯴ ﯵ ﯶ ﯷ
١٠ ١٠ ﯹ ﯺ ﯻ ﯼ ﯽ ﯾ ﯿ ﰀ ﰁ ﰂ ﰃ
ﰄ ﰅ ﰆ ﰇ ﰈ ﰉ ﰊ ﰋ ﰌ ﰍ ﰎ ﰏ ﰐ
ﰑ ﰒ ﰓ ﰔ ﰕ ﰖ ﰗ ﰘ ﰙ ﰚ ﰛ ﰜ ﰝ ١١ ١١
يَٰٓأَيُّهَا ٱلنَّاسُ إِنَّ وَعۡدَ ٱللَّهِ حَقّ
O’nun vaadi hak olduğuna göre, haydi onun için hazırlıklı olun. Değerli vakitlerinizi sâlih amellerle geçirmek için kalkın. Hiçbir engelleyici sizi bu yoldan alıkoymasın. (Tefsîru’s-Sa‘dî, 685.)
Soru: Allah’ın β vaadinin hak olduğunu öğrendiğine göre artık ne yapman gerekir?
يَٰٓأَيُّهَا ٱلنَّاسُ إِنَّ وَعۡدَ ٱللَّهِ حَقّٞۖ فَلَا تَغُرَّنَّكُمُ ٱلۡحَيَوٰةُ ٱلدُّنۡيَا وَلَا يَغُرَّنَّكُم بِٱللَّهِ ٱلۡغَرُورُ ٥
Saîd b. Cübeyr der ki: “Dünya hayatının aldatması; onun nimet ve lezzetleriyle meşgul olup âhiret amellerinden geri kalmaktır. Tâ ki kişi sonunda (يا ليتني قدمت لحياتي) “Keşke hayatım için, (önceden bir şeyler) takdim edebilseydim.” der.” (Fecr, 89/24.) (Kurtubî, 17/346.)
Soru: Dünya hayatı ile aldanmanın nasıl olduğunu açıkla.
يَٰٓأَيُّهَا ٱلنَّاسُ إِنَّ وَعۡدَ ٱللَّهِ حَقّٞۖ فَلَا تَغُرَّنَّكُمُ ٱلۡحَيَوٰةُ ٱلدُّنۡيَا وَلَا يَغُرَّنَّكُم بِٱللَّهِ ٱلۡغَرُورُ ٥
Bu âyet iki tür aldanmayı içermektedir:
a- Kişinin, nefsinden yana aldatılmasıdır. Bu dünyada kendisi için hayır olduğunu zannettiği ve âkıbetine bakmadığı çekici ve etkileyici görüntülerin nefsine süslü gösterilmesidir. Öyle ki başlangıçta bunların zararları kendisine kapalı kalır ve bunun şeytandan olduğunu düşünmez.
b- Kendisinin şeytan tarafından aldatılmasıdır. Aynı şekilde şu dünyadaki tüm aldanmaların bir kısmı kişinin nefsinden kaynaklanırken diğer kısmı ise insî ve cinnî şeytanlardan kaynaklanmaktadır. (İbn Âşûr, 22/259.)
Soru: Âyet-i kerîme iki aldanmadan sakındırmıştır. Bunlar hangileridir?
إِنَّ ٱلشَّيۡطَٰنَ لَكُمۡ عَدُوّٞ فَٱتَّخِذُوهُ عَدُوًّاۚ إِنَّمَا يَدۡعُواْ حِزۡبَهُۥ لِيَكُونُواْ مِنۡ أَصۡحَٰبِ ٱلسَّعِيرِ ٦
Şeytanın düşmanlığı hilkati gereği olup kendisini affedene bile düşmanlığını esirgemeyince Yüce Allah onu ancak düşman olarak tanımamızı emretmektedir. Çünkü o düşman kabul edilmediğinde Müslüman onun kuracağı tuzak ve aldatmaları gözetleyip de ona göre önlemini alamaz. Şeytanı düşman kabul etmenin gereklerinden biri de sâlih amelden nefret ettiği için onun kışkırttığı şeyin aksine amel etmek gerekir ki tuzaklarından kaçınılmış olsun. (İbn Âşûr, 22/261.)
Soru: Neden Yüce Allah, şeytanı mutlak anlamda düşman edinmemizi emretti de affedip bağışlamayı emretmedi?
إِنَّ ٱلشَّيۡطَٰنَ لَكُمۡ عَدُوّٞ فَٱتَّخِذُوهُ عَدُوًّاۚ إِنَّمَا يَدۡعُواْ حِزۡبَهُۥ لِيَكُونُواْ مِنۡ أَصۡحَٰبِ ٱلسَّعِيرِ ٦
Yani Allah’a itaat etmek suretiyle onu (İblîs’i) düşman edinin ve ona itaat etmeyin. Fudayl b. İyâd şöyle derdi: “Ey yalancı ve müfteri; gizlide arkadaşı olduğun hâlde alenen şeytana sövme.” İbn Semmâk der ki: “İhsanını bilmesine rağmen muhsin olana karşı çıkana, düşmanlığını bilmesine rağmen lanetlenmiş şeytana itaat edene şaşarım!” (Kurtubî, 17/347.)
Soru: Allah’ın düşmanı olan İblîs’e, Allah’ın emrettiği şekilde nasıl düşmanlık yapabilirsin?
مَن كَانَ يُرِيدُ ٱلۡعِزَّةَ فَلِلَّهِ ٱلۡعِزَّةُ جَمِيعًاۚ
Yani ey izzeti isteyen kimse, onu elinde bulundurandan iste. Zira izzet, Allah’ın elindedir. Ona da ancak Allah’a itaat ederek ulaşabilirsin.
Soru: İzzetin tümünün Allah’ın elinde olduğunu bilmesinden Müslüman ne fayda temin eder?
مَن كَانَ يُرِيدُ ٱلۡعِزَّةَ فَلِلَّهِ ٱلۡعِزَّةُ جَمِيعًاۚ
Âyet-i kerîmenin üç mânaya gelmesi muhtemeldir:
a- (Güçlü olan mâna şudur:) Her kim izzete ulaşmayı istiyorsa onu Allah katında arayıp istesin. Çünkü izzetin tümü Allah’a aittir.
b- Her kim izzeti İslâm’ın galebesinde istiyorsa, yine izzetin tümü Allah’a aittir.
c- Her kim izzetin kime ait olduğunu öğrenmek istiyorsa, bilsin ki izzetin tümü Allah’a aittir. (İbn Cüzeyy, 2/212.)
Soru: İzzete talip olan kimse için, Yüce Allah izzetin yolunu belirtmiştir. Bu yol nedir?