Kuran

Sonuç bulunamadı
Sonuç bulunamadı
Sonuç bulunamadı

ﮮ

ﱎ

Surah Header

ﮮ

ﭦﭛﭣﭤ
ﭑ ﭒ ﭓ ﭔ ﭕ ﭖ ﭗ ﭘ ﭙ ﭚ ﭛ ﭜ
ﭝ ﭞ ﭟ ﭠ ﭡ ﭢ ١ ١
ﭤ ﭥ ﭦ ﭧ ﭨ ﭩ
ﭪ ﭫ ﭬ ﭭ ﭮ ﭯ ﭰ ﭱ ﭲ ﭳ ﭴ
ﭵ ﭶ ٢ ٢
ﭸ ﭹ ﭺ ﭻ ﭼ ﭽ ﭾ
ﭿ ﮀ ﮁ ﮂ ﮃ ﮄ ﮅ ﮆ ﮇ ﮈ ﮉ
ﮊ ﮋ ﮌ ﮍ ﮎ ﮏ ﮐ ﮑ ﮒ ﮓ
ﮔ ﮕ ﮖ ﮗ ﮘ ﮙ ٣ ٣
ﮛ ﮜ
ﮝ ﮞ ﮟ ﮠ ﮡ ﮢ ﮣ ﮤ
ﮥ ٤ ٤
ﮧ ﮨ ﮩ ﮪ ﮫ ﮬ
ﮭ ﮮ ﮯ ﮰ ﮱ ٥ ٥
ﯔ ﯕ ﯖ ﯗ
ﯘ ﯙ ﯚ ﯛ ﯜ ﯝ ﯞ ﯟ ﯠ ﯡ
ﯢ ﯣ ٦ ٦
ﯥ ﯦ ﯧ ﯨ ﯩ ﯪ ﯫ
ﯬ ﯭ ﯮ ﯯ ﯰ ﯱ ﯲ ﯳ ﯴ ٧ ٧
428
سورة سبإ Ayetler 0 - 1

ٱلۡحَمۡدُ لِلَّهِ ٱلَّذِي لَهُۥ مَا فِي ٱلسَّمَٰوَٰتِ وَمَا فِي ٱلۡأَرۡضِ

Yüce Allah’ın ulûhiyyette birliğinin ve hamdi gerektiren yüce vasıflarının delillerini kapsadığı için bu sûre Yüce Allah’a hamd ile başlamıştır. Aynı şekilde âyet hamdin O’na has olduğunu haber vermektedir. (İbn Âşûr, 22/135.)
Soru: Sebe’ sûresinin hamd ile başlama sebebi nedir?

سورة سبإ Ayetler 0 - 1

ٱلۡحَمۡدُ لِلَّهِ ٱلَّذِي لَهُۥ مَا فِي ٱلسَّمَٰوَٰتِ وَمَا فِي ٱلۡأَرۡضِ

Bu geçişte müşriklerin nankörlüğüne işaret vardır. Onlar öyle şeyleri yücelttiler ki o yücelttiklerinin şu kâinatta en ufak etkileri yoktur. Aynı şekilde etraflarında dönüp bitenleri algılayabilecekleri en küçük bir bilinçleri bile yoktur. Buna karşın (o putların) mâlikine hamdetmeyi unuttular. (İbn Âşûr, 22/136.)
Soru: Âyet-i kerîmedeki mevsulün sılasının (Kendisinden sonra gelen ve sıla cümlesi denen cümleyi açıklayan isimlere “ism-i mevsul” denir. (Mütercim).) (geçişinin) faydası nedir?

سورة سبإ Ayetler 0 - 1

وَلَهُ ٱلۡحَمۡدُ فِي ٱلۡأٓخِرَةِۚ

Çünkü âhirette, dünyadayken O’na hamdedenler için dünyada olmayan övgüler olacaktır. Zira Yüce Allah, tüm kulları arasında hükmettiği zaman, tüm insanlar ve yaratılmışlar da O’nun hükmünü, adâletinin kemâlini ve o hükümdeki hikmetini gördüklerinde, hepsi bu gördüklerinden dolayı O’na hamdedeceklerdir. Hatta ceza ehli bile ateşe girecekleri zaman verilen hükümden dolayı kalpleri hamdle dolu, aldıkları bu hükmün işledikleri yüzünden başlarına geldiğini bilerek ve onlara verdiği cezada Allah’ın adâletli olduğunu kabul eder bir şekilde girerler. (Tefsîru’s-Sa‘dî, 674.)
Soru: Yüce Allah hamdi neden âhirete has kıldı?

سورة سبإ Ayetler 0 - 3

عَٰلِمِ ٱلۡغَيۡبِۖ لَا يَعۡزُبُ عَنۡهُ مِثۡقَالُ ذَرَّةٖ فِي ٱلسَّمَٰوَٰتِ وَلَا فِي ٱلۡأَرۡضِ وَلَآ أَصۡغَرُ مِن ذَٰلِكَ وَلَآ أَكۡبَرُ إِلَّا فِي كِتَٰبٖ مُّبِينٖ ٣

(لا يعزب عنه) “O’ndan gizli kalmaz,” yani her şey O’nun ilmi dâhilindedir. Hiçbir şey O’na kapalı kalmaz. Büyük şeyler yok olsa da parça parça olup lime lime olsa da Yüce Allah onun nereye gittiğini, parçalarının nereye saçıldığını bilir. Sonra onları ilk yarattığı hâline çevirir. Muhakkak ki O her şeyi bilendir. (İbn Kesîr, 3/504.)
Soru: Yüce Allah neden dirilişten bahsettikten sonra zatını (عالم الغيب) “gaybı bilen” şeklinde vasıflandırmıştır?

سورة سبإ Ayetler 0 - 6

وَيَرَى ٱلَّذِينَ أُوتُواْ ٱلۡعِلۡمَ ٱلَّذِيٓ أُنزِلَ إِلَيۡكَ مِن رَّبِّكَ هُوَ ٱلۡحَقَّ

Burada (يعلم) “bilir” yerine (يرى) “görür” fiili kullanılmıştır. Çünkü burada, elde edilen bilginin, bilinmesi zaruri olan ve gözle görülenler mesabesindeki yakînî ilim olduğuna dikkat çekmek istenmesinden dolayı böyledir. (İbn Âşûr, 22/145.)
Soru: Neden âyet-i kerîmede (يعلم) “bilir” yerine (يرى) “görür” fiili kullanılmıştır?

سورة سبإ Ayetler 0 - 6

وَيَرَى ٱلَّذِينَ أُوتُواْ ٱلۡعِلۡمَ ٱلَّذِيٓ أُنزِلَ إِلَيۡكَ مِن رَّبِّكَ هُوَ ٱلۡحَقَّ وَيَهۡدِيٓ إِلَىٰ صِرَٰطِ ٱلۡعَزِيزِ ٱلۡحَمِيدِ ٦

Burada diğer güzel isimlerin yerine (العزيز الحميد) “mutlak galip ve övgüye lâyık olan” mânasındaki isimlerin kullanılması, müminlerin Kur’ân’ın hak ve hidâyet kaynağı olduğuna iman ettiklerinde, bu iman ile onun (Kur’ân’ın) izzete götüren bir yol olduğunu hissettiklerine işaret içindir. (İbn Âşûr, 22/146.)
Soru: Âyet-i kerîmede (العزيز الحميد) “mutlak galip ve övgüye lâyık olan” vasıflarının tercih edilmesindeki fayda nedir?

سورة سبإ Ayetler 0 - 7

وَقَالَ ٱلَّذِينَ كَفَرُواْ هَلۡ نَدُلُّكُمۡ عَلَىٰ رَجُلٖ يُنَبِّئُكُمۡ إِذَا مُزِّقۡتُمۡ كُلَّ مُمَزَّقٍ إِنَّكُمۡ لَفِي خَلۡقٖ جَدِيدٍ ٧

Soru: Şayet desen ki “Rasûlullah ﷺ Kureyş içerisinde bilinen biriydi, onun dirilişten haber vermesi de onlar arasında yaygındı. O hâlde onların, (هل ندلكم على رجل ) “yeniden dirileceğinizi söyleyerek haber veren kişiyi gösterelim mi?” sözlerinin mânası neydi? Ki burada onu ﷺ bir yabancı gibi gösterip, bilinmeyen bir konuda, bilinmeyen bir kimseyi tarif eder gibi tarif ettiler.” Cevap: Derim ki: “Onlar Nebî’yi ﷺ ve getirdiği davayı bilmezlikten gelip gülüp eğlenmek için böyle davrandılar.” (Kurtubî, 17/257.)
Soru: Neden onlar Nebî’nin ﷺ getirdiği mesajı, kendisini (يعرج) “bir kişi” diye vasıflandırarak bilmezlikten geldiler?