Kuran
ﮎ
ﰻ
ﭞ ﭟ ﭠ ﭡ ﭢ ﭣ ﭤ ﭥ ﭦ
ﭧ ﭨ ﭩ ﭪ ﭫ ﭬ ﭭ ﭮ ﭯ ﭰ ﭱ
ﭲ ﭳ ﭴ ﭵ ﭶ ﭷ ﭸ ﭹ
ﭺ ﭻ ﭼ ﭽ ﭾ ﭿ ﮀ ﮁ ﮂ ﮃ ﮄ ﮅ
ﮆ ﮇ ﮈ ﮉ ﮊ ٢٥٣ ٢٥٣ ﮌ ﮍ ﮎ ﮏ
ﮐ ﮑ ﮒ ﮓ ﮔ ﮕ ﮖ ﮗ ﮘ ﮙ ﮚ ﮛ ﮜ
ﮝ ﮞ ﮟ ﮠ ﮡ ٢٥٤ ٢٥٤ ﮣ ﮤ ﮥ ﮦ ﮧ
ﮨ ﮩ ﮪ ﮫ ﮬ ﮭ ﮮ ﮯ ﮰ ﮱ ﯓ ﯔ ﯕ
ﯖ ﯗ ﯘ ﯙ ﯚ ﯛ ﯜ ﯝ ﯞ ﯟ ﯠ ﯡ ﯢ
ﯣ ﯤ ﯥ ﯦ ﯧ ﯨ ﯩ ﯪ ﯫ ﯬ ﯭ ﯮ
ﯯ ﯰ ﯱ ﯲ ﯳ ﯴ ﯵ ﯶ ﯷ ﯸ ﯹ ﯺ
ﯻ ﯼ ﯽ ٢٥٥ ٢٥٥ ﯿ ﰀ ﰁ ﰂ ﰃ ﰄ ﰅ ﰆ ﰇ
ﰈ ﰉ ﰊ ﰋ ﰌ ﰍ ﰎ ﰏ ﰐ
ﰑ ﰒ ﰓ ﰔ ﰕ ﰖ ﰗ ﰘ ﰙ ٢٥٦ ٢٥٦
تِلۡكَ ٱلرُّسُلُ فَضَّلۡنَا بَعۡضَهُمۡ عَلَىٰ بَعۡضٖۘ مِّنۡهُم مَّن كَلَّمَ ٱللَّهُۖ وَرَفَعَ بَعۡضَهُمۡ دَرَجَٰتٖۚ
Bilindiği gibi rasûller birbirinden üstün olabilirler. Bazen kendilerine indirilen kitaplarla, bazen doğruluklarına delâlet eden âyetlerle ve mûcizelerle, bazen şeriatlarıyla ve getirdikleri ilim ve amel ile, bazen de kendi ümmetleriyle üstünlük sağlarlar. İbn Teymiyye, 1/578-579.
Soru: Rasûllerin birbirlerine olan üstünlük yönlerinden bazılarını zikret.
وَٱلۡكَٰفِرُونَ هُمُ ٱلظَّٰلِمُونَ ٢٥٤
Atâ b. Dînâr der ki: “Yüce Allah’a hamdolsun ki (والكافرون هم الظالمون) ‘İnkâr edenler (kâfirler) zalimlerin ta kendileridir.’ dedi de ‘Zalimler kâfirlerin ta kendileridir.’ demedi.” Kurtubî, 4/262.
Soru: Atâ b. Dînar’ın âyet-i kerîmeyi nasıl tefsir ettiğini açıkla.
ٱللَّهُ لَآ إِلَٰهَ إِلَّا هُوَ ٱلۡحَيُّ ٱلۡقَيُّومُۚ لَا تَأۡخُذُهُۥ سِنَةٞ وَلَا نَوۡمٞۚ
Bu âyette Yüce Allah uykuyu kendinden nefyetti, çünkü o (uyku) bir kusurdur. Allah ise kusurlardan münezzehtir. el-Beğavî, 1/269.
Soru: Neden Yüce Allah kendinden uykunun en azını dahi nefyetmiştir?
ٱللَّهُ لَآ إِلَٰهَ إِلَّا هُوَ ٱلۡحَيُّ ٱلۡقَيُّومُۚ لَا تَأۡخُذُهُۥ سِنَةٞ وَلَا نَوۡمٞۚ لَّهُۥ مَا فِي ٱلسَّمَٰوَٰتِ وَمَا فِي ٱلۡأَرۡضِۗ مَن ذَا ٱلَّذِي يَشۡفَعُ عِندَهُۥٓ إِلَّا بِإِذۡنِهِۦۚ يَعۡلَمُ مَا بَيۡنَ أَيۡدِيهِمۡ وَمَا خَلۡفَهُمۡۖ وَلَا يُحِيطُونَ بِشَيۡءٖ مِّنۡ عِلۡمِهِۦٓ إِلَّا بِمَا شَآءَۚ وَسِعَ كُرۡسِيُّهُ ٱلسَّمَٰوَٰتِ وَٱلۡأَرۡضَۖ وَلَا ئَودُهُۥ حِفۡظُهُمَاۚ وَهُوَ ٱلۡعَلِيُّ ٱلۡعَظِيمُ ٢٥٥
Bu âyet-i kerîme Kur’ân âyetlerinin en yücesi, en faziletlisidir. Bunun sebebi, içinde yüce konuları ve yüce sıfatları ihtiva etmesidir. Bundan dolayı, sabah-akşam, uyurken ve farz namazların ardından bu âyeti okumaya teşvik eden birçok hadis vârit olmuştur.Tefsîru’s-Sa‘dî, 110.
Soru: Neden gece ve gündüzün muhtelif vakitlerinde Âyetü’l-kürsî’yi okumak meşru kılınmıştır. Ve neden Allah’ın Kitabı’ndaki en yüce âyet olmuştur?
مَن ذَا ٱلَّذِي يَشۡفَعُ عِندَهُۥٓ إِلَّا بِإِذۡنِهِۦۚ
Yüce Allah’ın azametinden, yüceliğinden ve kibriyâsından dolayı hiç kimse -şefaat etme hususunda O’nun izni olmadan- O’nun yanında herhangi birine şefaat etmeye kalkışamaz. İbn Kesîr, 1/292.
Soru: Şefaat etmek isteyen kişi için Yüce Allah’ın izninin şart olması neye delâlet ediyor?
لَآ إِكۡرَاهَ فِي ٱلدِّينِۖ
Çünkü dine zorlamaya ihtiyaç yoktur. Çünkü zorlama ancak sınırları belirsiz, etkileri pek bilinmeyen veya nefislerin şiddetle kerih gördüğü işlerde olur. Hak dine ve dosdoğru yola gelince, onun sınırları akıllar tarafından bilinmiştir, yolları açık, buyrukları, beyanı nettir; binaenaleyh bu hususta doğru, yanlıştan ayrılmıştır. Muvaffak olmuş kişi göz ucuyla süzse hemen bu dini seçip diğer dinlere tercih eder. Kastı kötü, niyeti fâsit/bozuk kişiliğe sahip olana gelince; o, hakkı gördükten sonra bâtılı hakka tercih eder, güzeli görünce de çirkine meyleder. İşte bu sebeple Yüce Allah’ın böyle bir kişiyi dine zorlamasına ihtiyacı yoktur. Çünkü böyle bir kişiden olumlu bir netice çıkmayacağı gibi kendisinde bir fayda da hâsıl olmayacaktır. Dolayısıyla böyle mükreh olan (zorlanan kişinin) imanı sahih değildir. Tefsîru’s-Sa‘dî, 111.
Soru: Neden insanları dine zorlamaya ihtiyaç duyulmamıştır?
فَمَن يَكۡفُرۡ بِٱلطَّٰغُوتِ وَيُؤۡمِنۢ بِٱللَّهِ فَقَدِ ٱسۡتَمۡسَكَ بِٱلۡعُرۡوَةِ ٱلۡوُثۡقَىٰ لَا ٱنفِصَامَ لَهَاۗ وَٱللَّهُ سَمِيعٌ عَلِيمٌ ٢٥٦
Tâğûtu inkâr ve Allah’a iman etmek, dil ile söylenen ve kalp ile tasdik edilen hususlardan olunca, Yüce Allah’ın sıfatlarından (سميع) “her şeyi işiten” buyruğunun dil ile söylenenler için, (عليم) “her şeyi bilen” buyruğunun da kalp ile inanılanlar için gelmesi ne güzeldir!
Soru: Âyet-i kerîmenin Yüce Allah’ın (سميع) “her şeyi işiten” ve (عليم) “her şeyi bilen” sıfatlarıyla sonlanmasındaki sır nedir?