Kuran
ﮢ
ﱉ
ﭚ ﭛ ﭜ ﭝ ﭞ ﭟ ﭠ ﭡ ﭢ ﭣ ﭤ
ﭥ ﭦ ﭧ ﭨ ﭩ ﭪ ﭫ ﭬ ﭭ
ﭮ ﭯ ٧٣ ٧٣ ﭱ ﭲ ﭳ ﭴ ﭵ ﭶ ﭷ ﭸ
ﭹ ﭺ ٧٤ ٧٤ ﭼ ﭽ ﭾ ﭿ ﮀ
ﮁ ﮂ ﮃ ﮄ ﮅ ﮆ ﮇ ٧٥ ٧٥ ﮉ ﮊ ﮋ
ﮌ ﮍ ﮎ ﮏ ﮐ ﮑ ﮒ ﮓ ٧٦ ٧٦ ﮕ
ﮖ ﮗ ﮘ ﮙ ﮚ ﮛ
ﮜ ﮝ ﮞ ﮟ ﮠ ٧٧ ٧٧ ﮢ ﮣ
ﮤ ﮥ ﮦ ﮧ ﮨ ﮩ ﮪ ﮫ ﮬ
ﮭ ﮮ ﮯ ﮰ ﮱ ﯓ ﯔ ﯕ ﯖ ﯗ ﯘ
ﯙ ﯚ ﯛ ﯜ ﯝ ﯞ ﯟ ﯠ ﯡ
ﯢ ﯣ ﯤ ﯥ ﯦ ﯧ ﯨ ﯩ ﯪ
ﯫ ﯬ ﯭ ﯮ ﯯ ﯰ ﯱ ﯲ ﯳ ٧٨ ٧٨
ﮣ
مَا قَدَرُواْ ٱللَّهَ حَقَّ قَدۡرِهِۦٓۚ إِنَّ ٱللَّهَ لَقَوِيٌّ عَزِيزٌ ٧٤
(ما قدروا ٱلله حق قدره) “Allah’ın kadrini hakkıyla bilemediler.” buyruğunda Rabbimiz der ki: “İbadette putları Yüce Allah için ortak kılanlar, Yüce Allah’ı hakkıyla tâzim etmediler. Onlar ibadeti O’na halis kılmadıkları gibi O’nu hakkıyla da tanımadılar.” Bu tabir Arapların şu sözünden alınmıştır: “Falan kişinin kadrini bilemedim.” O kimsenin hakkında işlediği kusurdan dolayı bu şekilde hitapta bulunurlar ki bununla onu tâzim etmek isterler. (Taberî, 18/286.)
Soru: Kabirlerde tavaf eden, onlar için kurban kesen veya ona doğru namaz kılan kimse Yüce Allah’ı hakkıyla tâzim etmemiştir. Âyet-i kerîmeden yola çıkarak bunu izah et.
ٱللَّهُ يَصۡطَفِي مِنَ ٱلۡمَلَٰٓئِكَةِ رُسُلٗا وَمِنَ ٱلنَّاسِۚ إِنَّ ٱللَّهَ سَمِيعُۢ بَصِيرٞ ٧٥
Yüce Allah meleklerden Cebrâil’i, insanlardan ise Muhammed’i ﷺ seçmiştir. (İbn Teymiyye, 4/444.)
Soru: Âyet-i kerîmeden yola çıkarak Nebî’nin ﷺ faziletini/üstünlüğünü açıkla.
يَٰٓأَيُّهَا ٱلَّذِينَ ءَامَنُواْ ٱرۡكَعُواْ وَٱسۡجُدُواْۤ وَٱعۡبُدُواْ رَبَّكُمۡ وَٱفۡعَلُواْ ٱلۡخَيۡرَ لَعَلَّكُمۡ تُفۡلِحُونَ۩ ٧٧
Âdeta bir azap gibi kalplere işleyen hüccetlerin, delillerin ve kötü amellerin müşriklere tastamam aktarılıp bildirilmesinin ardından sûre, amelleri düzeltecek ve konumlarını yükseltecek buyruklarla müminlere hitapla sonlandırılmıştır. Bu tertipte inanç esaslarını düzeltmenin amelleri düzeltmekten önce geldiğine işaret vardır. (İbn Âşûr, 17/345.)
Soru: İtikadı düzeltmek amelleri düzeltmekten önce gelir. Âyet-i kerîmelerden yola çıkarak bunu açıkla.
يَٰٓأَيُّهَا ٱلَّذِينَ ءَامَنُواْ ٱرۡكَعُواْ وَٱسۡجُدُواْۤ وَٱعۡبُدُواْ رَبَّكُمۡ وَٱفۡعَلُواْ ٱلۡخَيۡرَ لَعَلَّكُمۡ تُفۡلِحُونَ۩ ٧٧
“Rükû” ve “secde”lerden kasıt namazdır. Namazın en büyük rükünleri olduğu için namaz fiilleri arasında özellikle zikredilmiştir ki bu iki fiille teslimiyet ve kulluk izhar edilir. (İbn Âşûr, 17/346.)
Soru: Âyet-i kerîme namazdaki fiiller arasından neden özellikle rükû ve secdeyi zikretmiştir?
يَٰٓأَيُّهَا ٱلَّذِينَ ءَامَنُواْ ٱرۡكَعُواْ وَٱسۡجُدُواْۤ وَٱعۡبُدُواْ رَبَّكُمۡ وَٱفۡعَلُواْ ٱلۡخَيۡرَ لَعَلَّكُمۡ تُفۡلِحُونَ۩ ٧٧
(و اعبدوا ربكم) “Rabbinize ibadet edin” kavli, rükû ve secde ile tabir edilen namaz ibadetinin zikredilmesinden sonra ibadetlerle ilgili genel bir buyruktur. En önemli ibadetlerden olduğu için Yüce Allah onu (namazı) önce zikretmiştir. (İbn Cüzeyy, 2/65.)
Soru: Namaz genel ibadetlere dâhil olmasına rağmen neden öncelikle zikredilmiştir?
وَجَٰهِدُواْ فِي ٱللَّهِ حَقَّ جِهَادِهِۦۚ
“Cihad,” istenen bir şeyi elde etmek için bütün gücün ortaya konulmasıdır. Allah yolunda cihad etmek ise, Yüce Allah’ın emirlerini tam bir şekilde yerine getirmek ve nasihat, talim, savaş, edeplendirme, azarlama ve vaaz gibi buna ulaştıran her yolla kulları O’nun yoluna davet etmektir. (Tefsîru’s-Sa‘dî, 547.)
Soru: Cihad, “sadece düşmanı defetmek için silah kullanmak” ile mi sınırlıdır?
هُوَ ٱجۡتَبَىٰكُمۡ وَمَا جَعَلَ عَلَيۡكُمۡ فِي ٱلدِّينِ مِنۡ حَرَجٖۚ
Yüce Allah mutlak ve kesin bir ifadeyle nefyederek, din hususunda bizlere hiçbir zorluğun olmadığını haber vermektedir. Bundan sonra her kim çıkıp da Allah ve Rasûlünün emrettiklerinde zerre-i miskal bir zorluğun olduğuna inanırsa şüphesiz ki o kişi, Allah ve Rasûlünü yalanlamış olur. Bu böyleyken emredilen şeyin fesat ve zarar olduğunu, bizim için hiçbir yararın ve maslahatın olmadığını düşünenin durumu nasıl olur!
Soru: Yüce Allah’ın emrettiklerinde hiçbir zorluk veya zarar yoktur. Âyet-i kerîmeden yola çıkarak bunu açıkla.