Kuran
ﮎ
ﰺ
ﭛ ﭜ ﭝ ﭞ ﭟ ﭠ ﭡ ﭢ ﭣ ﭤ ﭥ
ﭦ ﭧ ﭨ ﭩ ﭪ ﭫ ﭬ ٢١٦ ٢١٦ ﭮ ﭯ ﭰ
ﭱ ﭲ ﭳ ﭴ ﭵ ﭶ ﭷ ﭸ ﭹ ﭺ ﭻ ﭼ
ﭽ ﭾ ﭿ ﮀ ﮁ ﮂ ﮃ ﮄ
ﮅ ﮆ ﮇ ﮈ ﮉ ﮊ ﮋ ﮌ ﮍ ﮎ ﮏ
ﮐ ﮑ ﮒ ﮓ ﮔ ﮕ ﮖ ﮗ ﮘ
ﮙ ﮚ ﮛ ﮜ ﮝ ﮞ ﮟ ﮠ
ﮡ ﮢ ﮣ ﮤ ﮥ ﮦ ﮧ ﮨ
ﮩ ﮪ ﮫ ﮬ ﮭ ٢١٧ ٢١٧ ﮯ ﮰ ﮱ ﯓ
ﯔ ﯕ ﯖ ﯗ ﯘ ﯙ ﯚ ﯛ
ﯜ ﯝ ﯞ ﯟ ﯠ ٢١٨ ٢١٨ ﯢ ﯣ ﯤ ﯥ ﯦ ﯧ
ﯨ ﯩ ﯪ ﯫ ﯬ ﯭ ﯮ ﯯ
ﯰ ﯱ ﯲ ﯳ ﯴ ﯵ ﯶ ﯷ ﯸ ﯹ ﯺ
ﯻ ﯼ ﯽ ﯾ ﯿ ﰀ ٢١٩ ٢١٩
كُتِبَ عَلَيۡكُمُ ٱلۡقِتَالُ وَهُوَ كُرۡهٞ لَّكُمۡۖ وَعَسَىٰٓ أَن تَكۡرَهُواْ شَيۡٔاً وَهُوَ خَيۡرٞ لَّكُمۡۖ وَعَسَىٰٓ أَن تُحِبُّواْ شَيۡٔاً وَهُوَ شَرّٞ لَّكُمۡۚ
Buradaki hoşlanmama; mal sıkıntısı, nefis meşakkati ve canın tehlikeye girmesi gibi sebeplerden dolayı tabiatın bundan hoşlanmamasıdır. Yoksa Allah’ın emrini çirkin gördükleri anlamına gelmez. el-Beğavî, 1/203.
Soru: Allah yolunda savaşmak müminler için nasıl çirkin karşılanır?
وَعَسَىٰٓ أَن تَكۡرَهُواْ شَيۡٔاً وَهُوَ خَيۡرٞ لَّكُمۡۖ
Savaşmayı, düşmana karşı yardım ve zafer takip eder. Zira onların beldelerini, mallarını, zürriyetlerini ve evlâtlarını istila etmek vardır. İbn Kesîr, 1/239.
Soru: Zâhiri meşakkat ve elem olmasına rağmen savaş nasıl daha hayırlı olabilir?
وَعَسَىٰٓ أَن تُحِبُّواْ شَيۡٔاً وَهُوَ شَرّٞ لَّكُمۡۚ
Savaştan geri durup oturmayı, bazen düşmanın beldeleri istila etmeleri ve hâkimiyetleri takip edebilir. İbn Kesîr, 1/239.
Soru: Toplum bazen savaşı terk ettikleri için sevinebilirler. Ancak bu onlar için bir şer olur. Bu nasıl olur?
يَسۡٔلُونَكَ عَنِ ٱلشَّهۡرِ ٱلۡحَرَامِ قِتَالٖ فِيهِۖ قُلۡ قِتَالٞ فِيهِ كَبِيرٞۚ وَصَدٌّ عَن سَبِيلِ ٱللَّهِ وَكُفۡرُۢ بِهِۦ وَٱلۡمَسۡجِدِ ٱلۡحَرَامِ وَإِخۡرَاجُ أَهۡلِهِۦ مِنۡهُ أَكۡبَرُ عِندَ ٱللَّهِۚ وَٱلۡفِتۡنَةُ أَكۡبَرُ مِنَ ٱلۡقَتۡلِۗ
Şayet nefisleri öldürmede şer varsa, küfürden ve onun ehlinin üstün gelmesinden meydana gelen fitne bundan daha büyüktür. Öyleyse en azına tutunarak iki fesattan en büyüğü defedilir. İbn Teymiyye, 1/501.
Soru: Toplumun bir yandan küfre olan seyri, diğer tarafta cihada olan seyri… Hangisi fesat açısından daha büyüktür?
إِنَّ ٱلَّذِينَ ءَامَنُواْ وَٱلَّذِينَ هَاجَرُواْ وَجَٰهَدُواْ فِي سَبِيلِ ٱللَّهِ أُوْلَٰٓئِكَ يَرۡجُونَ رَحۡمَتَ ٱللَّهِۚ
Bu âyette, kulun yerine getirdiği ameller ne kadar olursa olsun, onlara dayanıp güvenmemesi gerektiğine, bilakis Rabbinin rahmetini, amellerinin kabul edilmesini ve günahlarının affolunup ayıplarının setredilmesini umması gerektiğine bir işaret vardır.Tefsîru’s-Sa‘dî, s. 98.
Soru: Bu âyette sâlih amel sahiplerine büyük bir uyarı vardır. O nedir?
إِنَّ ٱلَّذِينَ ءَامَنُواْ وَٱلَّذِينَ هَاجَرُواْ وَجَٰهَدُواْ فِي سَبِيلِ ٱللَّهِ أُوْلَٰٓئِكَ يَرۡجُونَ رَحۡمَتَ ٱللَّهِۚ وَٱللَّهُ غَفُورٞ رَّحِيمٞ ٢١٨
Bu âyette Yüce Allah, (يرجون) “umabilirler” buyurup onları övmüştür. Çünkü hiç kimse şu dünyadayken varacağı yerin cennet olacağını bilmez. Velev ki Allah’a itaatte istediği hadde ulaşsın. Bu, iki sebepten dolayıdır. Birincisi, sonunun ne şekilde biteceğini bilmemesi; ikincisi de ameline güvenmemesini sağlamak. Kurtubî, 3/432.
Soru: Onların amelleri büyük olmasına rağmen neden Yüce Allah (يرجون)) “umabilirler” buyurdu -ki bu, ihtimal sîgasıdır-?
كَذَٰلِكَ يُبَيِّنُ ٱللَّهُ لَكُمُ ٱلۡأٓيَٰتِ لَعَلَّكُمۡ تَتَفَكَّرُونَ ٢١٩
Yani âyetler üzerinde düşünürseniz böylelikle ondan hükümler çıkarır ve ona bağlı yarar ve maslahatları anlarsınız. Düşünmeyi dilemek âyetlerin açıklanmasında son noktadır. Böylelikle daha yararlı olanı alır, size faydası olmayıp zarar verenlerden veya faydasından çok zarar verenden kaçınırsınız. Âlûsî, 2/116.
Soru: Kur’ân âyetleri üzerinde tefekkür etmenin faydası nedir?