Kuran
ﮡ
ﱉ
ﭘ ﭙ ﭚ ﭛ ﭜ ﭝ ﭞ ﭟ
ﭠ ٧٣ ٧٣ ﭢ ﭣ ﭤ ﭥ ﭦ ﭧ
ﭨ ﭩ ﭪ ﭫ ﭬ ﭭ ﭮ ﭯ ﭰ ﭱ
ﭲ ٧٤ ٧٤ ﭴ ﭵ ﭶ ﭷ ﭸ ﭹ ﭺ
٧٥ ٧٥ ﭼ ﭽ ﭾ ﭿ ﮀ ﮁ ﮂ ﮃ
ﮄ ﮅ ﮆ ﮇ ٧٦ ٧٦ ﮉ ﮊ ﮋ
ﮌ ﮍ ﮎ ﮏ ﮐ ﮑ ﮒ ﮓ ﮔ
ﮕ ٧٧ ٧٧ ﮗ ﮘ ﮙ ﮚ ﮛ ﮜ
ﮝ ﮞ ﮟ ﮠ ﮡ ﮢ ﮣ ﮤ ٧٨ ٧٨
ﮦ ﮧ ﮨ ﮩ ﮪ ﮫ ﮬ ﮭ ﮮ
ﮯ ﮰ ﮱ ﯓ ﯔ ﯕ ﯖ ﯗ ٧٩ ٧٩
ﯙ ﯚ ﯛ ﯜ ﯝ ﯞ ﯟ ﯠ
ﯡ ﯢ ﯣ ٨٠ ٨٠ ﯥ ﯦ ﯧ ﯨ ﯩ
ﯪ ﯫ ﯬ ﯭ ﯮ ﯯ ﯰ ﯱ ﯲ ﯳ ٨١ ٨١
وَجَعَلۡنَٰهُمۡ أَئِمَّةٗ يَهۡدُونَ بِأَمۡرِنَا
Bu, Yüce Allah’ın, kulu üzerindeki en büyük nimetlerindendir; hidâyet bulanların kendisi vesilesiyle hidâyet bulacağı bir önder olması ve hak yolu takip edenlerin onun arkasından yürümesi... (Tefsîru’s-Sa‘dî, 527.)
Soru: Yüce Allah’ın İbrâhim’i u ve zürriyetini önder kılması ne ifade eder? Ve Kur’ân hafızı ile ilim talebesinin bu âyet-i kerîmeyi okuduğunda hissettiği nimet nedir?
وَأَوۡحَيۡنَآ إِلَيۡهِمۡ فِعۡلَ ٱلۡخَيۡرَٰتِ وَإِقَامَ ٱلصَّلَوٰةِ وَإِيتَآءَ ٱلزَّكَوٰةِۖ
(و اوحينا اليهم فعل الخيرات) “ve kendilerine hayırlı işler yapmayı” ifadesi Yüce Allah’ın ve kulların hakları namına işlenen hayırların hepsini kapsamaktadır. (واقام الصلاة وايتاء الزكاة) “namaz kılmayı, zekât vermeyi vahyettik” kavli özeli genele atfetme kabîlindendir. Bu ise namaz ve zekâtın üstün şerefi ve faziletinden dolayıdır. Yine bu iki ibadeti emredildiği üzere kâmil bir surette yerine getirirse dinini ikame etmiş olduğundan ötürü böyledir. Bu ikisini zayi eden ise bunların dışındaki ibadetleri hayli hayli zayi eder. Çünkü namaz, kendisinde Yüce Allah’ın hakkı olan amellerin en faziletlisidir. Zekât ise kendisiyle kullarına iyilikte bulunulan amellerin en faziletlisidir. (Tefsîru’s-Sa‘dî, 527.)
Soru: Namaz ve zekât hayırların genel kapsamına girmesine rağmen neden bir daha özellikle zikredildiler?
وَدَاوُۥدَ وَسُلَيۡمَٰنَ إِذۡ يَحۡكُمَانِ فِي ٱلۡحَرۡثِ إِذۡ نَفَشَتۡ فِيهِ غَنَمُ ٱلۡقَوۡمِ وَكُنَّا لِحُكۡمِهِمۡ شَٰهِدِينَ ٧٨ فَفَهَّمۡنَٰهَا سُلَيۡمَٰنَۚ وَكُلًّا ءَاتَيۡنَا حُكۡمٗا وَعِلۡمٗاۚ
(ففهمناها سليمان) “Böylece bunu (bu fetvayı) Süleyman’a Biz anlatmıştık.” Yani bu meseleyi ona kavratmıştık. Bu ifade, Yüce Allah’ın, bunun dışındaki meseleleri Dâvûd’a u anlatmadığı anlamına gelmez. Bundan dolayı bu meseleyi özellikle zikretmiş ve şöyle buyurmuştur: (وكلا)“her birine,” yani Dâvûd’a ve Süleyman’a (وكلا اتينا حكما وعلما) “(hükümdarlık, peygamberlik) ve ilim verdik.” Bu da hâkimin hak ve doğru olana bazen isabet ederken bazen de yanılabileceğine delildir. Ancak o, gayretini ortaya koyduktan sonra hata etme durumunda verdiği bu hükümle sorumlu değildir. (Tefsîru’s-Sa‘dî, 528.)
Soru: Hâkim, kâdı, muallim veya babalar, ne zaman yaptıkları hatalarda mazur görülürler?
وَدَاوُۥدَ وَسُلَيۡمَٰنَ إِذۡ يَحۡكُمَانِ فِي ٱلۡحَرۡثِ إِذۡ نَفَشَتۡ فِيهِ غَنَمُ ٱلۡقَوۡمِ وَكُنَّا لِحُكۡمِهِمۡ شَٰهِدِينَ ٧٨ فَفَهَّمۡنَٰهَا سُلَيۡمَٰنَۚ وَكُلًّا ءَاتَيۡنَا حُكۡمٗا وَعِلۡمٗاۚ
Hasen der ki: “Şayet bu âyet olmasaydı, kâdıları helâk olmuş görürdün. Ancak Yüce Allah Süleyman’ı u doğruya isabet etmesiyle övmüş, Dâvûd’u u ise içtihadında mazur görmüştür.” (Kurtubî, 14/237.)
Soru: Bu âyet-i kerîme üzerinden, Yüce Allah’ın ilim ehline ve kâdılara olan rahmetini açıkla.
وَسَخَّرۡنَا مَعَ دَاوُۥدَ ٱلۡجِبَالَ يُسَبِّحۡنَ وَٱلطَّيۡرَۚ
Çünkü O, insanların içerisinde Yüce Allah’a en çok ibadet eden, O’nu çokça anan, tesbih eden ve tâzim eden bir kişiydi. (Tefsîru’s-Sa‘dî, 528.)
Soru: Yüce Allah, dağların ve kuşların kendisiyle beraber Allah’ı tesbih etmesi hususunu neden Dâvûd’a u tahsis etti?
وَسَخَّرۡنَا مَعَ دَاوُۥدَ ٱلۡجِبَالَ يُسَبِّحۡنَ وَٱلطَّيۡرَۚ وَكُنَّا فَٰعِلِينَ ٧٩
Güçlü görüşe göre Yüce Allah’ın (و كنا فاعلين) “(Bunları) Biz yapmaktayız” buyruğu; (وسخرنا مع داود الجبال يسبحن والطير) buyruğunu tekit etmektedir. Bu tekidi gerekli kılan şey dağların boyun eğip tesbih etmesinin ilginç ve harikulade bir olay olması ve câhil kâfirlerin yalanlamalarının beklendiği bir yer olmasıdır. (eş-Şenkîtî, 4/232.)
Soru: Âyet-i kerîmenin (وكنا فاعلين) “(Bunları) Biz yapmaktayız.” cümlesiyle sonlanmasının sebebi nedir?
وَعَلَّمۡنَٰهُ صَنۡعَةَ لَبُوسٖ لَّكُمۡ لِتُحۡصِنَكُم مِّنۢ بَأۡسِكُمۡۖ فَهَلۡ أَنتُمۡ شَٰكِرُونَ ٨٠
Kulun, Rabbine şükretmesi, kendisine bahşettiği nimetleri itaatine yardımcı kılmasıdır. Rabbin kuluna şükrü ise, kulun az ameline bol mükâfatlarla karşılık vermesidir. (eş-Şenkîtî, 4/234.)
Soru: Kul ne zaman “şükreden” vasfına nâil olur? Rabbin, kuluna şükretmesi nasıl olur?