Kuran
ﮛ
ﱆ
ﭝ ﭞ ﭟ ﭠ ﭡ ﭢ ﭣ ﭤ ٣٣ ٣٣
ﭦ ﭧ ﭨ ﭩ ﭪ ٣٤ ٣٤ ﭬ ﭭ ﭮ ﭯ ﭰ
ﭱ ٣٥ ٣٥ ﭳ ﭴ ﭵ ﭶ ﭷ ﭸ ٣٦ ٣٦ ﭺ ﭻ
ﭼ ﭽ ٣٧ ٣٧ ﭿ ﮀ ﮁ ﮂ ٣٨ ٣٨ ﮄ ﮅ ﮆ
ﮇ ﮈ ﮉ ﮊ ﮋ ﮌ ﮍ
٣٩ ٣٩ ﮏ ﮐ ﮑ ﮒ ٤٠ ٤٠ ﮔ ﮕ ﮖ ﮗ
ﮘ ٤١ ٤١ ﮚ ﮛ ﮜ ﮝ ﮞ ﮟ ﮠ ﮡ
ﮢ ﮣ ﮤ ٤٢ ٤٢ ﮦ ﮧ ﮨ ﮩ ٤٣ ٤٣
ﮫ ﮬ ﮭ ﮮ ﮯ ﮰ ﮱ ﯓ ٤٤ ٤٤ ﯕ
ﯖ ﯗ ﯘ ﯙ ٤٥ ٤٥ ﯛ ﯜ ﯝ ٤٦ ٤٦
ﯟ ﯠ ﯡ ﯢ ﯣ ﯤ ﯥ ﯦ ﯧ ﯨ
٤٧ ٤٧ ﯪ ﯫ ﯬ ﯭ ﯮ ﯯ ﯰ ﯱ ٤٨ ٤٨
ﯳ ﯴ ﯵ ﯶ ﯷ ﯸ ﯹ ٤٩ ٤٩ ﯻ ﯼ
ﯽ ﯾ ﯿ ٥٠ ٥٠ ﰁ ﰂ ﰃ ﰄ ٥١ ٥١
قَالَ لَمۡ أَكُن لِّأَسۡجُدَ لِبَشَرٍ خَلَقۡتَهُۥ مِن صَلۡصَٰلٖ مِّنۡ حَمَإٖ مَّسۡنُونٖ ٣٣
Yüce Allah burada, İblîs’in (Âdem’e karşı) duyduğu haset, inat, kibir ve bâtılla övünme sebebiyle secde etmekten geri durduğunu haber vermektedir. (İbn Kesîr, 2/531.)
Soru: Gurur ve haset, sahibini en fazla hangi hadde ulaştırır?
قَالَ رَبِّ فَأَنظِرۡنِيٓ إِلَىٰ يَوۡمِ يُبۡعَثُونَ ٣٦ قَالَ فَإِنَّكَ مِنَ ٱلۡمُنظَرِينَ ٣٧
Yüce Allah’ın, onun duasına icabet etmesi ona biçtiği bir değerden dolayı değildir. Bilakis bu, Yüce Allah’tan, kendisi ve kullar için bir imtihan ve sınamadır. Tâ ki Mevlâ’sına itaat eden sadık ile öyle olmayan düşmanı ortaya çıksın. (Tefsîru’s-Sa‘dî, 431.)
Soru: Yüce Allah’ın İblîs’in duasına icabet etmesinin sebebi neydi?
قَالَ رَبِّ بِمَآ أَغۡوَيۡتَنِي لَأُزَيِّنَنَّ لَهُمۡ فِي ٱلۡأَرۡضِ وَلَأُغۡوِيَنَّهُمۡ أَجۡمَعِينَ ٣٩
(İblîs’in) süslü göstermesi iki şekilde olur: Ya mâsiyetleri işletmek ya da dünya süsüyle onları itaatten alıkoymak. (Kurtubî, 12/212.)
Soru: Şeytanın insana yaklaştığı iki kapıyı zikret.
قَالَ رَبِّ بِمَآ أَغۡوَيۡتَنِي لَأُزَيِّنَنَّ لَهُمۡ فِي ٱلۡأَرۡضِ وَلَأُغۡوِيَنَّهُمۡ أَجۡمَعِينَ ٣٩ إِلَّا عِبَادَكَ مِنۡهُمُ ٱلۡمُخۡلَصِينَ ٤٠ قَالَ هَٰذَا صِرَٰطٌ عَلَيَّ مُسۡتَقِيمٌ ٤١
Yani ihlâsları, imanları ve tevekkülleri sebebiyle kendilerini ihlâsa erdirip seçtiğin kullar hariç. (Tefsîru’s-Sa‘dî, 431.)
Soru: Şeytanın ayartmasından müstesna tutulanlar kimlerdir?
إِنَّ عِبَادِي لَيۡسَ لَكَ عَلَيۡهِمۡ سُلۡطَٰنٌ إِلَّا مَنِ ٱتَّبَعَكَ مِنَ ٱلۡغَاوِينَ ٤٢
İblîs’in ihlâs ve iman ehli olanlara bir hâkimiyeti yoktur. Bundan dolayı içinde Bakara sûresinin okunduğu evden kaçarlar. Keza Âyetü’l-kürsî, Bakara sûresinin son âyetleri ve benzeri, başlarına inen felaket mesabesinde olan Kur’ân âyetlerinden biri okunduğunda da oradan kaçarlar. (İbn Teymiyye, 4/131.)
Soru: Âyet, şeytanın kendileri üzerinde bir hâkimiyetinin olmadığı bir grubu zikretmiştir. Şeytanı kovmaya vesile olacak iki amelle beraber bunların kimler olduğunu zikret.
نَبِّئۡ عِبَادِيٓ أَنِّيٓ أَنَا ٱلۡغَفُورُ ٱلرَّحِيمُ ٤٩
Onlar Yüce Allah’ın rahmetinin ve mağfiretinin mükemmelliğini bilmiş olsalardı, ona ulaştıracak sebeplerin ardından koşar, günahlardan soyutlanır ve mağfiretine nâil olmak için tevbe ederlerdi. (Tefsîru’s-Sa‘dî, 432.)
Soru: Allah’ın çok bağışlayıcı ve pek esirgeyici olduğunu bildiğinde kulun tutumu nasıl olmalıdır?
نَبِّئۡ عِبَادِيٓ أَنِّيٓ أَنَا ٱلۡغَفُورُ ٱلرَّحِيمُ ٤٩ وَأَنَّ عَذَابِي هُوَ ٱلۡعَذَابُ ٱلۡأَلِيمُ ٥٠
Kulun kalbinin daima korkuyla ümit, arzuyla endişe arasında olması gerekir. Rabbinin rahmetini, mağfiretini ve lütfunu gördüğünde bunun kendisinde ümit ve arzuyu uyandırması gerekir. Aynı şekilde günahlarına ve Rabbine karşı yerine getirmesi gereken ibadetlerde kusurunu gördüğünde bunun da kendisinde korku ve endişe uyandırması ve netice itibariyle o günahlarından soyutlanması gerekir. (Tefsîru’s-Sa‘dî, 432.)
Soru: Şu dünya hayatında Müslümanın kalbinin nasıl olması gerekir?