Kuran
ﮙ
ﱅ
ﭘ ﭙ ﭚ ﭛ ﭜ ﭝ ﭞ ﭟ ﭠ ﭡ ﭢ
ﭣ ﭤ ﭥ ﭦ ٦ ٦ ﭨ ﭩ ﭪ ﭫ
ﭬ ﭭ ﭮ ﭯ ﭰ ﭱ ﭲ ﭳ ﭴ ﭵ ﭶ ﭷ
ﭸ ٧ ٧ ﭺ ﭻ ﭼ ﭽ ﭾ ﭿ ﮀ ﮁ ﮂ
ﮃ ﮄ ﮅ ﮆ ﮇ ﮈ ﮉ ٨ ٨ ﮋ ﮌ
ﮍ ﮎ ﮏ ٩ ٩ ﮑ ﮒ ﮓ
ﮔ ﮕ ﮖ ﮗ ﮘ ﮙ ﮚ ﮛ ﮜ ﮝ
ﮞ ١٠ ١٠ ﮠ ﮡ ﮢ ﮣ ﮤ ﮥ ﮦ
ﮧ ﮨ ﮩ ﮪ ﮫ ﮬ ﮭ ﮮ ﮯ ﮰ ﮱ ﯓ ﯔ
ﯕ ﯖ ﯗ ﯘ ﯙ ﯚ ﯛ ﯜ ﯝ ﯞ ﯟ ﯠ ﯡ
ﯢ ﯣ ﯤ ﯥ ﯦ ١١ ١١ ﯨ ﯩ ﯪ ﯫ ﯬ
ﯭ ﯮ ﯯ ﯰ ١٢ ١٢ ﯲ ﯳ ﯴ
ﯵ ﯶ ﯷ ﯸ ﯹ ﯺ ﯻ
ﯼ ﯽ ﯾ ﯿ ﰀ ﰁ ﰂ ﰃ ﰄ ١٣ ١٣
وَإِنَّ رَبَّكَ لَذُو مَغۡفِرَةٖ لِّلنَّاسِ عَلَىٰ ظُلۡمِهِمۡۖ
O’nun, kulları lehine olan hayrı, lütfu, ihsanı ve affı inmeye devam edip durur. Buna mukabil onlar ise şerleri ve isyanları O’na yükselmeye devam ederler. Onlar isyan eder ancak O kendilerini kapısına çağırır. Onlar suç işlerler, ancak buna rağmen onları hayrından ve ihsandan mahrum etmez. O’na tevbe etseler şüphesiz ki onları sever, çünkü O, çokça tevbe edenleri ve çokça temizlenenleri sever. Yok, onlar tevbe etmezlerse o zaman O, onların tabibi olur. Onları kusurlarından temizlemek için musibetlerle onları imtihan eder. (Tefsîru’s-Sa‘dî, 313-314)
Soru: Zulümlerine rağmen Yüce Allah’ın ihsan ve mağfiretinin kullarına nasıl ulaştığını açıkla.
وَإِنَّ رَبَّكَ لَذُو مَغۡفِرَةٖ لِّلنَّاسِ عَلَىٰ ظُلۡمِهِمۡۖ وَإِنَّ رَبَّكَ لَشَدِيدُ ٱلۡعِقَابِ ٦
Yani zulmetmelerine, gece gündüz hatalar işlemelerine rağmen Yüce Allah insanlara karşı merhamet ve af sahibidir, günahlarını örtücüdür. Daha sonra korku ile ümit arasındaki dengeyi sağlaması için Yüce Allah bu hükmü azabının şiddetli olmasına bağlamıştır. (İbn Kesîr, 3/483)
Soru: Aynı siyakta hem mağfiretini hem de azabını zikretmesinin faydası nedir?
لَهُۥ مُعَقِّبَٰتٞ مِّنۢ بَيۡنِ يَدَيۡهِ وَمِنۡ خَلۡفِهِۦ يَحۡفَظُونَهُۥ مِنۡ أَمۡرِ ٱللَّهِۗ
Mücâhid der ki: “Hiçbir kul yoktur ki uykusunda ve uyanık hâlinde kendisini cinlerden, insanlardan ve rahatsızlık verecek şeylerden korumak için kendisiyle sorumlu bir melek olmuş olmasın! Ancak Yüce Allah’ın kendisine isabet etmesine izin verdiği musibet bundan müstesnadır.” Ka‘b el-Ahbâr der ki: “Şayet Yüce Allah, yemenizde, içmenizde ve mahrem yerlerinizde sizleri koruyan melekler tayin etmemiş olsaydı cinler sizleri çarpardı.” (el-Beğavî, 2/515)
Soru: Müslümanın, meleklere ve kendileriyle sorumlu oldukları görevlere iman etmesinin semerlerinden birini açıkla.
لَهُۥ مُعَقِّبَٰتٞ مِّنۢ بَيۡنِ يَدَيۡهِ وَمِنۡ خَلۡفِهِۦ يَحۡفَظُونَهُۥ مِنۡ أَمۡرِ ٱللَّهِۗ
Hafaza meleklerinin amellere olan faydalarından biri de kul, meleklerin hazır bulunup amellerini saydığını bildiğinde -ki onlar bu işi en iyi yapan görevlilerdir- mâsiyetleri işlemekten sakınmaya daha yakın olur. Tıpkı başucunda bir kralın olduğunu bilen hizmetçilerin durumu gibi... Böyle bir kişi neredeyse mâsiyet işlemeye bile yeltenmez. (Âlûsî, 13/143)
Soru: Kişi, meleklerin kendisiyle beraber bulunduklarını hissettiğinde, bunun davranışlarına etkisi ne olur?
وَإِذَآ أَرَادَ ٱللَّهُ بِقَوۡمٖ سُوٓءٗا فَلَا مَرَدَّ لَهُۥۚ وَمَا لَهُم مِّن دُونِهِۦ مِن وَالٍ ١١
(واذا اراد الله بقوم سوءًا)“Allah bir topluma kötülük diledi mi,” yani azap edip helâk etmeyi, (فلا مرد له) “artık onun için geri çevrilme diye bir şey yoktur.” Yani onu reddedecek bir şey yoktur, (وما لهم من دونه من وال) “Onların Allah’tan başka yardımcıları da yoktur.” Yani kendisine sığınacakları bir sığınak da yoktur. (el-Beğavî, 2/518)
Soru: Bir kimse Yüce Allah’ın azabından kaçabilir mi?
هُوَ ٱلَّذِي يُرِيكُمُ ٱلۡبَرۡقَ خَوۡفٗا وَطَمَعٗا وَيُنشِئُ ٱلسَّحَابَ ٱلثِّقَالَ ١٢ وَيُسَبِّحُ ٱلرَّعۡدُ بِحَمۡدِهِۦ وَٱلۡمَلَٰٓئِكَةُ مِنۡ خِيفَتِهِۦ وَيُرۡسِلُ ٱلصَّوَٰعِقَ فَيُصِيبُ بِهَا مَن يَشَآءُ وَهُمۡ يُجَٰدِلُونَ فِي ٱللَّهِ وَهُوَ شَدِيدُ ٱلۡمِحَالِ ١٣
Kulları için rızıklarının asıl maddesini taşıyan yağmurları ve bulutları süren sadece bir tek O olduğuna göre, işleri evirip çeviren, kendilerinden korkulan ve kulları tedirgin eden büyük mahlûkatın dahi kendisine boyun eğdiği ve çok kuvvetli olan O zat kendisine ibadet edilip ortak koşulmamaya layık olan değil midir? (Tefsîru’s-Sa‘dî, 415)
Soru: Muhtelif kevnî güçlerin dahi Yüce Allah’tan korkmasından ve Yüce Allah’ın onlar üzerindeki tasarrufundan Müslümanın çıkaracağı ders nedir?
هُوَ ٱلَّذِي يُرِيكُمُ ٱلۡبَرۡقَ خَوۡفٗا وَطَمَعٗا وَيُنشِئُ ٱلسَّحَابَ ٱلثِّقَالَ ١٢
Yıldırımdan korkup, yağmurun fayda vermesini ümit ederek... Abdullah b. Zubeyr’den nakledildiğine göre, kendisi bir gök gürlemesi işittiğinde konuşmayı keser ve şöyle derdi: “Gök gürültüsü Allah’ı hamd ile tesbih eder. Melekler de O’nun heybetinden dolayı tesbih ederler.” Ardından şöyle derdi: “Muhakkak ki bu tehdit yeryüzü ehli (insanlar) için büyük bir tehdittir.” (el-Beğavî, 2/518)
Soru: Selefin gök gürlemesi işittiğinde veya bir şimşek gördüğünde nasıl davrandığını açıkla.