Kuran
ﮘ
ﱅ
ﭟ ﭠ ﭡ ﭢ ٥٣ ٥٣ ﭤ ﭥ ﭦ ﭧ ﭨ
ﭩ ﭪ ﭫ ﭬ ﭭ ﭮ ﭯ ﭰ ﭱ ﭲ ٥٤ ٥٤
ﭴ ﭵ ﭶ ﭷ ﭸ ﭹ ﭺ ﭻ ﭼ ٥٥ ٥٥ ﭾ
ﭿ ﮀ ﮁ ﮂ ﮃ ﮄ ﮅ ﮆ ﮇ ﮈ
ﮉ ﮊ ﮋ ﮌ ﮍ ﮎ ﮏ ﮐ ٥٦ ٥٦ ﮒ
ﮓ ﮔ ﮕ ﮖ ﮗ ﮘ ٥٧ ٥٧ ﮚ
ﮛ ﮜ ﮝ ﮞ ﮟ ﮠ ﮡ ﮢ
٥٨ ٥٨ ﮤ ﮥ ﮦ ﮧ ﮨ ﮩ ﮪ ﮫ ﮬ ﮭ ﮮ
ﮯ ﮰ ﮱ ﯓ ﯔ ﯕ ﯖ ٥٩ ٥٩ ﯘ ﯙ ﯚ
ﯛ ﯜ ﯝ ﯞ ﯟ ﯠ ﯡ ٦٠ ٦٠ ﯣ ﯤ ﯥ ﯦ
ﯧ ﯨ ٦١ ٦١ ﯪ ﯫ ﯬ ﯭ ﯮ ﯯ
ﯰ ﯱ ﯲ ﯳ ﯴ ﯵ ﯶ ﯷ
٦٢ ٦٢ ﯹ ﯺ ﯻ ﯼ ﯽ ﯾ ﯿ ﰀ ﰁ
ﰂ ﰃ ﰄ ﰅ ﰆ ﰇ ﰈ ٦٣ ٦٣
وَمَآ أُبَرِّئُ نَفۡسِيٓۚ إِنَّ ٱلنَّفۡسَ لَأَمَّارَةُۢ بِٱلسُّوٓءِ إِلَّا مَا رَحِمَ رَبِّيٓۚ إِنَّ رَبِّي غَفُورٞ رَّحِيمٞ ٥٣
Denilir ki nefisler üç kısımdır:
a- (النفس لامارة بالسوء) “aşırı şekilde kötülüğü emreden nefis” ki günahları ve mâsiyetleri işlemek suretiyle hevâya tâbi olmak bu nefse galip gelir.
b-(النفس اللوامة) “sürekli kendini kınayan nefis” de günah işleyip tevbe eden nefistir. Ondan hayır da neşet eder şer de. Ancak şer işlediğinde tevbe edip Rabbine yönelir. Bundan dolayı (لَوَّامَة) “çokça kınayan” diye isimlendirilmiştir. Çünkü işlediği günahlardan ötürü sahibini kınar. Ancak bu şekilde oyalanıp da vaktini geçirmez. Yani şer ile hayır arasında gidip gelmez.
c- Üçüncü nefis ise (النفس المطمئنة) “mutmain olmuş nefis”tir. Bu da hayır ve iyilikleri sevip onu (işlemeyi) ister. Şerden/kötülüklerden ise nefret edip bunları kerih görür. Bu, kendisi için artık bir ahlâk, âdet ve meleke hâlini almıştır. (İbn Teymiyye, 4/45)
Soru: Nefislerin kısımları nelerdir?
وَقَالَ ٱلۡمَلِكُ ٱئۡتُونِي بِهِۦٓ أَسۡتَخۡلِصۡهُ لِنَفۡسِيۖ فَلَمَّا كَلَّمَهُۥ قَالَ إِنَّكَ ٱلۡيَوۡمَ لَدَيۡنَا مَكِينٌ أَمِينٞ ٥٤
(Kralın) kendisiyle konuşmasından sonra bu sözü söylemesi, Yûsuf’un u Kral ile hikmetli ve etkili bir konuşma yaptığına işarettir. (Kral) onun konuşmasındaki güzelliği, sözündeki belâgatı ve selim aklı görünce onu güvenilir ve kendisine yakın kılmaya layık gördü. (İbn Âşûr, 13/7)
Soru: Kralın Yûsuf’a u (انك اليوم لدينا مكين امين) “Bugün sen yanımızda yüksek makam sahibi ve güvenilir birisin.” demesinin sebebi neydi?
قَالَ ٱجۡعَلۡنِي عَلَىٰ خَزَآئِنِ ٱلۡأَرۡضِۖ إِنِّي حَفِيظٌ عَلِيمٞ ٥٥
Vilayeti (görev üstlenmeyi) istemeye gelince şüphesiz ki Nebî ﷺ bunu kınamıştır. Yûsuf u (اجعلني على خزائن الارض اني حفيظ عليم) “Beni ülkenin hazinelerine tayin et.” sözüne gelince, bunda bir beis yoktur. Çünkü bu onları Allah’a davet etmeye, insanlar arasında adâletle hükmetmeye, zulmü ortadan kaldırmaya ve onların yapmadıkları hayırları yapmaya açılan bir yoldu. Ki onlar Yûsuf’un u hâlini bilmiyorlar idi. Ancak O rüyanın tabiriyle insanların hâlinin nereye varacağını pekâlâ biliyordu. İşte bu ve benzeri durumlarda bu hâl gibisiyle kendisinden nehyedilen hâlin arasındaki farkı ortaya koymak gerekir. (İbn Teymiyye, 4/55-56)
Soru: Vilayeti istemek kınanmış olmasına rağmen nasıl olur da Yûsuf u bunu istedi?
قَالَ ٱجۡعَلۡنِي عَلَىٰ خَزَآئِنِ ٱلۡأَرۡضِۖ إِنِّي حَفِيظٌ عَلِيمٞ ٥٥
Aynı şekilde âyet-i kerîme, kişinin kendisini üzerinde bulunduğu ilim ve herhangi bir fazilet ile vasıflandırmasının câiz olduğuna delildir. Mâverdî der ki: “Bu tüm vasıflar için mutlak bir hüküm değildir. Bilakis akrabalık bağını gözetmek gibi veya zahiren bir kazanca taalluk etmesi gibi hâllere mahsustur. Bunun dışındaki durumlarda yasaktır. Çünkü bunda nefsi temize çıkarmak, riyakârlık yapmak gibi (tehlikeler) söz konusudur. Şayet ondan daha faziletli olan bir kimse onu kötü vasıflardan tenzih edip güzel vasıflarını sayacak olsa, bu tabiî ki o kimsenin faziletine daha çok yakışır. Ancak Yûsuf’un u daha önce başından geçen olaylar ve ehline kavuşabilme umudu gibi birtakım gerekçeler sebebiyle, zaruret kendisini buna itmişti.” (Kurtubî, 11/386)
Soru: İnsanın kendi nefsini methedip övmesi câiz midir?
وَكَذَٰلِكَ مَكَّنَّا لِيُوسُفَ فِي ٱلۡأَرۡضِ يَتَبَوَّأُ مِنۡهَا حَيۡثُ يَشَآءُۚ نُصِيبُ بِرَحۡمَتِنَا مَن نَّشَآءُۖ وَلَا نُضِيعُ أَجۡرَ ٱلۡمُحۡسِنِينَ ٥٦
İbn Abbas ve Vehb dedi ki: “Yani sabredenlerin mükâfatını zayi etmeyiz. Çünkü o u kuyuya, köleliğe, zindana ve kadının davet ettiği Allah’ın haramlarına karşı sabretmişti.” (Kurtubî, 11/390)
Soru: Yûsuf’un u gösterdiği sabrın çeşitleri nelerdi?
وَلَأَجۡرُ ٱلۡأٓخِرَةِ خَيۡرٞ لِّلَّذِينَ ءَامَنُواْ وَكَانُواْ يَتَّقُونَ ٥٧
Ancak takvâ ile küçük-büyük günah olan haram işlerden uzak durulabilir, tam bir iman ile Yüce Allah’ın tasdik edilmesini emrettiği şeyleri kalp tasdik edebilir. Bunu da farz ve sünnet olan kalp ile âzaların amelleri takip eder. (Tefsîru’s-Sa‘dî, 401)
Soru: Âhiret yurduna ulaştıran takvâ ve imanın önemi nedir?
وَقَالَ لِفِتۡيَٰنِهِ ٱجۡعَلُواْ بِضَٰعَتَهُمۡ فِي رِحَالِهِمۡ لَعَلَّهُمۡ يَعۡرِفُونَهَآ إِذَا ٱنقَلَبُوٓاْ إِلَىٰٓ أَهۡلِهِمۡ لَعَلَّهُمۡ يَرۡجِعُونَ ٦٢
Denildi ki: “Geri dönmelerini sağlamak adına daha tetikleyici olması için sermayelerini geri vermedeki cömertliğini, iyilik ve ihsanda teminatı ibraz etmek istedi.” (el-Beğavî, 2/475)
Soru: Yûsuf’un u kardeşlerine olan keremini ve onları görmeye olan gayretini açıkla.