Kuran
ﮖ
ﱃ
ﭜ ﭝ ﭞ ﭟ ٦٣ ٦٣ ﭡ ﭢ
ﭣ ﭤ ﭥ ﭦ ﭧ ﭨ ﭩ ﭪ ﭫ
ﭬ ﭭ ﭮ ﭯ ﭰ ﭱ ٦٤ ٦٤ ﭳ ﭴ ﭵ ﭶ ﭷ
ﭸ ﭹ ﭺ ﭻ ﭼ ﭽ ﭾ ٦٥ ٦٥ ﮀ ﮁ ﮂ
ﮃ ﮄ ﮅ ﮆ ﮇ ﮈ ﮉ ﮊ ﮋ ﮌ
ﮍ ﮎ ﮏ ﮐ ﮑ ﮒ ﮓ ﮔ ﮕ ﮖ
ﮗ ﮘ ﮙ ﮚ ٦٦ ٦٦ ﮜ ﮝ ﮞ ﮟ
ﮠ ﮡ ﮢ ﮣ ﮤ ﮥ ﮦ ﮧ ﮨ
ﮩ ﮪ ﮫ ٦٧ ٦٧ ﮭ ﮮ ﮯ ﮰ ﮱ
ﯓ ﯔ ﯕ ﯖ ﯗ ﯘ ﯙ ﯚ ﯛ ﯜ ﯝ ﯞ ﯟ
ﯠ ﯡ ﯢ ﯣ ﯤ ﯥ ﯦ ﯧ ﯨ
ﯩ ﯪ ﯫ ٦٨ ٦٨ ﯭ ﯮ ﯯ ﯰ ﯱ ﯲ ﯳ
ﯴ ﯵ ٦٩ ٦٩ ﯷ ﯸ ﯹ ﯺ ﯻ ﯼ ﯽ
ﯾ ﯿ ﰀ ﰁ ﰂ ﰃ ٧٠ ٧٠
أَلَآ إِنَّ أَوۡلِيَآءَ ٱللَّهِ لَا خَوۡفٌ عَلَيۡهِمۡ وَلَا هُمۡ يَحۡزَنُونَ ٦٢
Nebî’nin "وَإِنَّا لَفِرَاقِكَ يَا إِبْرَاهِيمُ لَمَحْزُونُونَ" “Ey İbrâhim! Senin ayrılığın bizi fazlasıyla mahzun etti.” (Müslim, 2315.) sözünde olduğu gibi dünya hadiselerinden birinin kendilerine isabet etmesi sebebiyle üzülseler de şu kadar ki bu vicdanî olup kalpte karar kılmayan, bilakis sabır ile yok olup giden bir hüzündür. Aksi takdirde daimî olan hüzün onlara erişmez ki bu hüzün; zillet, düşmanın galibiyeti, din ve sultanın/otoritenin elden gitmesi sebebiyle doğan hüzündür. (İbn Âşûr, 11/218.)
Soru: Muttakilerden nefyedilen hüzün hangisidir ve dünyadaki hüzünlerden farklı mıdır?
ٱلَّذِينَ ءَامَنُواْ وَكَانُواْ يَتَّقُونَ ٦٣
Âyette geçen (و كانوا) “olanlardır” fiillinin sîgasından, takvânın kendilerinde kalıcı olduğuna, (يتقون) “takvâya ermişlerdir” fiillinin muzâri sîgasından ise takvânın kendilerinde yenilendiğine delil vardır. (İbn Âşûr, 11/218.)
Soru: Âyet-i kerîme, Allah dostlarının vasıflarından birinin de takvâya bağlı olmalarına nasıl delâlet etmiştir?
لَهُمُ ٱلۡبُشۡرَىٰ فِي ٱلۡحَيَوٰةِ ٱلدُّنۡيَا وَفِي ٱلۡأٓخِرَةِۚ
Dünyadaki müjdelere gelince; bunlar güzel övgü, müminlerin kalplerindeki sevgi, sâlih rüyalar, kulun Allah’tan gördüğü lütuflar, en güzel amelleri, ahlâkı kolaylaştırması ve kötü ahlâkları kendisinden savmasıdır. Âhiretteki müjdeye gelince, bunun ilki ruhların kabzedildiği anda müjdelenmesi, kabirde Yüce Allah’ın rızasıyla ve kalıcı nimetlerle müjdelenmesidir. Âhirette de nimet dolu cennetlere girmek ve elem verici azaptan kurtulmakla bu müjdeler tamamlanmış olur. (Tefsîru’s-Sa‘dî, 368.)
Soru: Müminin dünya ve âhiretteki müjdelerinden birkaç tablo zikret.
لَا تَبۡدِيلَ لِكَلِمَٰتِ ٱللَّهِۚ
Çünkü O sözünde sadık olandır. O ki takdir edip hükmettiğinde kimsenin karşı çıkamadığı zattır. (Tefsîru’s-Sa‘dî, 368.)
Soru: Allah’ın sözlerinde değişiklik olmamasında seni mutmain kılan nedir?
وَلَا يَحۡزُنكَ قَوۡلُهُمۡۘ إِنَّ ٱلۡعِزَّةَ لِلَّهِ جَمِيعًاۚ هُوَ ٱلسَّمِيعُ ٱلۡعَلِيمُ ٦٥
Âyette geçen (إن ٱلعزة لله جميعا) “Çünkü bütün izzet (ve üstünlük) Allah’ındır.” cümlesi Nebî’den ﷺ hüznü gidermesi için zikredilmiştir. Bundan dolayı bu ibare, nehiy cümlesinden ayrı zikredilmiştir. Sanki Nebî ﷺ şöyle demektedir: “Müşrikler bize saldırıyor ve bizi tehdit ediyorken -ki onlar kudret ve direnç sahibidir- ben nasıl üzülmeyeyim!” Cevaben şöyle söylenir: “Onların güçleri yok hükmündedir, çünkü o sınırlı ve geçicidir. Gerçek izzet ise seni (hak ile) gönderen Allah’a aittir.” (İbn Âşûr, 11/221.)
Soru: Yüce Allah’ın izzeti ile müşriklerin izzeti arasındaki büyük farkı açıkla.
قَالُواْ ٱتَّخَذَ ٱللَّهُ وَلَدٗاۗ سُبۡحَٰنَهُۥۖ هُوَ ٱلۡغَنِيُّۖ لَهُۥ مَا فِي ٱلسَّمَٰوَٰتِ وَمَا فِي ٱلۡأَرۡضِۚ إِنۡ عِندَكُم مِّن سُلۡطَٰنِۢ بِهَٰذَآۚ أَتَقُولُونَ عَلَى ٱللَّهِ مَا لَا تَعۡلَمُونَ ٦٨
Âyet-i kerîmede; üzerine delilin olmadığı her sözün cehâlet olduğuna, akaide dair görüşler için kat’î delillerin olması gerektiğine ve taklidin haktan uzak olduğuna delil vardır. (Âlûsî, 11/207.)
Soru: Sahih olan delili ve şer‘î ilmi terk etmenin tehlikesi nedir?
قُلۡ إِنَّ ٱلَّذِينَ يَفۡتَرُونَ عَلَى ٱللَّهِ ٱلۡكَذِبَ لَا يُفۡلِحُونَ ٦٩
Evet, kurtuluşa eremezler. Yine denildi ki: Dünyada kalmaya devam etmezler. (el-Beğavî, 2/371.)
Soru: Yüce Allah’a yalan uyduranların cezası nedir?