Kuran
ﮕ
ﱂ
ﭙ ﭚ ٢١ ٢١ ﭜ ﭝ ﭞ ﭟ ﭠ ﭡ ﭢ ﭣ
ﭤ ٢٢ ٢٢ ﭦ ﭧ ﭨ ﭩ ﭪ ﭫ
ﭬ ﭭ ﭮ ﭯ ﭰ ﭱ ﭲ ﭳ
ﭴ ﭵ ﭶ ﭷ ﭸ ﭹ ٢٣ ٢٣ ﭻ ﭼ
ﭽ ﭾ ﭿ ﮀ ﮁ
ﮂ ﮃ ﮄ ﮅ ﮆ
ﮇ ﮈ ﮉ ﮊ ﮋ ﮌ ﮍ
ﮎ ﮏ ﮐ ﮑ ﮒ ﮓ ﮔ ﮕ
ﮖ ﮗ ﮘ ﮙ ﮚ ﮛ ﮜ ٢٤ ٢٤ ﮞ ﮟ
ﮠ ﮡ ﮢ ﮣ ﮤ ﮥ ﮦ ﮧ
ﮨ ﮩ ﮪ ﮫ ﮬ ﮭ ﮮ
ﮯ ﮰ ﮱ ﯓ ﯔ ﯕ ٢٥ ٢٥ ﯗ ﯘ ﯙ
ﯚ ﯛ ﯜ ﯝ ﯞ ﯟ ﯠ
ﯡ ﯢ ﯣ ﯤ ﯥ ﯦ ﯧ ﯨ ﯩ ٢٦ ٢٦
يَٰٓأَيُّهَا ٱلَّذِينَ ءَامَنُواْ لَا تَتَّخِذُوٓاْ ءَابَآءَكُمۡ وَإِخۡوَٰنَكُمۡ أَوۡلِيَآءَ إِنِ ٱسۡتَحَبُّواْ ٱلۡكُفۡرَ عَلَى ٱلۡإِيمَٰنِۚ
(لا تتخذوا آباءكم و اخوانك) “...babalarınızı ve kardeşlerinizi (bile dost) edinmeyin:” Onlar ki insanlar arasından size en yakın olanlardır. Onlar bile bu hükmün altındaysa onların dışında kalan haydi haydi buna dahildir. Öyleyse severek ve hoşnutluk duyarak; (الكفر على الإيمان ) “küfrü imana,” (اولياء ان استحبوا) “tercih ediyorlarsa (onları) dost edinmeyin.” (Tefsîru’s-Sa‘dî, 332.)
Soru: Neden Yüce Allah özellikle babaları ve kardeşleri zikretmiştir?
قُلۡ إِن كَانَ ءَابَآؤُكُمۡ وَأَبۡنَآؤُكُمۡ وَإِخۡوَٰنُكُمۡ وَأَزۡوَٰجُكُمۡ وَعَشِيرَتُكُمۡ وَأَمۡوَٰلٌ ٱقۡتَرَفۡتُمُوهَا وَتِجَٰرَةٞ تَخۡشَوۡنَ كَسَادَهَا وَمَسَٰكِنُ تَرۡضَوۡنَهَآ أَحَبَّ إِلَيۡكُم مِّنَ ٱللَّهِ وَرَسُولِهِۦ وَجِهَادٖ فِي سَبِيلِهِۦ فَتَرَبَّصُواْ حَتَّىٰ يَأۡتِيَ ٱللَّهُ بِأَمۡرِهِۦۗ وَٱللَّهُ لَا يَهۡدِي ٱلۡقَوۡمَ ٱلۡفَٰسِقِينَ ٢٤
Bu buyruk, ehlini, malını ve meskenini Allah yolunda hicrete ve cihada tercih edene bir tehdittir. (İbn Cüzeyy, 1/354.)
Soru: Ehle, mala ve meskenlere aşırı derecede sevgi beslemenin tehlikesi nedir?
قُلۡ إِن كَانَ ءَابَآؤُكُمۡ وَأَبۡنَآؤُكُمۡ وَإِخۡوَٰنُكُمۡ وَأَزۡوَٰجُكُمۡ وَعَشِيرَتُكُمۡ وَأَمۡوَٰلٌ ٱقۡتَرَفۡتُمُوهَا وَتِجَٰرَةٞ تَخۡشَوۡنَ كَسَادَهَا وَمَسَٰكِنُ تَرۡضَوۡنَهَآ أَحَبَّ إِلَيۡكُم مِّنَ ٱللَّهِ وَرَسُولِهِۦ وَجِهَادٖ فِي سَبِيلِهِۦ فَتَرَبَّصُواْ حَتَّىٰ يَأۡتِيَ ٱللَّهُ بِأَمۡرِهِۦۗ وَٱللَّهُ لَا يَهۡدِي ٱلۡقَوۡمَ ٱلۡفَٰسِقِينَ ٢٤
Bu âyet, Allah ve Rasûlünü sevmenin farz olduğuna ve bu sevginin her şeyin önüne geçirilmesi gerektiğine en büyük delildir. Bu sevginin alâmeti ise şudur: Kişiye iki seçenek sunulsa; biri Allah ve Rasûlünün sevdiği, fakat kendi nefsinin arzu ve hevasına pay bulunmayan bir iş olsa, diğeri ise nefsinin sevip arzuladığı, ancak Allah ve Rasûlünün sevdiği bir ameli gerçekleştirmesine kısmen ya da tamamen engel olacak başka bir iş olsa; bu durumda nefsinin arzu ettiği şeyi Allah’ın hoşnut olduğu şeyin önüne geçirirse, işte bu, onun, üzerine düşen vecibeyi terk eden zalim bir kimse olduğunu gösterir. (Tefsîru’s-Sa‘dî, 332.)
Soru: Allah ve Rasûlünün sevgisi ne zaman kulun üzerinde kendini gösterir?
أَحَبَّ إِلَيۡكُم مِّنَ ٱللَّهِ وَرَسُولِهِۦ وَجِهَادٖ فِي سَبِيلِهِۦ فَتَرَبَّصُواْ حَتَّىٰ يَأۡتِيَ ٱللَّهُ بِأَمۡرِهِۦۗ وَٱللَّهُ لَا يَهۡدِي ٱلۡقَوۡمَ ٱلۡفَٰسِقِينَ ٢٤
Yüce Allah sevdiklerinin arasından cihadı, konumunu yüceltmek için özellikle zikretti. Zira bu amelde canların tehlikeye girmesi, malları infak etme, sevdiklerinden ayrılma gibi zorluklar olduğu için Yüce Allah bunu geri kalmanın beklendiği en güçlü yer kılmıştır. Özellikle sûrenin birçok münafığın ve bazı Müslümanların geri kaldığı Tebuk Gazvesi’nin hemen ardından inmesi bu mânayı güçlendirir. (İbn Âşûr, 10/153.)
Soru: Neden Yüce Allah âyet-i kerîmede özellikle cihadı zikretti?
لَقَدۡ نَصَرَكُمُ ٱللَّهُ فِي مَوَاطِنَ كَثِيرَةٖ
Yüce Allah, müminlere, Rasûlü ile katıldıkları birçok gazvede yaptığı yardımıyla kendilerine bahşettiği lütf-u ihsanını hatırlatıyor. Ve bunun sayılarının çokluğuyla veya teçhizatlarının gücüyle olmadığını, bilakis kendi katından, teyit etmesiyle ve takdiriyle olduğunu bildiriyor. Yine yardımın ve zaferin ancak kendi katından olduğunu tembih ediyor! (İbn Kesîr, 2/328.)
Soru: Zaferin Yüce Allah’a izafe edilmesinden istifade edilecek ders nedir?
وَيَوۡمَ حُنَيۡنٍ إِذۡ أَعۡجَبَتۡكُمۡ كَثۡرَتُكُمۡ فَلَمۡ تُغۡنِ عَنكُمۡ شَيۡـٔٗا وَضَاقَتۡ عَلَيۡكُمُ ٱلۡأَرۡضُ بِمَا رَحُبَتۡ ثُمَّ وَلَّيۡتُم مُّدۡبِرِينَ ٢٥
O gün müminler on iki bin kişiydiler. İçlerinden bazıları “Bugün azınlık sebebiyle mağlup olmayız.” dediler. Bunun üzerine Yüce Allah âcizliklerini göstermek istedi. Derken insanlar Rasûlullah’tan ayrılıp kaçmaya başladılar, öyle ki o, bineğinin üzerinde az bir askeriyle birlikte kalmıştı. Sonra Yüce Allah’tan yardım istedi, bir avuç dolusu toprak alıp kâfirlerin yüzüne atarak şöyle dedi: «هاشت الوجوه! “Bu yüzler kahrolsun!” Ardından ashabına nida etti, onlar da döndüler ve Yüce Allah kâfirleri hezimete uğrattı.
Soru: Bu âyette genelde ümmete, özelde de mücahitlere bir terbiye vardır. Bunu izah et.
وَيَوۡمَ حُنَيۡنٍ إِذۡ أَعۡجَبَتۡكُمۡ كَثۡرَتُكُمۡ فَلَمۡ تُغۡنِ عَنكُمۡ شَيۡٔٗا وَضَاقَتۡ عَلَيۡكُمُ ٱلۡأَرۡضُ بِمَا رَحُبَتۡ ثُمَّ وَلَّيۡتُم مُّدۡبِرِينَ ٢٥
Onlardan bazıları “Bugün azlık sorunu yaşayıp mağlup olmayız.” deyip bu söze dayandılar. Bu sebeple başlangıçta zikrettiğimiz olay gerçekleşti. Bu hezimet, geri dönene dek sürmüştü. (el-Beğavî, 10/149.)
Soru: Kişinin kendisiyle ve ferdî olsun içtimâî olsun imkânlarla övünmesinin tehlikesini açıkla.