Kuran
ﮓ
ﱁ
ﭛ ﭜ ﭝ ﭞ ﭟ ﭠ ﭡ ﭢ ﭣ ﭤ
ﭥ ﭦ ﭧ ﭨ ١٣١ ١٣١ ﭪ ﭫ ﭬ ﭭ
ﭮ ﭯ ﭰ ﭱ ﭲ ﭳ ﭴ ﭵ ١٣٢ ١٣٢ ﭷ
ﭸ ﭹ ﭺ ﭻ ﭼ ﭽ
ﭾ ﭿ ﮀ ﮁ ﮂ ﮃ
١٣٣ ١٣٣ ﮅ ﮆ ﮇ ﮈ ﮉ ﮊ ﮋ ﮌ ﮍ ﮎ
ﮏ ﮐ ﮑ ﮒ ﮓ ﮔ ﮕ ﮖ ﮗ
ﮘ ﮙ ﮚ ﮛ ١٣٤ ١٣٤ ﮝ ﮞ ﮟ
ﮠ ﮡ ﮢ ﮣ ﮤ ﮥ ﮦ ﮧ ١٣٥ ١٣٥ ﮩ
ﮪ ﮫ ﮬ ﮭ ﮮ ﮯ ﮰ ﮱ ﯓ
ﯔ ١٣٦ ١٣٦ ﯖ ﯗ ﯘ ﯙ ﯚ
ﯛ ﯜ ﯝ ﯞ ﯟ ﯠ ﯡ ﯢ ﯣ
ﯤ ﯥ ﯦ ﯧ ﯨ ﯩ ﯪ ﯫ ﯬ
ﯭ ﯮ ﯯ ﯰ ﯱ ﯲ ﯳ ﯴ ١٣٧ ١٣٧
فَإِذَا جَآءَتۡهُمُ ٱلۡحَسَنَةُ قَالُواْ لَنَا هَٰذِهِۦۖ
Yani “Biz buna müstahak olanlarız” deyip o nimetlerden ötürü Yüce Allah’a şükretmezler. (Tefsîru’s-Sa‘dî, 301.)
Soru: Kâfirlerin nimetlere karşı tutumları nasıldır?
فَإِذَا جَآءَتۡهُمُ ٱلۡحَسَنَةُ قَالُواْ لَنَا هَٰذِهِۦۖ وَإِن تُصِبۡهُمۡ سَيِّئَةٞ يَطَّيَّرُواْ بِمُوسَىٰ وَمَن مَّعَهُۥٓۗ أَلَآ إِنَّمَا طَٰٓئِرُهُمۡ عِندَ ٱللَّهِ وَلَٰكِنَّ أَكۡثَرَهُمۡ لَا يَعۡلَمُونَ ١٣١
(لكن اكثرهم لا يعلمون) “fakat onların çoğu bunu bilmezler.” Onların başına gelen kıtlık ve zorluklar Yüce Allah katından, günahları sebebiyle gelmiştir. (Kurtubî, 9/308.)
Soru: İnsanların çoğu cezanın ve imtihanların üzerlerine inmesinin sebebini biliyorlar mı?
فَأَرۡسَلۡنَا عَلَيۡهِمُ ٱلطُّوفَانَ وَٱلۡجَرَادَ وَٱلۡقُمَّلَ وَٱلضَّفَادِعَ وَٱلدَّمَ ءَايَٰتٖ مُّفَصَّلَٰتٖ فَٱسۡتَكۡبَرُواْ وَكَانُواْ قَوۡمٗا مُّجۡرِمِينَ ١٣٣
Yüce Allah tüm bunları “mûcizeler” şeklinde isimlendirdi. Çünkü bunlar Mûsâ’nın u doğruluğuna işaret eden delillerdir. Çünkü o (mûcizeler) kâfirlerin meydan okumalarından hemen sonra zikredilmiştir. Keza o mûcizeler Yüce Allah’ın gazabına delâlet etmiştir. (İbn Âşûr, 9/70.)
Soru: Neden Yüce Allah âyette zikri geçen şeyleri “mûcizeler” şeklinde isimlendirmiştir?
فَٱنتَقَمۡنَا مِنۡهُمۡ فَأَغۡرَقۡنَٰهُمۡ فِي ٱلۡيَمِّ بِأَنَّهُمۡ كَذَّبُواْ بِـَٔايَٰتِنَا وَكَانُواْ عَنۡهَا غَٰفِلِينَ ١٣٦
(و كانوا عنها) “onlardan,” âyetlerimizden... Yani onlar o âyetlerden ibret almadılar, öyle ki o âyetlerden gafillermiş gibi bir hâl aldılar. (Kurtubî, 9/315.)
Soru: Gafletin hakikati nedir?
فَٱنتَقَمۡنَا مِنۡهُمۡ فَأَغۡرَقۡنَٰهُمۡ فِي ٱلۡيَمِّ بِأَنَّهُمۡ كَذَّبُواْ بِـَٔايَٰتِنَا وَكَانُواْ عَنۡهَا غَٰفِلِينَ ١٣٦
Yani onların yalanlamalarına karşılık Biz de onları boğduk. Gaflet, zihnin bir şeyi hatırlamayı unutmasıdır. Buradaki “gaflet”ten kasıt ise kasten ihmalkârlık gösterip gafilliğe düşmesidir. Bu da âyetler hakkında tefekkür etmekten ve delâletleri üzerinde düşünmekten yüz çevirmekle olur. (İbn Âşûr, 9/75.)
Soru: Firavunun kavminin içine düştükleri gaflet hangi türdendir?
وَأَوۡرَثۡنَا ٱلۡقَوۡمَ ٱلَّذِينَ كَانُواْ يُسۡتَضۡعَفُونَ مَشَٰرِقَ ٱلۡأَرۡضِ وَمَغَٰرِبَهَا ٱلَّتِي بَٰرَكۡنَا فِيهَاۖ
Yüce Allah birçok âyette Şam topraklarını mübarek kıldığını haber vermiştir. O âyetlerden biri de Yüce Allah’ın şu kavlidir: “Hor görülüp ezilmekte olan o kavmi (Yahudileri) de, içini bereketle doldurduğumuz yerin doğu taraflarına ve batı taraflarına mirasçı kıldık.” (İbn Teymiyye, 3/194.)
Soru: Bu âyet-i kerîme Şam topraklarının bereketli olduğuna delildir. Bunu açıkla.
وَتَمَّتۡ كَلِمَتُ رَبِّكَ ٱلۡحُسۡنَىٰ عَلَىٰ بَنِيٓ إِسۡرَٰٓءِيلَ بِمَا صَبَرُواْۖ
Yani o sözün tamamlanmasıyla Yüce Allah’ın Firavuna karşı kendilerine va’dettiği zafer ve Firavunun helâki gerçekleşmiştir. (İbn Teymiyye, 3/194.)
Soru: Âyet-i kerîmede geçen Yüce Allah’ın sözünün tamamlanmasının mânası nedir?